Bir önceki bildiride Kur’an’a göre veli kavramı üzerinde durulmuştur. Bunu biraz daha açmakta yarar vardır. Sufiler dost kelimesini çok sevmişler, hakiki sevgili, Allah anlamında kullanmışlardır. Ayetlerdeki veli kelimesini bu açıdan değerlendirmişlerdir. Sevmenin daha ileri bir tutku haline gelmesi demek olan aşk olunca, buradaki dost kelimesindeki ısrarı anlamak kolaylaşacaktır. Oysa iman etme, sevgi, takva kavramlarını kullanan İslam’da bunların yerine geçecek aşk kelimesi yoktur. Sufiler Allah aşkından bahsederken burada kalmayıp, Allah’ın bize âşık olduğundan da söz ederler. Allah bana âşık olmuştur demek, aşk gereği hemdem başkasını kabul etmemesi, gözü benden başkasını görmemesi demek olur ki, bu kendini bilmemektir. Bir bakıma sapkınlıktır. Eğer burada tek tek şahıslar değil de insanlar kastediliyorsa, İslam’ın hiçbir yerinde Allah’ın kendi yarattığı insana âşık olması diye bir yaklaşım, bir bilgi, yoruma açık bir belirti yoktur. Allah’ın torpilli bir kulu olmaz. Bunun en güzel örneğini de Zümer Suresi’nin 65. Ayeti’nde görüyoruz. Zira bu ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ey Peygamber! Sana da senden önceki gelmiş geçmiş bütün peygamberlere de şu emrimiz vahyolunmuştur: Eğer herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşarsan, kesinlikle iyilik namına yaptığın her şey boşa gider ve kaybedenlerden olursun.” Yani Allah’ın nezdinde peygamberler de dâhil olmak üzere hepsi eşittir. Allah peygamber dışında hiçbir insana olağanüstü bir güç vermemiştir. 

İslam, bizi gerçekçilikten ideale yükseltmesi, olandan olması gerekene yönlendirmesi, terbiye etmesi yönüyle önem arz eder. Bunun dışında ilim, aşk diyerek tutup inancı melankoliye çevirmenin anlamı yoktur. Yani insanın kendisine doğaüstü güçler vehmedip insanları aldatmak İslam’ın kabul edebileceği bir şey değildir. Allah’ı sevmek imanla ilgili bir kavramdır. Sevdiğine inanılır, inanılan, güvenilen sevilir. Bundan ötesi, vecd, istiğrak vb. demek şuur kaybıdır. Kendini bilmezlik, ne dediğini bilmemektir ki İslam bunu istemiyor. Sufi yorumcuların ve savunucuların sıkışınca sığındıkları bir iddia var: “Siz bunları anlayamıyorsunuz. Ruhları olgunlaşmamış olanlar bunları anlayamaz.” Aşk kavramı sanatta, edebiyatta kullanılır ve insan güzeli güzelliği ifade eder. Zaten sanatta abartma vardır. 

Dinde estetik, sanat, güzel duygu terennümleri elbette bulunur. Fakat gerçeklerin abartıya veya mecaza mağlup ve mahkûm olması söz konusu olmamalıdır. İlim adamlarının müşterek kanaatlerine katılarak diyoruz ki: Kavramlar ve kastedilenler doğru anlaşılır, yerlerine isabetli hususlar konulursa dinin doğru dürüst anlaşılması kolaylaşır. Veli kavramında kastedilenlerin insana ait koruma, korunma anlamının ötesinde, Allah olduğu bilinirse; şeyh, tarikat, tekke gibi diğer kavramların ne olup ne olmadığı bilinmiş olur. Peygamber haber veren nebi olarak yeterlidir. O’nun öğretisinde ve örnekliğinde yol (din) üzerinde ahlaklı kişi örnekleri ilim adamları terbiyeciler olabilir. Fakat bunlar peygamberin paralelinde değil izindedirler. Peygamber vahyi getirmiş, özgür irademize teklif ve tavsiyede bulunmuş, doğru yolu seçmemizi istemiştir. Peygamber gaybı bilmez. “Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez”(Neml-65; En’am-50; Araf-188). 

Bir kimse gizli bilgileri bildiğini iddia ediyorsa, olacakları söylemeye kalkıyorsa hemen gayb ayetlerini göz önünde bulundurmalıdır. Gaybın bilinmeyeceği ile ilgili ayetlerin anlamını saptırarak "Allah bildirmedikçe bilinmez, bildirdikleri kimseler bilir” gibi keyfi yorumlar yapmak isteyenler olmuştur. Ancak bunların Kur’an bakımından hiçbir geçerliliği yoktur.

İzmir'de oyum Naşit Birgüvi'ye!.. İzmir'de oyum Naşit Birgüvi'ye!..

Vahiyler bile gayb âleminden bir parçadır. Peygamberlere bildirilen bir kısımdır. Onlar bunun dışındakileri bilmezler. 
Yorum zorlamaları ve saptırmaları ile veli, ermiş, kutup, şeyh gibi uyduruk unvan sahiplerinin gaybı bilebileceklerini, olacakları haber vermelerini ve olayların seyrini değiştirebileceklerinin iddia edilmesi muazzez İslam dinini tahriften başka bir anlama gelmez. Aydınlık yola girmedikçe yolumuz karanlık olur. Görev aydınlara düşmektedir. Unutmamalı ki bir meseleye aydın, bilgiyle ve samimiyetle sahip çıkmadıkça o işten hayır gelmez.

Toprak Hattı Grubu

Editör: Kerim Öztürk