Türkiye'de 2009 yılından bu yana ağır aksak dahi olsa Kürtçe üzerindeki siyasi ve hukuki baskılar gevşetildiğinden kısmi bir gelişmeyi gözlemek mümkündür.

TRT Kurdî'nin yayıncılığını başka bir yazıya bırakarak bugün size Kültür Bakanlığı'nın Kürtçe yayınlarından bahsetmek istiyorum.

Zira Kültür Bakanlığı 2010 yılından bu yana Klasik Kürt Edebiyatı'nın önemli eserlerini de bir dizi halinde yayınlamaktadır.

Gerçi on yılda ancak 5 kitap yayınlayabildiler. Ama hem yaptıkları işin değeri ve önemi, hem de kalitesi bakımından övgüyü hak ediyorlar.

Bu yayınların, bakanlığın yıllara sari katı bürokrasisinin elinden çıkana kadar, Van eski Milletvekili Gülşen Orhan Hanım'ın çok ciddi çabalarına ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın da özel ilgisi ve talimatıyla yayınlandığını biliyorum.

Bu anlamda kendi adıma ikisine de minnet ve şükran borçlu olduğumu belirtmeliyim.

Oysa şu kadarını söylemeden edemeyeceğim; devleti 100 hisseli bir şirket gibi düşünürsek, bu hisselerin yüzde 20'si Kürtlere aittir.

Dolayısıyla Sağlık, Tarım, Ticaret vb.Bakanlıklar nasıl ki herkese eşit şekilde hizmet ediyorlar ise, Kültür ve Milli Eğitim Bakanlıkları da herkese, her vatandaşa eşit bir şekilde hizmet etmelidirler.

Diğer bakanlıklarda "dil sorunu" olmadığı için çok göze çarpmıyor. Gerçi diğer bakanlıkların da Kürtçe'ye gerekli önemi göstermesi gerekir.

Bütün kamusal alanlarda Kürtçe ikinci dil olarak muhakkak kullanılmalıdır. Ancak bu şekilde Kürtçe siyasallaşmaktan kurtulur ve normal bir dil haline gelir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın hizmetinin eksikliğini bundan önceki birkaç yazıda değerlendirmiştim.

Şimdi ise, Kültür Bakanlığı'nın az da olsa; övgüye değer çalışmalarından bahsetmek istiyorum.

Kültür Bakanlığı, ilk olarak Ehmedê Xanî'nin (1651-1707), Kürt Edebiyatı'nın şaheserlerinden bir olan Mem û Zîn adlı eserini Kürtçe el yazma metin, Kürtçe latinize edilmiş metni ve Türkçe tercümesi ile birlikte 2010 yılında yayınladı.

2012 yılında da ikinci baskısı yapılan eserin geniş bir kitleye ulaştırıldı.
 

Mem û Zîn.png


Aslında Kürt Edebiyatı'nın en ünlü eseridir Mem û Zîn. 30’dan fazla el yazma nüshasının yanı sıra ilk defa 1919 yılında, Üstad Bediüzzaman'ın "has talebem" diye övdüğü Hamzayê Muksi/Müküslü Hamza tarafından eski harflerle yayınlandı.

Daha sonra İran, Irak ve Suriye'de değişik baskıları yapıldı. Türkiye'de de 1919 yılındaki ilk baskısından sonra birçok defa Latince harflerle yeniden yayınlandı.

Kürt Medrese çevrelerinde çokça okunan bu eserin, dasitani bir halk hikayesinden tevarüs etmesinden dolayı okur yazar olmayan halk arasında da çok bilinir. Zaten halk arasında söylenegelen onlarca versiyonu da vardır.

Ehmedê Xanî, eserini kaleme alırken halk arasında çok bilinen bir hikayesini, değişik mazmunlar, ıstılah ve kelimelerle, çok akıcı ve heyecan verici bir üslupla yeniden yazmıştır.

Kitap edebi ve belagat sanatlarının uyumlu kullanımı açısından eşsizdir. İşte bu eserin haklı bir şöhrete sahip olmasının önemli sebeplerinden biri de E. Xanî'nin bu eşsiz üslubudur.

Mem û Zîn, toplamda 60 bölüm ve 2 bin 656 beyitten oluşan bir mesnevidir. Aruzun "Mef'ûlu Mefa'îlun Fe'ûlun" vezniyle yazılmıştır.
 

mem.jpg


Kitabın klasik mesnevilerden farkı, dibace, münacat, naat, medhiyye vb. sıralamadan sonra asıl hikayeye başlamadan, şairin Kürt toplumuna yönelik keskin gözlemlerine ve sosyolojik tahlillerine yer vermiş olmasıdır.

