Maalesef bu tehlike ülkemizde henüz tam manasıyla idrak edilemediğinden konuyu fazla detaylara kaçmadan, fakat bilinmesi gereken ayrıntılarla açıklamaya çalışalım.

Laik bir ülkede, Mit, Emniyet ve isminin başında Cumhuriyet yazan Cumhuriyet Savcıları hiçbir ifşaat ve açıklamalarda bulunmazken, Cübbeli Ahmet Hoca denilen bir cemaat liderinin, iki, üç akşam önce bir haber kanalındaki tüyler ürpertici açıklamalarına karşı hiçbir duyarlı vatandaş sessiz kalmamalıdır.

15 Temmuz Darbe girişiminden sonra envantere kayıtlı 130.000 ‘den fazla silahların yok olması ve bu bunların bir iç savaşa hazırlanmak üzere Selefilerce bir yerlere gömülüp saklanması yaklaşan tehlikenin işaretleri sayılmalıdır.

Kendilerinden başka herkesi dışlayan ve İslam’dan çıkmış olmakla itham eden El-Kaide ve Işıd’ın nasıl bir kanlı örgüt oldukları, insanların kafalarını hunharca kestiklerini ve bunları güya Yüce İslam adına yaptıkları bilinmektedir.

Kendi düşüncelerinden olmayan her insan Müslüman veya gayrimüslim olsun, CANI, KANI, KARISI, IRZI, NAMUSU, MALI VE MÜLKÜNÜ kendilerine mübah ve helal gören, ülkemizde hızla örgütlenen Vehhabi/Selefi örgütlerinin, Allah korusun bir iç savaşa hazırlandıklarının endişe ve kaygıları hızla artmaktadır.

Diyanete bu konuda çok iş düşmesine rağmen, Diyanet’in ise sessiz kalması kabul edilecek bir durum değildir. Son zamanlarda, Selefi anlayıştaki ve kendilerini Şeyh ilan eden bazı kişilerin ülkemizdeki Camilerde vaaz verilmesine Diyanet nasıl müsaade etmektedir?. Daha yakın zamanda Sakarya İlimizdeki bir Cami’de Arap asıllı ve Türk vatandaşı olmayan bir Şeyh bozuntusunun verdiği vaazdan sonra Cami dışına taşan binlerce müridinin, bir işarete bakarcasına onun peşine takılmaları neyin habercisidir?

Bu adam hangi sıfatla Türkiyedeki bir camide vaaz vermesine müsaade edilmiştir?. Maalesef iyi niyetli ve samimi ve ihlaslı Müslüman olan halkımızın çoğunluğu bu konularda aydınlatılmadığından ve cahil bırakıldığından kullanılmaya müsaittir. Tıpkı FETÖ terör örgütündeki yapılanmalar gibi!..

Cüppeli hoca, devlet yetkililerinin tedbir alması ve Cumhuriyet Savcılarının harekete geçmesi için ifade verdiğini ve bu Selefi/ Vehhabi yapılanmasının her ilde %8-10 arası bir yoğunluğa ulaştığını beyan etmiştir. Bir kalkışmada her on kişiden birisinin devletimizi ve milletimizi bölmek ve yıkmak için silaha sarılmalarının vehameti ortadadır.

Şimdi gelelim konuya ilişkin bilinmesi gerekenlere:

VEHHABİLİK- SELEFİLİK- HARİCİLİK NEDİR.

Bu oluşumların tarihi kökenleri eskiye dayanmakla birlikte kısaca açıklamaya çalışalım.

SELEFİLİK: TDV İslam Ansiklopedisine göre; Selef kelimesinden gelen selefiyye, ‘’ geçmiş insanlar, soy, fazilet ve ilim bağlamında önce gelip geçenler’’ demektir. Bu terim Müslümanların önderleri sayılan ashap ve tabiin için kullanılır. Yani Hz. Peygamber döneminde yaşayanlar, sonra da onların ardından gelenlerin yolunda olanlar anlamında kullanılır.

VEHHABİLİK : Sünni Hanbeli mezhebinin bir alt kolu olan ve 18. Asırda Muhammed bin Abdülvehhab tarafından başlatılmış bir fikir akımıdır. Kurucusu olan bu kişinin, kendi düşüncelerini KUR’AN VE HADİSLERDE OLMAYAN HER ŞEYİN REDDİ VE ESAS İSLAM’A DÖNÜŞÜNÜ savunan bir harekettir.

Vehhabilik dini ve siyasi bir mezheptir. Yaklaşık iki asır önce Arabistan’ın Necd bölgesinde Abdülvehhabı’ın düşünceleri etrafında şekillenmiş ve İslam’ın ilk yıllarına dönmek suretiyle Müslümanları kurtuluşa davet eden görüş, Mısır, Hindistan ve bazı Afrika gibi İslam ülkelerinde taraftarları olan bu mezhep günümüzde ise Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi olmuştur.

Bu mezhebe muhalifleri tarafından verilen bir başka isim de HARİCİLİKTİR. Bilhassa Osmanlı Devleti zamanında Osmanlı Halifelerine karşı isyan etmeleri ile tanınmaktadır. Hariciler amelleri, imandan saymış olduklarından dolayı, her günah işleyenlere karşı şiddete başvurmaktadırlar. Bİ’DATÇI görüşleri dolayısıyla, İslam’ı sembolize eden her tarihi eserler, Müslümanlar için büyük öneme sahip iken, bir çok eserleri yakıp, yıkıp, bombalayarak yok ettiklerinden bunlara ‘’ MABET YIKICILAR’’ da denilmiştir.

Mezhep mensupları bu hareketi, ‘’ Davet- Davetüt tevhid- Davetüs Selefiyye’’ olarak isimlendirilmektedirler. Müritlerine de Tevhit ehli anlamına gelen ‘’ Muvahhidün’’ denilir. Bu mezhebin kurucuları kendilerini Maliki Mezhebinin kurucusu Hanbeli’nin mezhebine mensup olan Sünniler olarak da adlandırırlar. Yani amelde ve itikatta Hanbeliyiz derler. Bu mezhebin temel özelliği ilk üç neslin yani ( Sahabe- Tabiun ve sonraki neslin) dini tasavvurlarına ve onları yaşadıkları hayat biçiminin aynısına dönmeyi talep etmiş olmalarından dolayı kendileri bu yüzden SELEFİYYE adını tercih etmektedirler.

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardan sonra ‘’Vehhabi’’ kavramı daha da genişleyerek, Sünnilikteki tüm radikal ve köktenci akımları da kendi bünyesinde kapsayacak şekilde bir yapılanma içine girmişlerdir.

Mezhebin çıktığı ve yaygınlaştığı bölge olan Necd bölgesi Medine’nin kuzey batısından Bahreyn’e kadar uzanan bu bölge tarihte bir çok sahte Peygamberlerin de zuhur ettiği bir bölge ve aynı zamanda İslam tarihinde ilk ayrılık tohumlarının atılmış olduğu bir bölge olarak da önem arz eder. Hz. Ali ile Muaviye arasındaki karşılaşmada ise, Şİİ- HARİCİ çatışmalarının başladığı netameli bir bölgedir.

Bu bölgenin özelliğinden dolayı burada yaşayan insanlar BEDEVİ kültürü ile yetişmiş, isyankar ruhlu ve yağmalamaya eğilimli ve bundan hoşlanan insanlardır. Savaş , baskı , zorlayıcılık üzerine kurulmuş bir görüşü temsil eden Vehhabilik düşüncesi bu topraklarda kendilerine mürit bulmada zorlanmamışlardır.

Eleştiri, ikna ve hoş görü kültürünün asla olmadığı, Kur’anın akıl yürütmeye ve bilgiye teşvik ayetlerinin nazarı itibara alınmadığı görülür. Daha çok kabile zihniyetinin etkili olduğu ve kabile dışındakilerle ise sosyal iletişimin kapalı olduğu, kültürel gelişimin olmadığı, sadece geleneksel kabilecilik değerlerinin toplum hayatını yönlendirmesi esas düşüncedir. Siyasi ve dini bir ayrımın ise gözetilmediği, kendilerince kutsal toplum tipinin özelliklerini barındıran ‘’ Necid’’ bölgesinde toplumun ve bölgenin özelliği hareketin özelliğine de damgasını vurmuştur. Vehhabilik ise bu var olan duyguları yeniden canlandırmıştır.

Necid bölgesinde hakim olan Hanbeli Mezhebinin yolunu takip eden İBN TEYMİYYE’NİN görüşleri Vehhabilik üzerinde oldukça etki sağlamıştır. Vehhabilerin katı , sert ve şiddete başvuran görüşlerinde Teymiyye’nin görüşleri oldukça belirgindir. Özellikle Tevhit ve Bi’dat konularında daha çok belirgindir. Bu katı ve sert tutumları daha çok ilham aldıkları İbn Teymiyye’den kaynaklanmaktadır.

Vehhabilik hareketi müdahaleci bir harekettir. Mesela saçı sakalı birbirine karışmış bir kişiyi yakaladıklarında, sünnete uygun bir şekilde traş ettirmeleri gibi. ( Uludağ Süleyman, İbn Teymiyye Külliyatı, İstanbul, 1986, s,59 vd..)

