Bu hafta konuğumuz Av. Özcan Pehlivanoğlu Türkiye’yi sarsan ve gelecek günlerimizi de etkileyecek olan ve dünyada daha önce görülmemiş ebatta depreme ilişkin görüş ve değerlendirmelerini alacağız…

1- Sayın Pehlivanoğlu, deprem konusunu muhalefet ve iktidar açısından değerlendirir misiniz?

Deprem konusunda hem iktidar hem muhalefetin yeterli olmadığı bir kez daha görülmüştür… Birçok acıdan olduğu gibi deprem konusunda da aralarında pek bir fark yoktur. Çünkü iktidar ve muhalefet benzer siyasi yapılardır. Ancak iktidarın ülkeyi 20 yılı aşkın bir süredir hem de tek başına yönetmesine rağmen yeterli çalışmaları yapmadığı ve tedbir alamadığı görülmektedir. İktidar ve muhalefetin yetersizliği üzerinden devlet düşmanlığı yapılması ise asla kabul edilemez. Yapılacak iş mevcut siyaseti tasfiye ederek ülkenin geleceğine dair siyasi kaygılar olmaksızın gerçekçi tedbirler almaktır.

2-Peki, Amik gölünün kurutulmasının ve tarım arazilerinin inşaata açılmasının depreme ait zarar boyutunu genişletmiş midir?

Tarım alanlarının ve özellikle ovaların imara açılması depremin ağır sonuçlar vermesine etki etmektedir. Amik Ovası’da buna bir örnektir… Ülkemizde buna benzer örnek çoktur… Bunun yanlış olması bilinmesine rağmen Cumhuriyet hükümetleri ve yerel yönetimler ısrarla bu yanlıştan vaz geçmemişlerdir. Sonuç ortadadır!

3- Deprem sonrası yardım faaliyetlerini n organizasyonu ve 3 gün gecikmeli ulaştığı hakkında bir kısım haberler var… Konu ile ilgili sizin değerlendirmeniz nasıl?

Bana göre hem devlet hem de iktidar bu kadar geniş bir coğrafyayı etkileyecek bir depremi öngörmüyordu. O yüzden yeterli hazırlığı yoktu. Hem yardım getirmesi gerekenlerde depreme maruz kaldı. Yolların çöktüğü hava alanlarının kullanılamaz hale geldiği bir depremde yardımların gecikmeli ulaşmasından dolayı devletin ve iktidarın eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Sadece hazırlıksızdılar böyle büyük bir afete… Ama kim olursa olsun böyle büyük bir coğrafyada bu yıkımı kolay kolay öngörmezdi. Eleştiri yaparken aklıselim davranmak gerekir diye düşünüyorum.

4- Bir hukukçu olarak sizce Cezai ve hukuki sorumlulukların yerine gelmesi için genel düzenlemeler yapılabilir mi?

Türkiye’de kanunlar vardır ama uygulama ve denetim zayıftır. Burada cezai ve hukuki düzenlemeler yanında devletin devrim niteliğinde kararlar alması ve uygulaması lazım… Ancak afetler konusunda yapılacak bu devrime halk ne kadar hazırdır sorusunun iyi cevaplanması lazım… Günlük hayat gailesine düşmüş olan halkın ezici çoğunluğu menfaatlerinden vaz geçmek istemeyecektir. Bu hususun çok planlı yapılması gerekir yani böyle bir afet devriminde imar ve iskan hareketlerine ihtiyaç duyulabilir. Osmanlı savaşlar ve göçler nedeni ile bu konuda çok tecrübeli idi. Başka örnek aramaya gerek yok.

5- Yardım konusunda bölgesel farklı uygulamalar yapıldı gibi haberler çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konu bir psikolojik savaş saldırısıdır. Türk Milleti böyle anlarda yardıma muhtaç olanların etnik kimliğine, mezhebine, inancına, ideolojisine bakmadan yardımı ulaştırır. Böyle bir şey olduğuna ihtimal dahi vermiyorum. Bunlar devlet ve iktidar aleyhine kullanılmak üzere yapılmış algı çalışmalarıdır. Fitne fesat hareketleridir. İtibar etmiyorum. Büyük Türk Milletinin de böyle düşündüğünü biliyor ve görüyorum.

