Deprem öncesinde ne kadar yönetim ve organizasyon beceriksizliği varsa deprem sonrasında da devam etti, ediyor...

Deprem öncesinde ne kadar algı operasyonu ve yalan dolan varsa deprem sonrasında da devam ediyor.

Depremin yaraları sarılacakken birilerinin asıl amacının yine siyasi ve ekonomik rant elde etmek olduğu anlaşılıyor. Üstelik deprem öncesi işledikleri suçları da örtbas etmeye çalışıyorlar... Bu suçlar yüzünden on binlerce insan öldü...

***

Hani bir Kerkük türküsü vardır, ilk kıtası "Yıktılar kal'amızı, Sürdüler balamızı, Daha can boğazdayken, Çektiler salamızı, Verdiler salamızı." şeklindedir.

Bu türkü idam kararı verilen ama daha sehpadayken en yakın camiden salası okunan Türk önderleri için yakılmıştır...

Büyük depremde de daha ilk gün enkaz altında on binlerce insan henüz sağken Türkiye'deki bütün camilerden sala okunması bana Kerkük Türkmenlerinin başına geleni hatırlattı.

Ardından da enkaz kaldırmak için talimat verilmesi, bir şekilde hayatta kalmış insanları öldürmek değil midir? Bu bir katliam değil midir?

***

Türkünün son kıtasında, "Elinde yâd elinde, Öt bülbül yâd elinde, Bir diyar mezar olsun, Kalmasın yâd elinde." denilir...

Şimdi özellikle Antakya, on binlerce kişiye mezar olurken, sağ kalanlar şehri terk etmek zorunda kaldı. Tabii o güzel Antakya artık yok.

Antakya yeniden kurulacak elbette ama şimdiki yerinde olmaz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum"Adıyaman'dayız. Depremden etkilenen illerimize giderek yeni yerleşim alanlarını belirliyoruz. İl yöneticilerimiz, belediyelerimiz, milletvekillerimiz, STK'larımız ve akademisyenlerimizin görüşlerini alacak; en doğru yere, zemine, en doğru teknikle güvenli yuvalarımızı yapacağız. Deprem bölgesinde yeni belirleyeceğimiz yerleşim alanlarımızda tüm ekiplerimizle çok titiz bir çalışma yürütüyoruz. Mikro bölgeleme ve zemin etüt gibi ön çalışmalar doğrultusunda en doğru yeri belirleyeceğiz." dedi ama bu işler aceleye gelmez...

Osmanlı’nın Kürtleştirdiği  Türkler! Osmanlı’nın Kürtleştirdiği Türkler!

Yeni şehirlerde hak sahipliği, mevcut tapu durumuna göre mi belirlenecek yoksa başka bir kriter mi kullanılacak açıklanmadı ama şu andaki öncelik, konteyner kentlerin kurularak, deprem bölgesinde kalan yurttaşların ihtiyacını karşılamak olmalı. Bu arada hayvanların yem ihtiyacını da unutmamak gerekir.

İşler aceleye getirilirse, bir bakmışsınız ki 40 asırlık Türk yurdunun nüfusu değişmiş! 

***

Atatürk, Hatay için "40 asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz" demişti.

40 asır... Dört bin yıl...

Atatürk, bu sözü söylerken neye dayanıyordu?

Atatürk, herhalde "Reşideddin Tarihi"ni okumuştu. Reşideddin tarihine göre Oğuz Kağan, sadece bir destan kahramanı değil, gerçek bir şahsiyetti ve Batı seferinde bugünkü Irak ve Suriye'yi fethederek Mısır'ı da vergiye bağladığı süreçte, Antakya'yı 17-18 yıl başkent olarak kullanmıştı. Oğuz Kağan, Karabağ'ı da yaylak olarak değerlendirmişti.

Atatürk ise bu sözü Adana'da 15 Mart 1923'teki karşılanışı sırasında, siyahlara bürünmüş bir grup kadın içinden çıkıp, "Antakya ve İskenderun'u da kurtar" yazılı pankart taşıyan ve ayrıca beş dakikalık bir konuşma yapan Antakyalı genç kızlara hitaben söylemişti...

Atatürk sözünü unutmadı ve ölüm döşeğinden kalkıp Adana'ya gitti ve son nefesine kadar Hatay'ı takip etti... Hatay'ın bağımsızlık kararı alması, Ata'nın sağlığında gerçekleşti. Ana vatana katılması ise Ata'nın ölümünden yedi ay sonradır...

Türk Milleti, Ata'nın emanetine özen göstermelidir.

Editör: Kerim Öztürk