Bazı sorulara olumlu cevap verebilmek için depremlerden alabileceğimiz dersler olmalıdır. Depremler ve kaybettiğimiz vatan evlatlarının acısı Türk Milletinin içine çökmüştür. Ancak biraz kolay unutan bir milletiz. Kin besleme alışkanlığımız da yoktur. Aslında kin beslemek de uygun bir davranış değildir. Ancak kin beslememek alçaklıkları ve ihanetleri de unutmak değildir.

Mesela, deprem kıyameti dolayısıyla birçok ülkeden enkaz altında kalan kardeşlerimizi kurtarmak için ülkemize gelen ekipleri gördük. Bu ülkeler arasında "en iyi Türk ölü Türk'tür" diyebilecek kadar alçalan, Türk düşmanlığını okullarında çocuklarına ezberleten, Ege Denizini mülteci mezarlığına çeviren Yunanistan gibi bir ülke de vardır. Bu ülkenin birçok konuda hayret edilecek ölçüde Türk ve Türkiye düşmanlığı insanlık adına utanç kaynağıdır.

Bir resim TV ekranlarında sık sık dolaştırıldı. Resimde Yunanlı bir itfaiyeci kurtardığı bir depremzede çocuğa sarılmış şekilde görülüyordu. Bu resmin herhangi bir deprem bölgemizde çekilmediği, Yunanistan'da hazırlanıp Türkiye'de servis edilip propaganda aracı olarak kullanıldığı anlaşıldı. Geçenlerde yapılan Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği'nin toplantısında bu gerçek ayrıntıları ile ortaya kondu. Bunu fark etmeyen bizimkiler de oyuna gelerek resmi bolca kullandılar. Olup bitenden şüphelenmediler bile. Yunan dostluğundan dem vuranlar bile oldu. Böylece karşı taraf amacına ulaştı. Türkiye'ye deprem felaketinde yardım için gelen herkese müteşekkiriz. Aynı fedakârlıkları biz de yaptık ve yine yaparız. Gelenler, giderken bizim misafirperverliğimizden, cömertliğimizden ve dayanışmamızdan bahsettiler. Birbirimizi daha iyi anlamış olduk. Bunun milletlerarası ilişkilerde tabii ki faydaları olacaktır. Ancak gerçekleri göz ardı ederek kolay iyimserlik içine de girmeyelim. Yakın tarih kolay kolay silinemez. Keşke onlar da bizim gibi iyi niyetle hareket etmiş olsalardı. Ege ortak bir barış denizi olabilseydi. Biz onların haklarını kabul ederken; onlar da Akdeniz'de Türk çıkarlarına saygı duyulabilseydi. KKTC'nin bağımsız bir devlet olduğu kavranabilseydi. Batı Trakya Türk azınlığına muamelede Lozan'a ve insan haklarına saygılı olabilselerdi. Bunların tam tersi oldu. Türkiye'ye karşı anlaşılmaz bir kan davası güdüldü. Efendim Millî Mücadelede Yunan yenilgiye uğratılıp İzmir'den denize dökülmüş. İyi de sizi Anadolu'ya gönderen güçlerin neden oyuncağı oldunuz?

Hem ülkemizi deprem ülkesi olarak tanımlıyoruz; hem de bilhassa ortaöğretimde "deprem" veya "afetler" dersini müfredata koymuyoruz. Ayrıca Türk Dünyası'ndan habersiz yetişen çocuklarımıza soydaşlarımızla ilgili tanıtıcı bilgileri veren bir dersi neden koymuyoruz? Coğrafya dersinin depoya kaldırılmasını da anlayamadık. Aynen andımızın öksüz ve kimsesiz bir şekilde depoda bekletilmesi gibi…

Depremler acaba bizi düşündürecek, bazı yanlışlarımızdan uzaklaşmayı sağlayabilecek mi?

*Mesela, bugün ortaya koyduğumuz dayanışma ve paylaşma şuuru yarın da devam edebilecek mi?

Çırpınırdı Karadeniz Türküsünün Söz Yazarı Ve Ailesinin Hüzün Verici Hikayesi! Çırpınırdı Karadeniz Türküsünün Söz Yazarı Ve Ailesinin Hüzün Verici Hikayesi!

*Aşırı lüks hayat özlemi, marka merakı devam edecek mi?

*Tüketerek değil; fakat üreterek statü kazanma anlaşılabilecek mi? Tüketim çılgınlığı sürecek mi?

*Ayağımızı yorganımıza göre uzatmayıp borç batağına ve krizine girecek miyiz? Bundan aile içi sorunlar doğacak mı?

*Meşru ile gayrimeşru arasında olması gereken sosyal mesafeyi koruyabilecek miyiz?

*Vatandaşımızı istismar eden, soyup kandıranlar vicdan azabı çekip bundan vazgeçebilecek mi?

*Kibir ve gösteriş merakı ve kamudaki israf sürecek mi?

*Maddi ve manevi tatmin birlikte hissedilebilecek mi?

*İnandığımıza göre değil de; yaşadığımıza göre mi inanıp hayatımızı sürdüreceğiz?

*Komşuluk ve akrabalık ilişkileri gelecekte de bugünkü olumlu manzarasına devam edecek mi?

*Çevreye ve hayvanlara zarar vermekten vaz geçecek miyiz?  

*Depremlerde asıl zarar gören kadınlara şiddet eylemlerinden utanarak uzaklaşabilecek miyiz?

*Trafikte bile hiç yoktan birbirimize kızarak silaha sarılacak mıyız?

*Millî ve dini bayramlarımızı, günlerimizi içlerini boşaltmadan kutlayabilecek miyiz?

*Ülkeyi ve bazı belediyeleri yönetenler son yıllarda değerini daha iyi anladığımız askerî ve siyasi deha Gazi Mustafa Kemal Atatürk'teki tevazu ve halktan biri olma özelliğine dönecekler mi?

*Şartlar müsait diye deprem bölgelerinde ve başka yerlerde yine kiraya vicdansızca aşırı zamlar yapacak mıyız?

*Örf ve adetlerimize karşı duyarsızlık sürecek mi?

*Fert ve toplum çıkarlarının birbirine paralel olduğunu anlayabilecek miyiz?

*Kurallara uymama ve çiğneme alışkanlığını terk edecek miyiz?

*Türk Milletine mensup olma şuuru yerini; etnik, mezhep, bölgecilik taassubuna mı bırakacak? Atlantik ötesini ve düşmanlarımızı hep sevindirecek miyiz?

*Tasada ve kıvançta bir ve bütün olacak mıyız?

*Batı toplumları serbest birleşmeden ideal aileye özenirken; biz onların da şikayetçi olduğu hastalıklı yapı örneklerine mi özeneceğiz?

*Toplum olarak çözülmeyi mi; yoksa anlamlı bütünleşmeyi mi hedef alacağız? Önü açılmış milli ve üniter devletler çokkültürlülük virüsü ile karşı karşıya iken; çokkültürlülük ile çok sesliliği birbirine karıştıracak mıyız?

*Şehirlerimizi faylardan kurtarma cesaretini gösterebilecek miyiz?

Tekrar başa dönelim ve düşünelim: Depremler yanlışlardan doğrulara geçişte neden etkili olmasın ki? Kimsesiz kalan çocuklarımızın ve depremzedelerin kimsesi olan asil ve fedakâr, cömert insanlarımızla iftihar ediyoruz. 

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Editör: Kerim Öztürk