‘’...Müslüman olmayan Türk, Türk değildir, hatta insan bile değildir...’’ diyerek boyundan büyük laf eden ve Türk’e hakaret eden bu Yavuz’a birkaç çift laf etmek ve biraz da tarihi hatırlatmak boynumuza borç oldu.

Esasen kendisi de Trabzonlu olup Türk soyundandır. Bu muhteremin geçmişini de, siyasi yaşantısını da yakından bildiğimiz için, acaba mikrofonun karşısına geçtiğinde bir azizliğe mi uğradı, meramını aşıp bir dil sürçmesi mi oldu diye uzun yıllarca özür ve bir telafi beklendi ama nafile...

Bu zamana kadar söylediği kabul edilemez ve iğrenç cümlenin yanlış anlaşıldığını belirten bir açıklama gelmedi ya da ben duymadım. Her neyse... Kendisine gönül vermiş ve onu o makamlara getirmiş camia içinde bir çok milliyetçi ve Türkçü arkadaşları derinden üzdüğünü ve kendisinden bir açıklama beklediklerini de biliyorum.

Ağıralioğlu her televizyona çıkışında, otomatiğe takılı makinalı gibi, bolca Arapça , Farsça ve Osmanlıca kelimeleri birbiri ardına takır takır kullanarak ağdalı konuşmasıyla etkileme sanatını kullanmakta mahir olduğu bilinmektedir.

‘’...Biz Müslüman olmayan Türk’e, Türk ve insan demiyoruz...’’ şeklindeki boyunu aşan ve tarih bilgisi de sıfır olduğu anlaşılan muhtereme yine de nezaket kurallarını aşmayan bir üslupta cevap verelim.

Çünkü bulunduğu partide çok değerli ve sevdiğimiz arkadaşlarımızın da bu değerlendirmeye üzüldüklerini biliyoruz. Türkçü ve milliyetçi olmayan hiçbir partiyle mensubiyet bağım olmadığını bizi takip eden kardeşlerimiz bilmektedir. Çok şükür particilik taassubunu bırakalı yıllar oldu.

Gelelim konumuza:

Demek ki bu muhterem göre İslam öncesi belki de tüm kavimlerin putlara taptığı dönemlerde, Arapların ise yedikleri helvaları put yaptıkları, Lat- Menat- Uzza gibi taşa toprağa taptıkları İslam öncesi çağlarda, tek Tanrı inancını taşıyan Türkler, Yavuz’a göre insan bile sayılmamaktadır. Vay bee !..

Eyy Yavuz Ağıralioğlu...Bu sözlerinin Allah’ın yaratıcı iradesine ve onun gönderdiği Kur’ana aykırı ve hakaret olduğunu nasıl bilmezsin. Allah, insanları isteseydi tek bir kavim halinde veya isteseydi tüm insanları Müslüman olarak ta yaratabilirdi.

Ama o yüce Allah, insanları ayrı ayrı kavimler ve kabileler, dilleri ayrı, renkleri ayrı, kültürleri ayrı, hatta inançları ve meşrepleri ayrı halde yaratmış olması onun yaratıcılık sıfatının tecellisidir...

Bu kafaya göre Türklerin İslamiyet'ten önceki tarihi insanlık tarihi içerisinde yer almamaktadır. Yine de meramı aşan bir dil sürçmesi değilse tam bir akıl tutulmasıdır.

Demek ki İslamiyet'ten en az 3.500- 4.000 yıl önce, koskoca Göktürkler- Hunlar- Avarlar- Kıpçaklar- Uzlar- Peçenekler- Kumanlar, Altın Orda gibi sayısız Türk Devletleri ve onların kurucusu Türk kahramanları, Kırk çerisiyle Çin sarayını basan Kür’Şad, Alper Tunga’lar, Oğuz Kağan, Bilge Kağan, Mete Han, Yollug Tigin, Çiçi Kağan, Vezir Tonyukuk, Kül Tigin o çağda Müslüman değillerdi ama hepsi de Türk soyundan gelen Türk oğlu Türktüler...Bu zatı muhterem aslında Türklüğün bir kader, dinin ise bir tercih olduğunu bilmeyecek kadar cahil olduğuna da inanmıyoruz.

İslamiyet’ten önceki Türklerle, Araplar arasındaki savaşları fazla anlatmayacağım. Kısaca TALAS savaşına bir bakalım:

751 yılında bugünkü Kırgızistan sınırları içindeki Talas Nehri kıyısında Çinlilerle, Abbasi ve onların ortağı olan Karluklar arasında yaşanan bir savaştır. Savaş 5 gün sürmüştür. Tam da Arapların yenilmekte olduğu bir sırada henüz Müslüman olmayan Türk boylarının ve bilhassa KARLUK TÜRKLERİNİN, Araplar’a yardım etmesiyle savaş yön değiştirmiş ve Çin ordusunun yenilgisiyle neticelenmiştir.

Bunu yazmışken şunu da belirtmekte yarar var. Türkler Talas savaşından sonra hemen kendiliğinden Müslümanlığı kabul ettikleri koskoca tarihi bir yalandır ve gerçek değildir. Talas savaşından sonra bir kısım Türklerin Müslümanlığı kabul ettikleri doğrudur.