6- Tarihsel süreçte birçok yok edici deprem bu bölgede yaşanmış buna rağmen ovalara doğru yayılışın mantıksal bir açıklaması var mı?

Türk Milletinin karakteristik özellikleri içinde bir hafıza sorunu var… Unutuyoruz! Ayrıca eğitim konusunda büyük zafiyetler içindeyiz… Bir de dış güçler ve işbirlikçi ihanet bu sorunları aşmamızı engelliyor. Hem de yüzyıllardan bu yana… Hâl böyle olunca mantıklı kararlar alamıyor ve doğru işler yapamıyoruz. Onun için her depremden sonra konuştuklarımız aynı şeyler. Tam bir “dejavu” hali! Bundan kurtulmak için millet olarak ruhsal halimize etki eden yanlışlardan (kolaycılık, tembellik, menfaatlerin öne alınması, aşırı rantseverlik gibi) kurtulmamız gerekiyor… Ne yazık ki, sorunun ana kaynağı insan meselemiz!

7- Demografik yapının değişimi ve göç dalgası hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Sadece bu depremde değil Türkiye’nin uzun yıllardır bir demografi ve göç sorunu vardır. Batı’nın ana projesi “Türksüz Türkiye”dir. O sebeple daima demografik yapıyı değiştirecek göçleri destekler ve içimizdeki işbirlikçi ihanet ile bunu uygulamaya sokar… Bu Türkler açısından en büyük tehlikedir. Çünkü Türkler kolay asimile olan bir millettir.

Türkiye’de Türkler üzerinde uygulanan “aile sağlığı ve nüfus planlaması” gibi kararlar Türklerin doğurganlığını azaltmış ve demografik dengeyi bozmuştur. Buna demografik dengeyi bir kez daha bozan göçler eklenince Türkiye’de her şey Türklerin aleyhine gelişmektedir. Son deprem vesileyle Türkler o coğrafyayı bir iç göçle terk edebilir. Buna engel olunmalı ve devlet tarafından tedbir alınmalıdır. Bu konu her bir Türk için yaşamsal mahiyettedir. Ancak iktidarı ve muhalefeti ile siyasetin bu konuya doğru baktığını yani Türk Milleti zaviyesinden meseleye yaklaştığını söylemek neredeyse imkansızdır.

8- Üniversitelerin açık öğretim düzenine geçmesi doğru bir karar mi?

Üniversitelerin açık veya uzaktan eğitime geçmesi doğru olmamakla birlikte fiziki şartların böyle bir karar alınmasına neden olduğunu düşünüyorum. Düşünün binalar ve yurtlar yıkılmış, üniversite öğretim üyeleri, çalışanları, öğrencilerin bir kısmı hayatını kaybetmiş, barınma sorunu ve diğer sorunlar yığılmış nasıl sağlıklı bir eğitim yapılabilir? Elbette eğitim çok elzem ve önemli bir mesele bunu söylerken diğer hususları göz ardı etmeyelim. Şu an ülkemiz çok olağanüstü şartlar içinde bulunuyor. Bu konuya bu açıdan bakmak gerekir.

9- Risk Yönetimi hakkında hükumet sizce ne durumda

Hükümet bir kapalı kutu! Ne yapıyor ve ne kararlar alıyor dışarıya yansıdığını pek zannetmiyorum. 20 yıllık iktidarları boyunca aldıkları kararlar ile birçok yaptıklarına ağır eleştiriler getirdim. Beğendiğim çalışmalar nedeni ile de açık teşekkürler de bulundum. Partizanlık yaptıkları da açık bir gerçek… Liyakat ve ehliyete göre değil kendi ideolojilerine göre davranıyorlar. Hâlbuki bazı konular bunu kaldırmaz. Deprem ve sonucunda ortaya çıkan tabloda bunlardan biri.. Bu tablo bana sanki ülkeyi değil de kendilerini düşündüklerini gösteriyor. O sebeple risk yönetimini ülke adına doğru bir şekilde gerçekleştirdiklerine dair ağır şüphelerim var. Ama yine de yanılmayı diliyorum.

10- Konteyner kentleri in geçici olmasını yerinde karar yoksa deprem olasılığı ile beraber sürekliliği mi doğru karar olur?

Bana göre her ilde böyle afet anlarında kullanılacak rezerv alanları, çadır ve konteynerların hazır olması lazım. Bunu yapabiliyor muyuz? Elbette hayır… İstanbul’da olması muhtemel deprem için ayırılan toplanma alanlarına AVM yaptık ya da imara açtık… Bu alanların sadece deprem bölgesi değil deprem olasılığının güncel ve pek muhtemel olduğu her yerde hazırlanması ve mevcutlarında korunması gerektiğine inanıyorum… Çünkü deprem sonrasında yetişmek çok zor oluyor. Bunu bu depremde de gördük. Ancak doğru kararlar almak bilim adamlarına, şehir plancılarına ve halkın desteği ile görevde olan siyasilere düşüyor.

11- Normalleşme mümkün müdür? Ekonomik maliyetlerin toplumun diğer kesimlere yansıması nasıl olacaktır?

Elbette normalleşeceğiz. Ancak bunun süresi önemli. Benim fikrime göre “süresiz bir normalleşme” içine girmek zorundayız. Bir sonraki depreme kadar normalleşmesi bizi hiç tatmin etmemeli. Kaynaklar doğru bir şekilde değerlendirilerek normalleşme süreci hızlanmalıdır. Türk Milleti takdiri ilahi dışında her meselenin halledilebileceğinin farkına varmalıdır. Elbette kadere inanıyoruz ama insan ve toplum olarak üzerimize düşeni yaptıktan sonra! Biz gidelim fay hattının üzerine 15 katlı apartman yapalım sonra bunlara milyonla para verelim ve deprem olunca da kader diyelim… Olmaz efendim olmaz… Ben Türk Milletinin refah içinde insanlık onuruna uygun gururla bir yaşam sürmesinden yanayım. Onun için daimi bir normalleşme gerektiğini söylüyorum. Olayın Türkiye’nin kırılgan ekonomisine olumsuz etkilerde bulunacağı muhakkaktır. Ancak biz ne badireleri atlatmış bir milletiz merak etmeyin bunun da altından kalkarız yeter ki aleyhimize yürütülen politikaların farkında olalım ve gereken tedbirleri alalım.

12- Seçim ertelenir mi?

‘Millî Mücadele’nin Dinci Muhalifleri’ ‘Millî Mücadele’nin Dinci Muhalifleri’

Seçimler her halükarda ertelenmelidir. Bunu bir hukukçu ya da siyasetçi değil Türk vatandaşı kimliğimle söylüyorum. Çünkü Türkiye nüfusunun 15 milyonu bu depremden etkilenmiştir. Yer değişimleri söz konusudur. İnsanlarımızın psikolojileri doğal olarak yaşadıkları travma sonucu iyi değildir. Fiziki şartlar noksandır. Yapılacak bir seçim sağlıklı sonuçlar doğurmaz ve Türkiye üst üste seçimler yaşayabilir. Bu ülkeye daha ekonomik faturalar ve sosyal çalkantılar olarak dönebilir. O sebeple doğru düşünmek gerekir. Bu nedenle seçimler Kasım ayına veya bir yıl sonrasına ertelenmelidir. Bu düşünceme tepki gösterenler olacaktır. Ancak deprem bölgesinde yaşananları ve bunların ülke geneline yansımalarını düşündüğümüzde bunun yani seçim ertelemenin doğru bir karar olacağını düşünüyorum. Bu sebeple iktidar ve muhalefeti bir vatandaş olarak sorumlu davranmaya davet ediyorum.

Editör: Kerim Öztürk