Bundan yaklaşık 14 yıl önce, “MONTRÖ SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİ ÇERÇEVESİNDE ALTIN FRANK UYGULAMASINA İLİŞKİN TARTIŞMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ” başlıklı bir bilimsel makale yazmıştım. Bu makale hakemli bir dergide yayımlanmıştı.

Özetle, Türkiye’nin Boğaz geçiş ücretlerinden Montrö Sözleşmesi gereği hakkı olan ücreti alamadığı, alması gereken miktarın aldığı miktarın en az 22 katı olduğunu, ancak 1983 yılından beri yapılan uygulama ile mevcut durumda yüzde 96’ya varan indirimli bir ücret aldığını belgeler ve hukuki gerekçelerle anlatmaya çalışıyordum.

Makalemde:

- 1936 yılında imzalanan Montrö Sözleşmesi, Türk Boğazlarından geçen gemilerin fener, tahlisiye ve patente ücretini ödemek durumunda olduklarını ve Sözleşme’nin 1. Lahikası gereğince de ticaret gemilerinin geçişi sırasında alınacak ücretlerin net ton başına ve hizmet türü itibariyle Altın Frank üzerinden olacağını hükme bağladığını,

- 1 Altın Frank’ın ise 0,290323 gram saf altına karşılık geldiğini ve 1983 yılına kadar kesintili de olsa aşağı yukarı bu ölçüde ücretlendirme yapıldığını,

- Ancak 07/02/1983 tarih ve 83/6032 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1 Altın Frank’ın indirimli değeri 0,8063 dolar olarak Merkez Bankasınca tespit edildiğini,

- Yani 1 gram altının 2,777725 ABD dolarına eşit olarak kabul edildiğini, bir başka deyişle,1 ons altının 86,38 ABD dolarına denk olduğu şeklinde Türkiye tarafından sabitlenmiş olduğunu,

- O tarihten beri hesaplamanın bu yöntemle yapıldığını,

- Halbuki makalenin yazıldığı tarihler itibarı ile, 1 ons altın fiyatının bin 800 ABD doları civarında olduğunu,

- Yani o günün fiyatları ile 1 gram altının fiyatı sabitlenen fiyatın yaklaşık 21 katı olan 60 ABD doları olduğunu, bu durumda 1 Altın Frank’ın 0,8063 ABD doları yerine en az 14-15 ABD doları şeklinde kabul edilmesi gerektiğini,

- Ama devletimizin Boğazlardan geçiş yapan gemilerden olması gerekenden en az 20 misli daha düşük ücret aldığını,

Osmanlı’nın Kürtleştirdiği  Türkler! Osmanlı’nın Kürtleştirdiği Türkler!

- Türkiye ise Ulaştırma Bakanlığı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Fener ve Tahlisiye Ücret Tarifesi'ne göre Türk Boğazlarından yılda (2010 yılı rakamlarına göre) sadece 150 milyon ABD doları geçiş ücreti elde edebildiğini, bu ücretin aslında 3 milyar ABD doları olması gerektiğini yazmıştım.

TÜRKİYE’NİN “ANASININ AK SÜTÜ GİBİ HELAL” BU PARAYI ALMASI GEREKTİĞİNİ HER ORTAMDA YILLARCA DİLE GETİRDİM

Görevdeyken ve istifa ettikten sonra bu konuyu her konferansımda dile getirdim.

Bu konularla ilgili kişi ve kurumlarla yaptığım toplantılarda ve konuşmalarda bu hakkımızın alınması gerektiğini anlattım.

Bilgi notları hazırladım ve yetkili kişilere ya gönderdim ya da ulaştırılması ricasında bulundum.

İstifa ettikten sonra katıldığım hemen her televizyon programında, verdiğim röportajda, yaptığım söyleşilerde bıkmadan usanmadan dilimin döndüğünce bu konuyu anlattım.

2022’de yayımladığım “Soru ve Cevaplarla Montrö Nedir? Ne Değildir?” başlıklı kitabımda yine Altın Frank uygulaması gerekliliğini yazdım.

Ve nihayet 29 Ağustos 2022 tarihinde Altın Frank karşılığı ücretlendirmeyi gündeme getirme çabalarımız netice vermiş ve Boğaz geçiş ücretleri beş kat artırılmıştır.

1983’TEN BERİ 39 YILLIK ZARAR YAZAN UYGULAMAYA 2022’DE KISMEN SON VERİLMİŞTİR

Kararın yürürlüğe girdiği 7 Ekim 2022 tarihinden itibaren Boğaz geçişlerinden günde elde ettiğimiz ücret beş kat yükselmiştir.

Eğer 2010 yılı verilerini dikkate alırsak ve Boğaz geçiş ücretlerinden 150 milyon dolar aldığımızı varsayarsak, bu ücret şimdilerde beş kat artarak neredeyse 750 milyon doları bulduğunu söylemek de mümkündür.

Tabii ücret ve gelir hesaplamalarını Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğümüz detaylı şekilde yapmaktadır.

Bu neredeyse kemiksiz lop et gibi masrafsız bir kazançtır.

Bu artırıma bazı devletler ve armatörlerin tepki gösterdiğini ancak devletimizin yetkililerinin bu tepkileri dikkate almadığını duydum.

Hem Boğaz geçiş ücretlerini artırma kararı alan hem de gelen tepkilere kulak asmayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızı kutluyorum.

Doğrudan 22 kat artırmak yerine, başlangıçta beş kat ve daha sonra tedricen yıllık olarak ücretin artırılması benim de makalemde birtakım taraflardan gelecek tepkilerin önlenmesi için önerdiğim bir uygulama yöntemiydi.

Ancak o günden bugüne maalesef ülkemizde 6 Şubat 2023’te büyük bir deprem felaketi yaşanmıştır.

Depremin yol açtığı zararları gidermek ve şehirleri yeniden inşa etmek için ciddi gelir kaynaklarına ihtiyaç vardır.

Deprem felaketinin ardından Türkiye’nin elde edebileceği her bir kuruş daha önemli ve daha değerli hale gelmiştir.

OLMASI GEREKTİĞİ SEVİYEYE ÇIKARILACAK BOĞAZ GEÇİŞ ÜCRETLERİ DEPREM YARALARINA İLAÇ OLABİLİR

İşte Montrö Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde Boğazlarımızdan geçen gemilerden alınan ücretlerin 1 Altın Frank’ın içerdiği 0,29 gr. altın fiyatı esasına göre tam karşılığıyla alınması yaşadığımız büyük deprem felaketinin giderilmesi için de önemli bir ek gelir kalemi olacaktır.

Zira günümüzde 1 gram altının fiyatı 63-64 dolar bandındadır ve 0,29 gram altın içeren Altın Frank’ın karşılığı ise yaklaşık 17-18 ABD dolarıdır. Yani 1983 yılı uygulamasına göre günümüzde 23 kat daha fazla gelir elde etmemiz mümkündür. Bu da asgari 3 milyar dolar seviyesinde masrafsız gelir demektir.

Depremin gerektirdiği kaynak ihtiyacı da ortaya konularak, Boğaz geçiş ücretlerinin olması gerektiği seviyeye yani şu anki uygulamanın yaklaşık dört katına çıkarılmasını ilgili devlet, sektör ve diğer tarafların anlayışla karşılaması mümkündür.

En azından bizi anlayışla karşılamalarını istemeli ve beklemeliyiz.

Sözün özü, Boğaz geçiş ücretlerinde Montrö Sözleşmesi'nden kaynaklanan hak ettiğimiz ücreti alma zamanı, bu zamandır.

Cihat Yaycı

Editör: Kerim Öztürk