Fakat Türkler istilacı Arapların, Türklere yaptıkları mezalim ve zulüm yüzünden Araplar’a karşı büyük bir direnç göstermişler Tam 200 yıl Arap istilalarına karşı gelmişlerdir. Araplar en büyük yenilgilerini bu Orta Asya’nın topraklarında yaşamışlardır. Diyeceğimiz şu ki, Arapların insanlık dışı katliamları Türklerin 200 yıl Müslüman olmalarını geciktirmiştir.

Hele ki, Kuteybe Bin Müslim denilen kan içici ve Türk soyunu ortadan kaldırmak için yüzbinlerce masum Türk’ü kadın, kız, yaşlı ihtiyar demeden katleden, kestikleri kafalardan günlerce Türk kanı akıtan bu alçağa karşı Türk Milleti büyük bir nefret beslemiş ve karşı çıkmışlardır.

Bu hain Kuteybe Bin Müslim, Türklerle yaptıkları anlaşmaya uymayarak silahsız kale içindeki binlerce silahsız Türk evladının kafalarını keserek günlerce haftalarca derelerde Türk kanı akıtmıştır...Tarihçiler 100.000’e yakın Türk’ün katledildiğini yazar. ( Kaynak Taberi Tarihi merak edenler okuyabilirler)

Biz herkesin bildiği Malazgirt savaşından da kısaca bahsedelim. Konuyu özetleyerek Yavuz’a anlayacağı dilden cevap verelim. Çünkü senin söylediğin söz Allah’ın iradesine aykırı ve şirk koşan sözlerdir Yavuz... Bu meydanlar artık boş da değil Yavuz !..

1071 Malazgirt Savaşı hatta ondan önceki 1040’taki Dandanakan savaşı bile İslamcıların telaffuz ettikleri gibi tamamen bir HİLAL- HAÇLI savaşı olmaktan uzaktır. Evet Malazgirt Savaşı Müslüman Türklerle, Hristiyan Bizanslılar arasında olmuştur. Fakat savaşın kaderini, Bizans ordusundaki Hristiyan Türklerin yani, Peçenekler- Kıpçaklar- Kuman ve Uz Türklerinin aynı dili konuşan, aynı kültürü yaşayan Alparslan’ın ordusundaki Oğuz Türklerine katılmasıyla savaşın akıbeti değişmiştir.

200.000 kişilik Bizans ordusundaki Türklerin tamamı Hristiyan olmalarına ve göğüslerinde Haç taşımalarına rağmen, karşılarındaki Türk ordusunun Türkçe konuşması yani onlarla aynı dili konuşması ve tıpkı kendilerinin ki gibi Alparslan’ın ordusundaki atların da kuyruklarının bağlı olduğunu gören Bizans Ordusundaki Hristiyan Türkler, derhal Alparslan’a ulak göndererek kendi saflarına geçeceklerini ve Türk olan kardeşlerine silah çekmeyeceklerini bildirip Alparslan’ın ordusuna katılmışlardır.

Türk ordusunun komutanları başta Alparslan, Afşin Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Bey, Artuk Bey ve diğer tüm komutanlar kendilerine katılan Türk kardeşlerinin boyunlarındaki asılı olan Haç’a aldırış etmeden onları bağırlarına basmışlardır. Görüldüğü üzere o tarihlerde henüz tam bir milliyetçilik duygusu ve millet olma bilinci gelişmemiş olsa da, aynı dili konuşan ve aynı kültürü paylaşan soydaş Türkler arasında ki kaynaşmayı, bir tarafın Müslüman diğer tarafın Hristiyan olması bile etkilememiştir...

İşte, Malazgirt savaşını Türk Milletine kazandıran duygunun bir özelliği de Türklük duygusudur. Soy birliğidir, kültür birliğidir. Eğer bu bilinç olmasaydı Hristiyan soydaşlar yani Kumanlar- Uzlar- Peçenekler asla cephe değiştirmezler ve Malazgirt savaşının kazanılması da bir hayal olurdu.

Bugün Hristiyan asıllı Gagauz Türkleri ve Hristiyan Macar Türklerinin Türklük bilinci ve şuuru içimizde ki bir çok Müslüman olan Türklerden çok daha fazladır. Çünkü, Araplaşmayı, Müslümanlık görmeyen bir çok Türk boyları kendi öz benliklerini bu şuur bilinciyle korumaktadırlar.

Yeri gelmişken şunu da yazmadan geçemeyeceğim. 80 öncesinin Marksist sol örgütleriyle, Siyasal İslamcıların her iki guruptan da bu sıfatlara haiz olmayanları tenzih ederek ortak özelliklerinin hala devam etmekte olduğu görülmektedir.

Bir taraf ‘’Halkların kardeşliği’’ diyerek, diğer tarafta ‘’Ümmet kardeşliği’’ adı altında savunulan değerlere baktığımızda daha iyi görmekteyiz.

İslami değerlere bağlı olup ta soyunu inkar etmeyen, Türklüğe allerji duymayan kardeşlerimizi ve yine Marksist sol dışında ki milliyetçi sol çizgisindeki dostlarımızı bu değerlendirmeden ayrı tutuyorum.

Bunların dışında kalanların bir kısmının anlayışları hala ortaktır. Seccadeyi serebildiği her yer onun için vatandır anlayışı hakim olduğundan toprak parçası için ölünmez... Diğeri içinse devleti ve milleti savunmak faşitliktir, her yer onun için vatan sınırıdır anlayışı arasındaki ortak benzerlik, birinin soysuz, diğerinin vatansız olmalarıdır.

Bilmem anlatabildik mi sevgili Yavuz Ağıralioğlu !.. 07.08.2022

Av. Faruk Ülker