TO BE OR NOT TO BE
Son yazımda, ülkücülerin “hamiyet meselesini” yazdım. Bu gün ise sam yeli yemişçesine savrulduktan sonra tek vücut olmamızın gereğini paylaşmak istiyorum.

Basın ve medya, bu seçimlerde bütün uyaranları, iki kişi üzerinde teksif etmiştir. “İki kötüyü” alternatif olarak sunmak üzere, toplumu, çeşitli uyaranlarla şartlandırmak istemektedirler. Uzun zamandan beri milleti “şartlı refleks”e zorlamaktadırlar. Bu, toplumsal zihni ipotek altına almak ile ilgili bir stratejidir.
Bilmeliyiz ki, bir iş ve eylemde başarılı olabilmek zihinde kurgulamakla başlar. Fark edilir biçimde, milletin meselelerine nasıl çözüm bulacaklarının makul ve kabul edilebilir temellerde bir önermeleri yoktur. Sadece birbirlerine “kör döğüşü” mantığı ile hakaret vari saldırılarla baskın gelmeye çalışmaktadırlar. İddia ettikleri argümanlar ise HDPKK  ve HÜDAPAR ile ünsiyet kurmaları şeklindedir.
Sistemin efendileri, siyasileri kukla gibi meydanlarda “orta oyununda” oynattıklarını, siyasetçiler göremiyorlar. Bu sebeple de, milletin; güvenlik, ekonomik, kültürel, adalet, eğitim ve topyekûn geleceği ile ilgili kimlerin ne düşündüğünü bilememektedirler.

Toplumu kamplaştırıp neticesi öngörülmeyen bir kavgaya hazırlamaktadırlar.
Durum böyle iken, ülkemizin bir fırsatı olduğunu görmemizde fayda vardır. Bu fırsat, bir ülkücü adayın mevcut olmasıdır. 

Bu meyanda, sistemin yok saydığı ülkücüleri, AKP ve CHP’nin başını çektiği “ittifaklarda” eriterek, devletin bekasında söz sahibi olmalarının önüne set çekmeleridir. Soylu bir ses gibi varlığını ortaya koyan Sinan Oğan, bütün bu tezgâhları bozmuştur.

Siyaset bezirgânları ve özellikle beyinlerini kiraya vermişler ile ikbalini siyasetçilere yaptıkları yalakalık ve cambazlıktan başka hüneri olmayanların -ki özellikle medya mensupları ve bedelli yazı yazanların,  sahipleri rahatsızlıklarını da izhar etmektedirler.

Her iki ittifak ta da, HDPKK’yı siyasetin merkezine taşıma misyonunu görebiliyoruz. Her iki ittifakta da PKK ile ünsiyeti olan adaylar mevcuttur. Seçim sonrası bu adayların kazandıkları partilerden ayrılarak HDPKK’ya geçmeleri tasarlanmış ve parlamentoda güçlü bir blok oluşturmaları söz konusudur.
Siyasi öngörüleri olmayan, kazanmaya odaklanmış ve kazanmak için her şeyi mubah gören bir durum apaçık ortada iken, nasıl olur da, hayatını milletine ve devletine adamış ülkücüler bu durumun farkındalığında değiller? 

Bir kısmı CHP’nin başını çektiği ”Millet ittifakı” içinde, bazıları da, AKP’nin başını çektiği “Cumhur ittifakında” olabilmektedirler.

Sözüm, kendisini ”ülkücü” kimliği içinde düşünenleredir. Var olmak, yok olmak olgusu ile karşı karşıya olduğumuz bir süreci yaşıyoruz. Bu süreçte, Cumhurbaşkanlığı adayı olan ülkücü Sinan Oğan’ın, yüksek bir oy alarak ikinci turda seçime katılmasını sağlamalıyız. Bu durum, bütün dünyaya büyük bir mesaj olacaktır. Zira herkes bilecektir ki, son sözü bu ülkede sadece “ülkücüler” söyleye bilmektedir.
Çünkü “To be or not to be” “olmak, ya da, olmamak” gibi bir durumu da yaşamamız mümkündür.

Metin Külünk: Geri Kabul Anlaşması iptal edilmeli, Türkiye Avrupa'nın göçmen parkı değildir Metin Külünk: Geri Kabul Anlaşması iptal edilmeli, Türkiye Avrupa'nın göçmen parkı değildir

Nesim YALVARICI

Editör: Kerim Öztürk