14 Mayıs 2023 seçimlerini ister muhalefet kazansın, ister Saray ekibi... Asıl meselelerimiz her iki taraf için de baki... Bu meselelerden biri 24 Nisan'dan dolayı sık dile getiriliyor: Bazı kesimlerin "Ermeni soykırımı" ısrarı tartışmaları konuyu alevlendiriyor.

24 Nisan'da, Joe Biden'ın sözleri malûm. Alıştık ona. Ermenistan'da zaten 24 Nisan deyince, insanlar öyle bir atmosferin içine sokulmuşlar ki, bütün halk geçmişte katledilmiş, gaipten gelen bir sesle Ermeniler var olmuşlar, Ermenistan'ı kurmuşlar!

Kasvet insanı boğar. Ermeniler de eskinin acısıyla yaşatılarak önlerine mânia örülüyor.

Bu yıl Ermenistan Başbakanı Paşinyan bir mesaj yayınlıyor. Girişte şöyle diyor:

"24 Nisan'da Osmanlı İmparatorluğu'nun 20. yüzyılın başında gerçekleştirdiği Ermeni Soykırımı'nın 1,5 milyon kurbanını anıyoruz…"

Sözlerin gerisi karamsarlık hikâyesi... Hüzün üstüne hüzün...

İlk cümlede geçen "Osmanlı İmparatorluğu" sözü beni düşündürdü. Neden "Türkler" demedi? Geçmişte "Türkler" dedi, şimdi ise genelleştirmeyerek, daha açık ifadeyle geçmişten geleceğe bütün Türkleri suçlamayarak "Osmanlı İmparatorluğu" içinde hâdise olarak mı gösteriyor?

"1,5 milyon kurban" diye anması ayrı tartışma konusu.

*

İngiliz fikir adamı Bertrand Russell (1872-1970), 1966'da, ABD'nin savaş suçlarını yargılamak üzere özel bir mahkeme kuruyor. "Russel Mahkemesi" denen bu mahkemeye yargılasınlar diye 15 kişi çağırıyor, Çağrılanlardan biri de o zamanki Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar (1908-1995). "Mazlum milletler" adına ABD'yi ve yöneticilerini yargılayacaklar.

Odatv'den aktarıyorum:

"Teori Dergisi, o mahkemede ABD'nin yargılanma anında Fransız düşünür Jean Paul Sartre ve Mehmet Ali Aybar arasında geçen diyalogu ortaya çıkardı. İşte Teori Dergisi'nin yayınladığı Aybar- Sartre tartışması:

Russell Mahkemesi, ABD'nin Vietnam'da soykırım yaptığını söylüyordu. Jean Paul Sartre bu konuda izahat yaparken tarihten örnekler verdiği sırada sözde Ermeni soykırımına da değindi. Ama Mehmet Ali Aybar oradaydı. Örnek bir Türk vatanseveri gibi bu hususa itiraz etti. 1915 olaylarının bir soykırım olmadığını, savaş halinde yaşanan boğazlaşma olduğunu söyledi. Tarihten tanıklıklar, kaynaklar sundu. Bu itirazın üzerine Sartre sözde Ermeni soykırımıyla ilgili bölümü karardan çıkardı." (25 Nisan 2023)

"Teori Dergisi" deyince AydınlıkAydınlık deyince Doğu Perinçek aklıma geldi. Eski "komünist" Doğu Perinçek, İsviçre'de verdiği konferanslarda 1915 ve sonraki yıllarda Ermenilere soykırım uygulanmadığını bunun "Uluslararası emperyalist bir yalan" olduğunu söyleyince mahkemeye verilmiş, İsviçre'de Lozan'da yargılanmış, ceza almıştı. D. Perinçek, AİHM'e gitmiş, mahkeme çok önemli bir karar vererek D. Perinçek'in sözleri için "fikir hürriyeti" demişti.

D. Perinçek, Lozan'da mahkemeye çıktığında ben de oradaydım. Sadece mahkemede savunmadı, dışarı çıktığında mahkeme önünde İsviçre yayın organlarına kendi dillerinden Almanca seslenerek "Türk tezini" anlattı. Şahit olduğum bu hususu de tekrar not düşerek hakkı teslim etmek istedim.

Yeni bir milliyetçilik yaklaşımı arayanlara! Yeni bir milliyetçilik yaklaşımı arayanlara!

*

Bizde 24 Nisan için kimler açıklama yapmış?

İki parti öne çıkıyor: Erkan Baş'ın başını çektiği Türkiye İşçi Partisi ve HDP'in yeni partisi Yeşil Sol Parti.

Erkan Baş'ın partisi tivit atmış:

"Coğrafyamızın kadim halklarından Ermeni halkının topraklarımızdan koparılmasının acısını yaşamaya devam ediyoruz. Bu Büyük Felaketle yüzleşmek sadece geçmişe değil, ortak geleceğimize karşı da sorumluluğumuzdur. Aydınlık ve özgür günlerde kardeşçe yaşayacağımız bir ülkeyi birlikte kuracağız."

"Soykırım"ı kullanmamışlar ama "büyük felâket" diyerek "soykırım"ı akla getirmek istemişler.

Yeni TİP'çiler, eski TİP'in başkanı M. A. Aybar'ın sözlerini akılda tutarak mı "soykırım" demediler?

"Soykırım" diyen bir parti var: Yeşil Sol Parti. HDP'liler şimdi Yeşil Sol Parti'nin bünyesinde seçime giriyorlar. "Soykırım" açıklaması aynı zamanda HDP'lilerin açıklamasıdır:

"19. yüzyıl sonlarından itibaren Ermeniler ve diğer azınlıklar için bu coğrafyada yaşam giderek zorlaştı. Baskılarla, İttihat Terakki'nin başlattığı yargısız infazlarla, yağmalarla, devletin sürgün dediği bir zulüm ve ölüm yürüyüşüyle bir halkı kendi topraklarından silmeye yönelik imha politikası yürütüldü. Müslümanlaştırma ve Türkleştirme politikaları Anadolu'nun tüm halklarına acı, yıkım ve ölüm getirdi. Devlet, soykırımı inkâr etmekten vazgeçmedi, özür dilemedi. Toplumda yaratılan düşmanlık hep kışkırtıldı. Tek kimlikli devlet inşa etme hedefiyle imha politikalarına devam edildi. Trakya Pogromu, Dersim Katliamı, Varlık Vergisi ve Aşkale Sürgünü, 6-7 Eylül Olayları, Maraş, Çorum ve Sivas Alevi kıyımlar ve Kürtlere yönelik devam eden baskı, şiddet ve asimilasyon uygulamaları bu politikalar arasında ilk akla gelenler."

Açıklama uzun. Bir bölümünü aldım, Akıl almaz Türk düşmanlığı... İslâma da laf ediliyor.

İçimizde nasıl böyle bir kin güdülüyor! Düşünemiyorum!

Yazı uzadı. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey meselesine yine giremedik. Gireceğiz.

Kaynak: Arslan Tekin / Yeniçağ

Editör: Kerim Öztürk