Genel olarak bizler dünyada ve ülkemizde olup bitenlerden haberdar olsak dahi onlara yeterli zamanı ayıramamakta ve ilgiyi gösterememekteyiz. Buna değişik oyunların çevrilmek istendiği Doğu Karadeniz Bölgesi de dahildir. Ülkenin hayati ve asıl meseleleri ile gerektiği gibi ilgilenmek yerine çok marjinal kalan konularla uğraşırız. Bunların yerine giyim-kuşamla, lüks hayata özenme ile, arabamızı, telefonumuzu ve evimizi değiştirmekle, aşırı magazine giren onun bunun şahsi meseleleriyle, siyasi dedikodularla, tatil yerimiz ve tatil süresiyle, aşırıya kaçan futbol tutkusu ve benzerleriyle uğraşır olduk. Tüketim, üretim yerine statü kazandıran bir alan oldu. Biraz sıkışınca üretimden de vaz geçer, kapıya kilit vurur olduk. Birçok üzücü örnekler karşısında istesek de istemesek de Atatürk dönemi Türkiye’sini aramamak mümkün değildir.  

Sporla biz de ilgilendik; değişik yan konularla uğraşmayı yanlış bulanlardan hiç olmadık; ama Türkiye’nin beka sorunu daima ön planda gelir ve gelmelidir. Ülkemiz hiçbir dönemde rahat bırakılabilecek bir ülke değildir. Gün gelir Ermenistan, gün gelir Batı’nın şımarık çocuğu Yunanistan birtakım garip taleplerde bulunur. Bazı ülkeler ve çevreler de dost bildiğimiz sözde müttefiklerimiz tarafından kışkırtılır. Savunmadan ekonomiye kadar iplerin kendi ellerinde olması istenir. Yunanistan’ın yıllardır sürdürdüğü düşmanca politika ortadadır. Bu politika barış ve istikrarı her an bozmaya dönüktür. Batı Trakya Türklerine ve Ege’deki sığınmacılara milletlerarası yasaları ve insan haklarını çiğneyen her şey yapılmıştır. Ülkemizde birçok STK vardır ama çoğu iktidarla pazarlık halindedir. Milli dava ve meselelere uzaktır. Münakaşa ve hatta kavgaya sürekli hazır siyasetçilerimiz doludur ama bunların bir kısmı enerjilerini birbirine karşı kullanarak şahsi ve parti çıkarlarını öne alırlar. Milli meseleler çoğu kere sahipsiz ve öksüz kalır. NATO üyesi olmamıza rağmen dost ve müttefiklerin Türkiye’ye karşı nasıl çifte standart politikaların uygulandığı her gün görülmektedir. Bunlar fark edilir ama bütün ihanet ve düşmanlıklara karşı mütekabiliyet esası bize pek kullandırılmaz. Birbirimizle uğraşmaktan adeta büyük zevk alırız. Milli meselelerde ve milli davalarda bir ve beraber olmada eksiklerimiz vardır. Yanlış ve eksiklerimizi görmeme hastalığımız devam etmektedir. Bunun tipik örneği Trabzon’da ortaya çıkan ve Pontusçuluğun pompalandığı sözde ayindir.   

15 Ağustos 1461 tarihinde Trabzon Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir. Şahsen bu fetih törenlerine iki defa katılmaktan mutlu olmuştum. Son yıllarda bu törenlerin kutlanmasına devam edilip edilmediğini tam bilemiyorum. İstanbul’un Fethi kutlamalarındaki değişikliği görünce kesin bir şey söyleyemiyorum.

15 Ağustos 2022 tarihinde Trabzon’da önemsenecek bir olay oldu. Fener Rum Patriği Trabzon’a gitti ve birçok ülkeden gelenlerle birlikte ayin düzenledi. Nedense hiçbir zaman ekümenik olamayan bu Patrik her gittiği yerde olay olabiliyor. Asıl yanlış 15 Ağustos tarihinde Sümela’da özel izinli ayine tarih verilirken yanlış tarih seçilmesidir. Aslında gerekli izinin, Fetih’in 15 Ağustos tarihi dışında verilmesi uygun olurdu. Bu izni verirken neden 15 Ağustos 1461 hiç dikkate alınmamıştır? Asıl tehlike, bu gibi konularda Trabzon ve Türkiye üzerindeki devam eden hain emellere karşı hassasiyetin biraz kaybedilmiş olmasıdır.

Şampiyonluğu ile Türk milleti olarak büyük gurur duyduğumuz ülke içinde ve dışında yaşayan Türkleri son derece mutlu eden bu sonuç dolayısıyla kutlamalar yapılmış ve milli duygu yükselmiştir. Ancak topraklarımıza göz diken emperyal güçlerin taşeron olarak kullandığı çevrelere karşı gerekli karşılıkları yeterince verememişizdir. Bunlara karşı demokratik tepki haklarımız yerinde ve gerektiği gibi kullanılamamıştır. Siyasette birçok siyasetçinin bu konuda çıkış yapmalarını beklerdik. Ancak sadece MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve Zafer Partisi Başkanı Ümit Özdağ’dan başka konuya eğilen pek olmadı. Bir dönem Pontusçuluk iddiasıyla yurt dışı edilen Yorgo’nun damadı havaalanında Patriğin de istediği planlı bir gösteri yapmıştır. Ardından ikram sofrası kurulmuştur. Trabzon Spor atkısı üzerine Patriği ekümenik yapan malum yazı konulmuş ve kendisine suç dosyası kabarık sözde bir iş adamı tarafından hediye edilmiştir. Konudan Trabzon Spor yönetiminin pek haberi olmasa da gerekli tepki verilmemiştir. Sadece yönetimin değil, genelde Trabzon üstüne yer yer yaz sıcağı ve ağırlığı adeta çökmüştür. Aslında bu yaz sıcağının ağırlığı sadece Trabzon için geçerli değildir. Türkiye’nin üzerine son yıllarda yaz kış demeden böyle bir duyarsızlık çökmüş insanlarımız ve kuruluşlarımız çoğu kere gerekli tepkiyi vermekten çekinir olmuşlardır. Aslında bu ilgisizlik ve bananecilik ülkemizin önemli bir sosyal hastalığıdır.    

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL