Sayıyı hiç kimse net olarak bilmiyor. On milyonun altında da üstünde de olabilir. Gerçek olan şudur: Ülkemizde nüfusumuzun aşağı yukarı % 10’u kadar yabancı bulunmaktadır. Suriyeli, Afgan, Afrikalı vb.

Beş on yıl gibi kısa bir zaman içinde böyle bir nüfus yüklemesini hiçbir ülke kaldıramaz. Dilleri dilinize, kültürleri kültürünüze, yaşayışları yaşayışınıza benzemeyen % 10’luk bir nüfus yüklemesi.

Buna yol açan kim olursa olsun büyük bir vebal taşımaktadır. Yol açanlar, yol açanlara yardımcı olanlar, hatta muhalefette olup da yeteri kadar ses çıkarmayanlar… Hepsi de vebal altındadır.

Türkiye’nin son on yıllardaki en önemli sorunu da budur. Böyle bir vasatta her türlü pislik, çirkinlik ortaya çıkabilir. Her türlü yasa dışı örgüt çıkabilir. Nitekim çıkmaktadır da.

Anlatılamayan Atatürk Sevgisi Anlatılamayan Atatürk Sevgisi

Daha büyük tehlike ise geleceğe matuftur. Bu kadar çok yabancı, ülkenin Türk olan demografik yapısını değiştirebilir. Alpaslan, Fatih, Atatürk başta olmak üzere atalarımızın bize Türk olarak emanet bıraktığı vatan toprakları Türk olmaktan çıkabilir. Her şeye rağmen demokrasiyi sindirmiş olan halkımızın içinde antidemokratik yapılanmalara yol açabilir. Laik hayat tarzını benimsemiş olan halkımızın içinde şeriatçı yapılanmalar artabilir.

Yoksa… Yoksa bu işi başımıza saranların niyetleri de bu mudur? Eğer öyleyse onların veballeri kat kat artmaktadır. “Vebal” kullanabileceğim en yumuşak kelimedir; okuyucular “vebal” yerine daha ağır olumsuz özellikleri de düşünebilirler.

Bu işi başımıza saranlar kim ise, kimler ise daha fazla gecikmeden bunun çaresini bulmalıdırlar.

Bu işi başımıza saranlar kim ise, kimler ise onlarla müttefik olanlar da aynı derecede sorumludurlar; müttefiklerini uyarmalı, gerekirse ittifaklarına son vermelidirler. Sadece bu tehlike bile ittifakı bozmak için yeterlidir. Aksi takdirde müttefikler de vebalden kurtulamazlar. Adlarında hangi sıfat bulunursa bulunsun, geçmişlerinde hangi mücadele olursa olsun vebalden kurtulamazlar.

Nihayet muhalefette olanlar… Görmüyor musunuz, memleket elden gidiyor; memleket Türk olmaktan çıkıyor, memleket laik ve demokrat olmaktan uzaklaşıyor. O hâlde sesinizi çok daha gür ve güçlü çıkarmalısınız. Ses çıkarmak yetmez, her türlü demokratik eyleme başvurmalısınız; sokakları, caddeleri, meydanları inletmelisiniz. Uran (slogan) bellidir: Türkiye Türk’tür, Türk kalacaktır.

Hiç kimse “ırkçılık, faşizm” diye yekinmeye, sesini yükseltmeye kalkmasın. TC anayasasına göre Türkiye Türk’tür. 66. maddeye göre “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Anayasanın girişine göre TC anayasası “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi” olunmuştur.

Öyleyse “Türkiye Türk’tür, Türk kalacaktır.” diye ayağa kalkmak, sorumluları uyarmak, bunun için demokratik yollarla meydanları inletmek her Türk’ün hakkı, hatta görevidir.

Ne ırkçılığı, ne faşizmi? Göz göre göre memleket elden gidiyor. Böyle bir tehlike karşısında uyarı görevimizi yapmayacaksak ne zaman yapacağız?

Ahmet B. ERCİLASUN

Editör: Kerim Öztürk