Yazının başlığına bakınca, "Dünyadaki bölücülerden bize ne, bizim bölücüler zaten bize yetiyor" diyebilirsiniz.
Ama ben bugün size dünyadaki tüm bölücülerin neden bir kısım ortak talepleri olduğunu anlatacağım.
Öncelikle bölücü terör örgütleri ve siyasi yapılar bu ortak taleplerin elde edilmesiyle bulundukları ülkenin istedikleri şekilde bölünmesine uygun uluslararası hukuki zemin oluştururlar.
Yani dertleri demokrasi, insan hakları, özgürlük falan değildir, bu kisve altında amaç ülkenin parçalanması ve bölünmesi için gerekli uluslararası hukuk şartlarını oluşturmaktır.
Peki dünyadaki bölücü silahlı terör örgütleri ve siyasi yapıların bu ortak talepleri nelerdir?
1. Anayasada birden fazla resmi dil olması.
2. Anayasada birden fazla kurucu halkın belirtilmesi.
3. Millet tanımı içerisinde çeşitli etnik, dini grup ve halk topluluklarının isimlerinin sayılması
4. Özerk ve federatif bölgeler oluşturulması.
Neden mi bu ortak taleplerde bulunuyorlar?
Çünkü anayasada birden fazla resmi dil, kurucu halk, etnik grup, özel, özerk, federatif bölge tanımlandığı takdirde; o dili konuşanların, o halk veya etnik grup üyelerinin, özel, özerk, federatif bölgede yaşayanların uluslararası hukuka göre referandum yoluyla “kendi kaderini tayin” yani “ayrılma hakkına” sahip olması mümkündür.
AYRILIKÇILIK İÇİN HUKUKİ ZEMİN OLUŞTURUR
Yani bir etnik grup ya da halk topluluğunun kendi kaderini tayin hakkına sahip olabilmesi için ulusal anayasada bu gruba özel bir statü (dil, din, bölge vs.) verilmiş olmasının tek başına yeterli olduğu uluslararası hukukta kabul gören bir görüştür.
Bazıları bu kendi kaderini tayin referandumunu tüm ülkede ve tüm vatandaşlara yapıldığını sanabilir.
 “Aman olsun canım, bölücüler referandumda Türkiye’de çoğunluğu elde edemezler” diyebilir.
Halbuki durum hiç de öyle değildir.
Çünkü “kendi kaderini tayin oylaması” sadece o tanımlanmış vatandaş grupları arasında yapılıyor ve diğer vatandaşlar oylamaya katılamıyor.
Yani ayrılık kararının oylanacağı referandumlara sadece:
-  Anayasada diğer bir resmi dil olarak tanımlanan X dilini konuşanlar
-  Ya da anayasada kurucu halklardan ya da etnik veya dini gruplardan biri olarak tanımlanan Y halkı mensupları,
-  Veya oylamaya anayasada tanımlanan özel, özerk, federatif bölge halkı mensupları katılabiliyor.
DİĞER ÇOĞUNLUK HALK NE Mİ YAPACAK; SADECE SEYREDECEK…
Anayasasına “birden fazla remi dil, birden fazla kurucu halk, etnik ve dini gruplar yazdırmadan”, “özerk veya federatif bölgeler oluşturmadan” düşüneceklerdi.
Bunları yaptıktan sonra geçmiş olsun…
Bu anlattığım durumların dayandığı temel hukuki belgeler ise, 1933 Montevideo Sözleşmesi ve Sürekli Adalet Divanı'nın 1930’da etnik gruplarla ilgili olarak yaptığı geleneksel tanımdır.
Bu çerçevede uluslararası hukuk açısından bir halktan, ancak sınırları belli ayrı bir toprakta yerleşik, etnik ve kültürel özelliğiyle ayırt edilebilen bir grup insan olmaları durumunda söz edilebilir.
