Üsküdar Belediyesi üç kütüphane yapıyor, adını "Nevmekan" koyuyor.

Beş muhafazakar milliyetçi Antalya'da bir araya gelip bir dergi çıkarıyor ve adını  "Nevzuhur" koyuyor.

Halkevleri 1930'lu ve 40'lı yıllarda "mefkure" sözcüğünü çöpe atıyor ve çıkardığı derginin adını "Ülkü" koyuyor.

2020'li yıllarda Türk Ocakları bir etkinlik başlatıyor ve "Ülkü"yü çöpe atıp adını "Mefkure Mektebi" koyuyor.

"Mefkure" Arapça, "Ülkü" Tanrıdağları'nın suyu kadar tertemiz bir Türkçe sözcük. Türk Ocakları Türkçe sözcüklerden niye rahatsız oluyor?..

Gelelim "Nevzuhur"a. Nev Farsça, zuhur Arapça... Önü Doğan arkası Şahin eski arabalar gibi. Günümüzde bir de yeni anlamında İngilizce "new" var. Anlamını niyetinize, kimliğinize göre alın ve anlayın.

Peki bu Arapça, Farsça tutkusu Türklerde nasıl başladı?.

Bunun yanıtını Ziya Gökalp veriyor:

"Arapça ve Farsçadan Türkçeye geçen sözcüklerin çoğunluğu Türkçe karşılığı olmadığından değil ediplerin ve bilim insanlarının Arapça ve Farsçanın Türkçeden daha güzel olduğuna inanadıkları için almışlardır."

Kültürel aşağılık duygusu yani.

Ve yine Ziya Gökalp'e kulak verelim:

"Turan'ın bir ili var

Ve yalnız bir dili var.

Türkiye’nin İşgali Türkiye’nin İşgali

Başka dil var diyenin,

Başka bir emeli var."

Alper Aksoy

Editör: Kerim Öztürk