Kitabın 5'nci bölümü 46 beyitten oluşmakta ve Kürt toplumuyla ilgili 300 yıl önceden yapılmış psiko-sosyal bir tahlildir.

"Cesur ve gayretli Kürt topluluklarını övme, bunca cömertliklerine ve milli onurlarına rağmen bu toplulukların ne kadar bahtsız ve şanssız olduklarına dair" olan bu bölümde şair Kürtlerin şu anda içinde bulundukları hali görmüş gibi yazması, ferasetine ve dehasına bir nişane gibi görülmüştür.

Bundan dolayı Celadet Ali Bedirhan başta olmak üzere birçok Kürt aydını tarafından kutsal bir kişilik olarak tanımlanmıştır.

6'ncı bölüm olan "Kitabın yazılış sebebi ve bu dilde yazmasının" sebeplerinden bahsederken Kürtçe'nin Arapça, Farsça ve Osmanlıca kadar bir değer görmemesinden, ancak o dillerden aşağı kalır bir yanı olmadığından bahsediyor.

Bu bölümde 20'nci yüzyılda Kürtçe'nin başına gelen yasaklama ve asimilasyona maruz kalmasından dolayı Kürt milliyetçisi olanlar tarafından kutsal bir metin olarak nitelendirilmiştir.

Bu bölümlerden dolayı Ehmedê Xanî'nin eseri, her zaman normal bir mesneviden çok öte bir anlam yüklenmiş ve kutsal bir kitap gibi değerlendirilmiştir.

Mem û Zîn sadece Kürtler arasında değil, diğer milletlerin aydınları ve özellikle misyonerler ile oryantalistlerin de yoğun ilgisine mazhar olmuş ve şimdiye kadar yirmiden fazla dile çevrilmiştir. Lakin;

Yirmiden fazla dile çevrilen Mem û Zîn’in bilinen ilk çevirileri Türkçede görülür. Mem û Zîn’in ilk Türkçe çevirisi 'Fâik' mahlasıyla Osmanlı Türkçesi'nde şiirler telif eden 19. yüzyıl şairlerinden ve Bitlis mîrlerinden Ahmed Fâik’e aittir.

Fâik, Mem û Zîn’i 1856 yılında Türkçeye aynı vezinle manzum bir şekilde çevirir. Fâik çeviriden 13 yıl sonra da -1869 yılında- Ehmedê Xânî’ye nazire olarak yeni bir Mem û Zîn kaleme alır.

(Ayhan GeverÎ, Hece Dergisi 2015) 


Mem û Zîn'in Türkçe tercümeleri konusunu başka bir yazıya bırakarak, Kültür Bakanlığı'nın çevirisine bakalım.

Kültür Bakanlığı Yayınlar dairesinin yayınladığı Mem û Zîn, o güne kadar Kürt kültürü ve edebiyatı ile ilgili hiçbir müktesebatına rast gelmediğimiz Prof. Dr. Namık Açıkgöz tarafından yayına hazırlandı.

Namık Açıkgöz Bey'in Kürtçe'yi bilmediği, bu tercümesini daha önce yapılan ve birkaç kez yayınlanan M. Emin Bozarslan çevirisine dayandırdığı, eski edebiyatın ortak olan Arapça ve Farsça kelime ve kavramların dışında kalan Kürtçe kelimelerin oradan karşılandığı ile ilgili olarak daha o zaman ciddi eleştiriler olmuştu.
 

Ehmede Xani - Mem Ü Zin.jpg


Ancak kitabı çeviren Namık Hoca'nın Kürtçe'yle çok ilgisi olmasa da kitabın editörü Ayhan Geverî'nin Kürtçe müktesebatı ve Mem û Zîn'e olan ilgisi bilinen bir hakikattir. 

Hiçbir çeviri hatadan münezzeh olamaz. Bundan dolayı da "çeviri ihanettir" diye bir deyim bile oluşmuştur.

Lakin çeviri ne olursa olsun, Kürtçe'nin başına gelen yüzyıllık felaketten sonra bugün değişik dillere ve özellikle de kendisini asimile etmeye çalışılan dile çevriliyor olması çok önemli ve değerlidir.

Kültür Bakanlığı'nın bu çalışmalarını önemli buluyorum. Diğer yayınlar ile devam edeceğiz.

M. Xalid Sadînî 

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.