İş kazalarında Türkiye Avrupa 1.si, Dünya  3.sü. Her gün 172 iş kazası oluyor, 4 işçi ölüyor ve 6 işçi ise sürekli iş göremez hale geliyor. 12 yılda 13.510 kişi iş kazalarında hayatinı kaybetmiş.
      Trafik kazalarında Dünya 2.si. Her yıl 10 bin kadar insanımız trafik kazalarında hayatinı kaybediyor ve 200 bin insan yaralanıyor.
      Bu rakamları moral bozmak için değil, durum tespiti için verdim.Bu acı durum, ülkemizin problemi. Amacım hiç kimseyi suçlamak değil! Herkesin durumu ve konumuna göre sorumluluğu var. Ama artık bu duruma son vermek için herkesin sorumluluğuna göre üzerine düşeni yapması gerekir. 
      Çünkü Dünya'ya her gelen bir defa geliyor, giden de bir daha gelmiyor. Oysa giden insan, dünyayı versek geri gelmez. Dul kalan kadınlar, yetim çocuklar, üzülmemek mümkün değil! Bir de bilir bilmez  "kadermiş!” deyip kader suçlanıyor. Asil problem de burada. Oysa hiç birisinde suçlu kader değil. İşte anlatmak istediğimiz de bu!
     Kader: "Yüce Allah'ın bütün nesne ve olayları ezeli ilmiyle bilip yazması " diye tarif edilir.
     Kaza ise: "Yüce Allah'ın nesne ve olaylara  ilişkin ezeli planını gerçekleştirmesidir."
     Kadere iman, imanın şartlarındandır. Kader, Yüce Allah'ın "ilim" sıfatıyla yakından ilgilidir. Çünkü O, gaybı ve her şeyi bilir, ilmi her şeyi kuşatmıştır. Göklerde ve yerde olanları,gizli-açık,(insanların açıkladıkları ve kalblerinde gizledikleri) her şeyi bilir. Bilgisi doğru olduğu için de aynen çıkar.
      Yalnız burada önemli olan nokta şu:
      Yüce Allah (cc) kaderde yazdığı için olmaz, olacağı için yazılır. İlim, maluma tabidir.
     Daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnekle açıklayalım.
     Takvimlerde ay ve güneş tutulması yazılıyor mu? Evet. Sonra gerçekleşiyor mu?Evet.
     Peki,acaba takvimler yazdığı için mi oluyor, yoksa olacağı için mi takvimler yazıyor?
     Takvimler yazsa da yazmasa da zamanı gelince bunlar olur.
     Kaderi bir tarih kitabı gibi düşünebiliriz. Ne var ki, tarih Kitaplarında olaylar "oldu" diye sonradan; kaderde ise "olacak" diye önceden yazılır.
       Hiç kimse kendisi hakkında kaderde ne yazıldığını bilmez ve herkes bütün yaptıklarını kendi isteğiyle yapar. Çünkü Yüce Allah (cc) insanlara "irade-i cüz'iye" vermek suretiyle onları serbest bırakmıştır. İnsan kendi hür iradesiyle yapmak ister, Yüce Allah (cc) da yaratır. O'nun bilmesi ve yazması, insanların o işi yapmasına etki etmez ve bunun için icbar (zorlama) olmaz...Esasen "dinde zorlama yoktur." (Bakara sûresi /2, ayet:  256 )
      Öyle olsaydı, iyiliklere karşı mükafat, kötülüklere karşı da ceza olmazdı.
      İnsan yapmak isteyince Yüce Allah (cc) da yaratır. Ne var ki iyi olanlarda rızası vardır, kötü olanlarda rızası yoktur.
      Burada Tedbir ve Tevekkül kelimelerini de açıklamakta fayda vardır.
      Tedbir: "İşin sonunu düşünerek gereği gibi davranmak, iyi yönetmek" demektir.
Yani insanların üzerine düşen görevleri yapması,ondan sonra tevekkül etmesi gerekir.O halde Tevekkül nedir?
     Tevekkül: "Bir insanın kendini Allah'a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah'ı kefil bilip sadece O'na güvenmesidir."
