Avram Galanti 
İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Avram Galanti yakın tarihimizde Sultan Hamid Devri’nden başlayarak 1944’lere kadar çeşitli dillerde yazmış, eserler vermiş çok kültürlü bir Yahudidir. Yahudice ismi Abraham Galanti’dir. Hakkında bir makale yazmış olduğum için net söyleyebiliyorum, on üç lisan biliyordu. Fransızca vb. diller, bildiği eski diller yanında çok basit kalır: Eski İbranîce, Aramî dili, eski Ermenice gibi dilleri biliyordu. Bu zât öleli kaç sene olmuş fakat hizmeti hâlâ sürüyor. Ne yazık ki Müslüman kesim onun hizmetlerinden yararlanamıyor. Sabataycılar hakkında Fransızca iki büyük cilt kitap; Pakraduniler hakkında küçük bir eser yazmıştır. Kitaplarından 1926’da İstanbul’da basılmış, Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir adlı olanı çok dikkat çekicidir. Osmanlıca yazının bizim ilerlememize mâni olmadığını 1926’da savunmuştur. O sırada daha henüz alfabe devrimi yapılmamıştı. Ben bu kitabı bastırttım, bir ara iki liraya üç liraya verdik; daha sonra enflasyon dolayısıyla belki beş liraya satıldı.. Fakat on beş senedir bitiremedim. Sadece 1500 nüsha basmıştım. Müslümanlar kitap okumazlar, bu sebeple düşünceleri de biraz dumura uğramış vaziyettedir. Kütleyi kastediyorum. Böyle bir kitap 50’li yıllarda çıkmış olsaydı 10.000, 10.000 bir yığın baskı yapılmış olurdu. Çünkü o zamanki insanlar Osmanlıcanın önemini algılıyorlar ve idrak ediyorlardı. Geoffrey Lewis isminde bir İngiliz araştırmacı bundan on sene kadar önce İngilizce çok acayip bir kitap yazmıştı. Kitabın başlığı Türkçe olarak Trajik Başarı: Türk Dil Reformu idi. Türkçeye tercüme edilmesine rağmen tabii yine alan ve okuyan olmadı… Bugün, toplumumuzda yaygın olan vaka dedikodudur. Kültürle ilgili okumalar artık istisnanın istisnası hâline gelmiştir. Profesör Galanti, Müslümanların yapamadığını yapmıştır. Dil devrimi hazırlıkları sürerken, bu adam cesaretle Arabî Harfleri Terakkimize [İlerlememize] Mâni Değildir diye kitap çıkartmıştır. Sonra bir İngiliz Yahudisi (ismi Lewis olduğuna göre o da Yahudi), Trajik Başarı: Türk Dil Reformu adıyla bir kitap yazdı. O da Türkçeye çevrildi, yine pek ilgilenen olmadı. Çünkü Müslüman kesimin okuryazarları nadir istisnalar dışında artık kitap okumuyorlar. Bizde şifahî kültür denilen bir antik kültür hâkim durumdadır.

Pakraduniler 
Demin Pakradunilerden bahsetmiştim. Pakraduniler Türkiye’nin çok önemli bir realitesidir. Türkiyemizde birkaç çeşit kripto halk vardır. Kripto demek iki kimlikli ve kendisini gizleyen demektir. İşte Sabataycıları herkes biliyor. İsimleri diyelim ki Naim, Vedat gibi Müslüman ismidir. Öldüğü vakit genellikle Şişli’deki Teşvikiye Camii’ne getirirler. Serveti müsaitse Zeytinburnu Mezarlığı’na gömerler ama Müslüman değildirler. Harry Ojalvo isimli yaşlı bir Yahudi Aksiyon dergisinde bunların nüfusunun 1.5 milyon olduğunu söylemişti. Uzman adam. Pakraduniler’e gelince; bunlar sır içinde sırdır. Katmerli esrar… Üç kimliklidir bunlar. Birinci kimlikleri Müslümanlıktır. Oruç tutarlar, cuma namazına giderler, çocuklarını Kur’an kursuna gönderirler. İkinci kimlikleri Ermeniliktir. En alt kimlikleri ise Yahudiliktir. Profesör Abraham Galanti’nin Pakraduniler hakkında yazdığı kitap küçücük Fransızca bir broşürdür. Bütün İstanbul kütüphanelerinde arattım bulamadım. Nihayet Ankara’da Genelkurmay Kütüphanesi’nde bir nüsha bulabildik. Bir de Berlin’de Prusya Kütüphanesi’nde de bir nüshası var; oradan da bir öğrenci, bana filmini çekip göndermişti. Şimdi bu kadar akademisyen var, bu kadar asistanlarımız, doçentlerimiz, profesörlerimiz, yazar çizerlerimiz var; bir tanesi, iki tanesi otursun bu konuda bir araştırma yapsın fakat yok efendim. Ben bu ufuksuzluktan şikâyetçiyim doğrusu. İsim vermediğim için de çok rahat konuşabiliyorum. Ali Bey bunu yapmıyor, Veli Bey bunu yapmıyor, Ahmet Bey yapmıyor dediğim vakit kavga çıkar. Ama anonim konuşuyorum. Abdullah Öcalan’ın asıl ismi Artin’dir. PKK’nın arkasında Yahudiler ve gizli Ermeniler vardır. Bu da gündeme getirilmiyor, yüksek sesle konuşulmuyor. 1984’ten, 85’ten bu yana her gün “PKK’nın sonunu getirdik, inlerine girdik, efendim PKK’yı bitireceğiz” deniliyor. Hâlbuki 1984, 94, 2004, 2014, 2018 olmuş, hiç bitmiyorlar bunlar. Çünkü biz içimizdeki düşmanı tanımıyoruz. Pakraduniler hakkında fazla konuşursanız başınıza kiremit düşebilir. Onu da haber vereyim size. Haklarında bir şeyler yazmışlar fakat ilmî araştırma yoktur. Ortada biraz malumat var; onları derleyip toparlayıp magazin şeklinde yazıp köpürtüyorlar. Hâlbuki Pakradunileri araştırmak için İbranice bileceksiniz, Ermenice bileceksiniz, Fransızca, Almanca bileceksiniz, sonra da dünya arşivlerini, kütüphanelerini karıştıracaksınız. Polonya’da bile küçük bir cemaat hâlinde Pakraduniler varmış... Fakat Türkiye’dekiler, -sır çok basit kalır-, sır içinde sırdır. Şunu da belirteyim ki bunları düşmanlık edilsin diye söylemiyorum. Fakat bu kadar esrarengiz, bu kadar güçlü bir cemaat iseler, bunları tanımamız lazımdır.”

Köy Enstitülerine emek verenlerin anısına! Köy Enstitülerine emek verenlerin anısına!

MEHMED ŞEVKET EYGİ, Müslüman Bir Münevverin Portresi, Sayfa: 322-323

Editör: Kerim Öztürk