Bu tür kabile yapılanmalarının en önemli davranış biçimi hiç kuşkusuz olarak kendi dışında olan herkesi ‘’ ÖTEKİ’’ kabul etmeleridir. Zaten Arap kültürü içerisinde bu gelenek aslında her zaman var olmuştur ve halen de devam etmektedir. Öyle ki Arap kavimlerinin Arapçılığı, Allah’ın son din olarak gönderdiği İslam’ı bile Araplaştırmaktan çekinmemişlerdir. Araplara göre kendileri birinci sınıf İslam, diğerleri ise MEVALİDİR. Onların gözünde Türklerde her zaman mevali olarak kalmışlardır.

Bilindiği gibi Mevalilik, İslam tarihinde cahiliye devrinde toplumdaki kişilerden veya ya da çoğunluğun isteği üzerine kabileye katılan insanlara yani kölelere verilen bir isimdir. Emevilerin ırkçı politikası ile bu görüş yaygınlaşmıştır. Arap olmayan Müslümanlar bu şekilde adlandırılmışlardır. Türklerde onlara göre mevali olduğundan hiçbir zaman Türk hakimiyetini, Türk kültürünü ve Türk halifeliğini kabul etmemişlerdir. Kendilerini üstün ırk saydıklarından, diğer milletlerin kültürünü benimsememişlerdir. Araplar ırkçı bir kavimdir...

Türk insanı ise, daha da iyi Müslüman olacağım iddiasıyla, çocuklarına Arap isimleri verirken, beyin yıkama faaliyetleri ile, Arap hurafeleri ve Arap kültürünü İslam’ın emirleri gibi görmeleri ve düşünmeleri sağlanmıştır. Oysa tek bir Arap bile çocuklarına bir tek Türk ismi vermemişlerdir. İslam’ın reddettiği ırkçılık tarihin her döneminde Araplarca kutsanmıştır. Allah’ın son cihanşümül dinini kendilerine DİN MİLLİYETÇİLİĞİ yapmaktan geri kalmamışlardır...

Vehhabilerin acımasız, katı din anlayışından, Anadolu Türk İslamının din anlayışı farklıdır. Bu zaman kadar Türk milletini, sağcı- solcı, alevi- sünni- Türk- Kürt gibi çeşitli suni fraksiyonlarla bölmeyi başaramayanların en son olarak başvurdukları Vehhabilik hareketinin Türkiye’de yaygınlaşıp, taban bulduğunda, milletimizi mezhepçilik , cemaat ve dini fraksiyonlarla bölmek için kardeş kavgasına sürüklemek için hazırlık çabasında olmalarının mutlaka önüne geçilmelidir.

Bu zaman kadar Anadolu İslamının barışçıl ve insancıl din anlayışı bu tür bölünmelere izin vermemiştir. Fakat bu sefer ki tehlike bilinçli, derinden ve gizli gizli kurgulanmaktadır. Bilhassa son yıllarda ülkemizi dolduran şuursuz göç dalgası ile 9- 10 milyon insan ülke sınırlarından akın akın iltica etmişlerdir.

Maalesef belki de tarihte ilk defa, bir ülke yönetimi, kendi kimliğini, kendi milletini ve demografik yapısını bozacak şekilde, ENSAR- MUHACİR istismarı ve aldatmacasıyla bir göç politikası uygulamaktadır. Nüfusunun yüzde onuna yaklaşan devasa bir kitleyi hiçbir tasnife, incelemeye, araştırmaya tabi tutmadan ve 100. Milyar dolar bir ekonomik külfetin altına girerek kendi geleceğini büyük bir tehlikeye atmıştır...

Suriye’den, Afganistan’dan ve Afrika’dan gelen milyonlarca sığınma altında gelen asalak insanların içinde on binlerce Vehhabi/ Selefici görüşte olanların halen ülkemizde cirit attıkları daha gün yüzüne çıkmıştır. Fetö ayaklanmasıyla ülkemizi ve devletimizi bölemeyenlerin hızla silahlanmakta olan bir takım cemaatlerin ve ‘’Selefici’’ görüşte olanların kalkışmasıyla bir iç savaş başlatılması endişesini taşımaktayız. Nihayetinde BOP’nin bir nihai amacı da budur.

Selefici yapılanmanın itici gücü ve kolu olan El-Kaide ve Işıd terör örgütlerinin son yıllarda ülkemizde giriştikleri toplu hareketleri de bilinmektedir. Bu kanlı örgüt, Afganistan, Irak, Lübnan, Libya, Suriye ve İslam ülkelerindeki insanlık dışı katliamları göz önüne alındığında, yakın tehlikenin önüne geçebilmek için başta Diyanet olmak üzere gerekli ve etkili tedbirler derhal alınmadığında yarın belki de çok geç olacaktır. 22.07.2022

Devam edecek...

Av. Faruk Ülker