     Peygamberimiz: "Devemi bağladıktan sonra mi tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı?" diye soran bir zata:" Deveni bağla,sonra tevekkül et!" buyurmuştur. Bu sebeple önce tedbir sonra tevekkül gelir. Tedbirsiz tevekkül olmaz, olsa da bir işe yaramaz. Zira tevekkül, tembellik değildir.
     Mesela, çiftçi tarlasını sürer, sulaması gerekiyorsa sular, bakımını yapar, gerisi için tevekkül eder. Ama tarlasını sürmeyen,sulamayan,bakımını yapmayan da boşuna bekler!
       Öğrenci belli aralıklarla,planlı bir şekilde derslerine çalışır, sonra da tevekkül eder  ve karşılığını alır. Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden kazanmak yoktur. Tevekkül, burada moral değeri taşır ve etkili olur.
        Demirinden, kumundan çalmadan binaları kurallarına uygun  sağlam yaparsanız, depremde binlerce insanı kaybetmezsiniz ve rahat edersiniz. Japonya'da olduğu gibi. İlla da birilerinin denetimine gerek var mi, insanda vicdan olduktan sonra!.. Üç-beş Kuruş daha fazla kazanmak için değer mi? Sonunda bir bez parçasına sarılıp gitmeyecek miyiz?..
     Yüce Allah (cc) kainatı yaratmış, belli kurallara bağlamış, ilk günden itibaren saat gibi işletiyor.  "Sünnetüllah" yani Allah'ın varlık alemi için koyduğu kanunlar, kurallar ve prensipler..."Onda bir değişiklik bulamazsınız." (Ahzab sûresi /33,ayet:62; Fatır sûresi/35,ayet:43; Fetih sûresi /48, ayet:23)
      O: "İnsan için ancak çalaştığı (nın karşılığı) vardır."  buyurur. (Necm sûresi /53, ayet:39)
    Başka bir ayette: "Allah yolunda infak edin (harcayın), kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız. İhsan edin. Çünkü Allah ihsan sahiplerini sever."buyurur. (Bakara sûresi /2, ayet:195) 
            Bu ayette "infak" ve "ihsan" var. Allah yolunda ve fakir-gariplere yardım, iyilik. Çünkü sevgili Peygamberimiz: "Sadaka,belayı defeder,ömrü uzatır." buyurur. Nasıl olur? Çünkü  O, insanların sadaka verip vermeyeceğini bilir ve ona göre hesap eder.
     Sevgili Peygamberimiz hastalığa yakalananların tedavi görmesi gerektiğini ve bunun da bir kader olduğunu bildirmiştir. Çünkü tedbir alınıp alınmayacağı kaderin içine dahildir. Tedbir alırsak mutlaka karşılığını görürüz. Tedbir almadığımız zaman da  tehlike kapıdadır. Çünkü meşhür bir kuraldır:
           " Aynı şartlar aynı sonuçları doğurur!"
       Bir araba düşünelim arkasına "Allah Korusun." yazmış, ama hızlı gidiyor ve kurallara uymuyorsa, yazı onu kurtarır mı?..
        Mehmet Akif, bakınız tedbirsiz tevekkül edenleri (biraz da ağır) nasıl eleştiriyor:
         "Kadermiş öyle mi? Hâşâ,bu söz değil doğru;
          Belanı istedin, Allah da verdi..Doğrusu bu.
          Çalış dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun
          Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!
                Sonunda bir de TEVEKKÜL sokuşturup araya,
  Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya    
              (...)
           Ya sen nesin? MÜTEVEKKİL (Tevekkül eden)
            Yutulmaz Artık bu,biraz da saygı gerektir..
            Ne saygısızlık bu! HÜDAYI kendine kul yaptı,
            Kendi oldu Hüda; ( Yaratan)
            Utanmadan da TEVEKKÜL diyor bu cür'ete, Hâ!.."
       Onun için tedbir almayan, üzerine düşeni yapmayan insanlarda, kaderin hiç bir suçu yok. Bizler gerekli her türlü tedbiri aldıktan sonra tevekkül edersek, O bizi korur. O'nun koruduğuna hiç kimse zarar veremez. O'nun yok edeceğini de kimse kurtaramaz. Şüphesiz ki bu da, insanların layık oldukları durumla ilgilidir. Boşuna bir şey olmaz!..

İlyas TEKİN (Eğitim Uzmanı)