"Simge Erciyas-Nutuk Gibi Düşün” adlı X hesabından paylaşılan mesaj özetle şöyle:

“Fransa’da seçimi kazanan sol ittifakın lideri Melenchon, ‘Fransız olmak ne bir din, ne bir dil, ne de bir ten rengidir. Fransız olmak dokunulmaz bir siyasi sözleşmedir. Bu bizi ufuk çizgisi sürekli genişleyen, bitimsiz bir halk yapar.’ diyor. Fransız solcuları alkışlıyor. 'Ne Mutlu Türküm Diyene’ derken biz de aynı şeyi söylüyoruz. ‘Türk olmak ne bir din, ne bir dil, ne de bir ten rengidir. Türk olmak dokunulmaz bir siyasi sözleşmedir. Bu bizi ufuk çizgisi sürekli genişleyen, bitimsiz bir halk yapar.’ Ancak alkışlaması gerekenler, ‘faşist’ diye saldırmaya başlıyor. Çünkü bunların tek bir fikri var: Türk düşmanlığı… Bir gün herkes Atatürk'ü tanıyacak ve bir gün herkes Türk olmak isteyecek.”

***

Türkün Bozkurtu Nelere Kadirmiş… Türkün Bozkurtu Nelere Kadirmiş…

Peki gerçekten Türk olmak, Fransız olmak gibi sadece siyasi bir sözleşmeden ibaret midir?

İsmâil Hâmi Dânişmend“Türklük Meseleleri” adlı kitabında, konuyu bilimsel olarak incelemiş ve “Milliyetin târifi bir siyaset meselesi değil, bir ilim meselesidir. Şahsî ve siyasî mülâhazalarla kurulmuş indî nazariyelerle keyfî târiflerin hiçbir ilmî kıymeti yoktur.” demişti...

Danişmend’in görüşleri özetle şöyleydi:

“Millet, herhangi bir esas etrafında toplanmış, dayanışma hâlinde insan kütlesi demektir. Etrafında toplanılan bu esas bazen Fransa ve Çin’de olduğu gibi kültür bazen Slav ve Arap âlemleriyle Romanya’da olduğu gibi dil bazen ABD’de olduğu gibi vatandaşlık bazen Avusturya’da olduğu gibi mezhep bazen da İsviçre’de olduğu gibi vatan kavramından ibaret olabilir.

Bunlardan herhangi biriyle birbirine bağlanmış camiaya millet (nation) ismi verilmesine karşılık bu çeşitli bağların birden fazlası veyahut hepsiyle birden bağlı cemiyetlere de milliyet (nationalite) denilir.

Millet, siyasi ve suni bir oluşum olduğu hâlde ‘milliyet’ yahut ‘kavmiyet’ doğal bir oluşumdur.

Tarihî oluşum bakımından Türkiye Türklüğünün, muhtelif ırklarla dillerin birbirine karışmasından oluşan Fransız milleti veyahut çeşitli diller konuşan birtakım ırk kırıntılarının müşterek bir vatanda yan yana gelmesinden doğan İsviçre milleti gibi siyasi ve suni oluşumlarla kıyaslanmasına hiçbir surette imkân yoktur.

Etnoloji, antropoloji, etnoğrafya, tarih, dilbilim gibi klâsik ilimlerin ittifakıyla sabittir ki milâdın onbirinci asrında Anadolu’yu fethederek bugünkü Türkiye devletini kuran Oğuz Türklüğü, ana Türk ırkının devamından başka bir şey değildir, lisanı da müstakil ana Türk dilinin devamıdır ve kültürü de en eski pastoral kültürüne dayanır, üç tarafı denizlerle çevrilmiş bir yarımada şeklindeki ana vatanının bir coğrafi birliği vardır ve bu çerçeveden dokuz asırlık muhteşem mazisi etrafına da taşıp yayılarak geniş bir tarih birliği meydana getirmiştir.

İşte bundan dolayı, bir ırk birliği, dil birliği, kültür birliği, vatan birliği, din birliği ve muazzam bir tarih birliğiyle birbirine bağlanmış olan Türkiye Türklüğü siyasi ve suni bir millet değil, doğal bir oluşum niteliğine sahip kuvvetli bir milliyettir.

Bu kuvvetli bağları inkâr ederek, Türklüğü yalnız bir tek milliyet esasına dayanıyor saymakla onu suni ve siyasi bir oluşum gibi göstermiş ve zayıflatmış olacağımızı unutmamalıyız.

O hâlde bütün Türk âleminin merkezi ve bugünkü ana yurdunda genel Türk tarihinin vâris ve mümessili olan Türk milliyeti, vatandaşlık, vatan, dil, din, ırk, kültür, ideal ve müşterek tarih birliğiyle birbirine bağlı fertlerden mürekkep bir kütledir.”

***

Atatürk ise millet ve milliyetçilik meselesini şöyle anlatır:

“Zengin bir hâtıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete millet namı verilir.

‘Aynı kültürden olan insanlardan mürekkep cemiyete millet denir’ dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluruz.

Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber Türk içtimaî heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır."

Editör: Kerim Öztürk