İnsanların gözlerine bakın, bazıları ışıl ışıl, bazıları donuktur. İnsanların gözlerindeki ışıltı, iç dünyalarında ne kadar var olduklarını yansıtır. Var olma, kişinin kale alınması, umursanmasıdır. İnsanları umursayarak, kale alarak var ederiz. “Merhaba,”, “iyi günler” demek umursamaktır. Selam vermemek, kişiyi çalıştığı yerde bir makinenin dişlisi gibi görmek kale almamaktır.

Pek çok evlilikte eşler birbirlerinin iç dünyasını, canını hesaba katmaz. Aile üyeleri birbirlerine davranışlarıyla “sen yoksun “ mesajını verirler.

Çocukluğunda “Sen yoksun, kale alınmaya değmezsin” mesajını bolca alan çocuk, okulda, sokakta, toplumda, trafikte bu mesajları ala ala, gerçekten kendinin umursanmaya değmeyecek bir kişi olduğuna inanmaya başlar. Kendisi de başkalarını kale almaz. Bu kişiler hayatına anlam veren temel değerlerin bilincinde olmayan kalıplanmış insan olma yolundadırlar.

“Sen varsın, sen değerlisin” mesajını ailede, okulda, sokakta, toplumda çokça alan çocuk kendinin değerli olduğuna inanır. Böylece özgüveni gelişir. Kendini değerli gören kişi karşısındaki insanı da değerli görme eğiliminde olur. Hayatına anlam veren temel ilke ve değerlerin bilincinde olan kişiler gelişmiş insan olma yolunda olurlar.

Bazı aileler toplumda var olmayı önemser ve çocuklarının gözlerinde ışıltı var mı, yok mu farkında bile olmazlar. Korku, kaygı ve öfke dolu kalıplamış toplumların yapısı böyledir.

Toplumda varoluşa “yüz”, birey olarak varoluşa “can” varlığı denir (Doğan Cüceloğlu, Geliştiren Anne-Baba, s. 58).

Gözlerdeki ışıltı kişinin özünden, iç dünyasından gelir. Kültür robotu olan kişinin gözleri ışıldayamaz. Kişinin robot tarafı hüznü, özgürlük isteyen özü coşkuyu yaşar. Şahsiyet olamayan kimse hüzün duyar (Doğan Cüceloğlu, Gerçek Özgürlük, s. 54). Hayatının sorumluluğunun bilincine varmış insan, kültür robotu olmak yerine bir şahsiyet olmayı hedefler.

İnsan bir bilgisayara benzer. Bu insan bilgisayarına her ülkede doğumundan itibaren farklı kültür programları yüklenmektedir. Ülkelerdeki insanların davranışları arasındaki farklar, o insanların doğumundan itibaren öğrendikleri dünya görüşlerinden, anlayışlardan, yorumlamalardan kısacası paradigmadan kaynaklanmaktadır. İnsan beyni kendisine yüklenen değişik programları kullanabilir.

İç dünyasında var olan kişi aynaya baktığı zaman kendini rahat hisseder. Aynaya baktığı zaman kendisine bakan gözler onun vicdanıdır. İç dünyasında kendini değerli hisseden kisilerin vicdanı rahattır. Aynaya huzur içinde bakabilir, kendilerine ve topluma rahat bir şekilde hesap verebilirler. Kişi kendini, vazgeçilmez, yeri doldurulamaz, emsalsiz ve tek gördüğü an değerli hisseder.

Geleneksel otoriter kültür anlayışı ile özgürlükçü çağdaş anlayış birbirinden farklıdır. Birincisinde var olanı aktarma, ezber ve taklit önemlidir. İkincisinde var olanı soruşturma ve yeni bütünlükler oluşturma önemlidir. Birincisine göre insan ancak kendi ilişkileri içinde değerlidir. İkincisine göre ise insanın kendi başına değeri vardır.

Kendi özünden kopmuş ve özüyle ilişki kuramayan kişi eninde sonunda iç yalnızlığa bürünür ve yüzü donuklaşır.

Hayatını özgürce kucaklayamayan, özüne ulaşamamış bir kimse kültür robotu haline dönüşebilir. Bu kişilerin iç huzuru olmaz. Başkasının buyruğu ile hareket eden, iş yapan, kendi akıl ve iradesini kullanamayan robot haline dönüşür.

Kültür robotu olan kişi, fikir üretmez, Kendisi olmaz, sadece itaat eder ve kendine verilmiş rolleri dışına çıkamaz. Kültür robotu bir anne baba, itaat eden çocuk ister. Çocukları kendi belirlediği tarzda yaşasın ister. Ama çocuk kendi içinde isyan etmeye devam eder.

Kişinin kendi hayatında kendisi olarak var olmasını anlamlı ve değerli gören değerlendirme ve eğitim sistemine bu günlerdeki ihtiyacımız her zamankinden fazladır.

Ne yazık ki, insanı anlamsız ve değersiz gören değerlendirme sisteminin etkisi altındayız. Kişinin mal- mülk sahibi olarak güçlü olmasını önemseyen değerlendirme sisteminin verdiği zarar günden güne artıyor.

Zülfikar ÖZKAN