Görüldüğü üzere ülke içerisinde sınırları belirlenmiş bir toprak parçasında yaşamak, ayırt edici özellikleri anayasada vurgulanmış olmak ayrılma hakkı için şarttır.
Ülke içerisinde özerk bölge ve federatif yapılar oluşturulmamış, bunların şu veya bu şekilde sınırları çizilmemişse, tüm ülke halkı iç içe yaşıyorsa, anayasada tek bir millet, tek bir resmi dil tanımlanmışsa uluslararası hukuk bakımından ayrı bir halkın varlığından söz edilemez.
Bizler işte bu belgeleri pek bilmeyiz ama bölücüler çok iyi bilir.
BÖLÜCÜLER DEMOKRATİKLEŞME KİSVESİ ALTINDA HUKUKİ AYRILIKÇILIK ZEMİNİ OLUŞTURMA GAYRETİNDEDİR
Onun için de:
- “Ana dilde eğitim ve ana dilimizin resmi dil olması demokratik bir haktır”,
- “Merkezi yönetimle işler yürümüyor, federatif yapılar ve özerk bölgeler oluşturulması sorunların yerinden çözümüne katkı sağlar”,
- “Biz de bu devletin kuruluşuna emek verdik, bizim de Anayasa'da kurucu halk olarak zikredilmemiz hakkımızdır” gibi propagandalar yaparlar.
Şimdi anladınız mı masum gibi görünen bu taleplerin arkasında gizlenen asıl amacı?
Ülkeyi bölmek için hukuki zemin oluşturmak!
İşte bu gerçekleri gören, devletler hukukunun hangi şartlarda ayrı bir devlet kurma hakkı tanıdığını bilen ve şu andaki mevcut durumda ayrılma ve bağımsızlık ilan etmelerinin hukuken de kabul görmeyeceğini anlayan şer odakları öncelikle:
a. Demokratik Özerklik/Öz Yönetim adı ile önce sınır çizmeye,
b. Etnik bölücülük yaparak ayrıştırılmış halk teşkil etmeye ve bunları kurucu halk ya da etnik gruplar olarak anayasaya kaydettirmeye,
c. Anayasa'ya başka dilleri resmi dil olarak ekletmeye,
d. Özerk yerel yönetim ve güvenlik güçleri teşkili ile egemen bir otorite tesis etmeye
e. Anayasa’daki Türklük kavramını kaldırmaya çalışmaktadır.
Bu talepleri hoş ve makul karşılayanlar ya bu tehlikenin farkında değillerdir ya da bu bölücülerle iş birliği içerisindedirler.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti'nde ırki, dini veya diğer şekillerde etnik bir Türklük tanımı ve kavramı yoktur, vatandaşlık bağlamında anayasal Türklük tanımı vardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür! 
Bu tanımdan rahatsız olanlar asıl ırkçı, ayrılıkçı, bölücü, devlet ve Atatürk düşmanlarıdır!
Çünkü Atatürk Türk Milleti’ni şu kapsayıcı ifade ile tarif etmiştir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına (ahalisine) Türk Milleti denir!”
Bu tanıma kim karşı çıkıyorsa onlardan uzak durmak gerekir!
Tehlike büyüktür.
Siyasi ikbal ve oy sevdası vatan sevgisinin önüne asla geçmemelidir.
Ülkemizde T.C. Anayasası’nın beka, birlik ve beraberliğimizin temellerini oluşturan değişmez hükümlerini tartışmaya ve değiştirmeye kalkanların asıl amaçları ortadadır.
MIZRAĞI ÇUVALA SIĞDIRANLARA VE SIĞDIRMAYA ÇALIŞANLARA KARŞI ÇOK UYANIK OLMALIYIZ.
Biz hep birlikte Türk Milletiyiz!
Allah Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve Türk Milleti’ni korusun!

Ahmet Yesevi’nin izinden giden Erdoğan Aslıyüce’nin ardından! Ahmet Yesevi’nin izinden giden Erdoğan Aslıyüce’nin ardından!

Cihat Yaycı - 27.03.2023 

Editör: Kerim Öztürk