Yusuf Peygamber gibi sarayda vezir olmayı ve Melik’in hazinelerini yönetmeyi kim istemez ki? 

Ama bunun için önce “Yusuf” olmak gerekir. 

İşte, Yusuf Suresindeki ayetlerle, Yusuf Nebinin hayatının konumuzla ilgili bölümlerini, gerçek bilgiler vererek açıklamaya çalışalım: 

“Doğrusu Yusuf ve kardeşlerinin (kıssasında, öğrenmek) isteyenler için asla tüketip bitirilemeyecek kadar çok dersler vardır (Yusuf 12:7).” 

“Hani bir zaman da (Yusuf’un kardeşleri) şöyle demişti: “Biz kalabalık olduğumuz hâlde, babamız için Yusuf ve kardeşi bizden daha sevimli ve gözde; bu da gösteriyor ki babamız açık bir yanılgı içerisindedir (Yusuf 12:8).”  

“(İçlerinden biri dedi ki): “Yusuf’u öldürün! Ya da onu ıssız bir yere atın ki babanızın ilgisi yalnız size yönelsin ve onun ardından, işleri tıkırında giden bir topluluk olmuş olursunuz (Yusuf 12:9).”

“Bir diğeri ileri atılarak “Yusuf’u öldürmeyin!” dedi ve ekledi: “İlle de bir şey yapacaksanız, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın; nasıl olsa bir kervan gelip ona el koyacaktır (Yusuf 12:10).

Kardeşleri Yusuf’u kuyuya atarlar. 

Andımız'dan Anayasa'ya... Andımız'dan Anayasa'ya...

“Beri yandan, bir kervan geldi ve sucularını suya gönderdi; kovasını kuyuya salmasıyla (gördüğü karşısında) bağırması bir oldu: “Â, ne kısmet! Bir oğlan çocuğu bu! (Yusuf 12:19)” 

“Onu ticarî bir mal olarak satmak üzere yanlarında gizlediler; oysa Allah ne yaptıklarını/yapacaklarını çok iyi bilendi. 
Sonunda onu düşük bir değere -sadece bir kaç gümüş paraya- sattılar. Zaten onlar ondan kurtulmak istiyorlardı (Yusuf 12:20).” 

Ve onu satın alan Mısırlı adam karısına dedi ki: “Ona iyi bak! Bakarsın bize yararı dokunur; ya da onu evlat edinebiliriz.”
AÇIKLAMA: Yusuf gibi dünyalar güzeli bir delikanlıya neden az değer biçmişler ki? Ayrıca değersiz bir köleye ülkenin bakanı müşteri olur mu? Asıl sebep, kervancıların Yusuf’tan kurtulmak istemeleridir. Zira Yusuf’un köleleştirilmesi yasal prosedüre uygun değildi. Kur’an olay örgüsünün tüm boşluklarını doldurmayıp, bunu zihinlerimize bırakıyor.

“İşte böylece Yusuf için o ülkede sağlam bir zemin hazırladık. Yine (bu şekilde) ona olayların doğru yorumunu öğrettik. Zira Allah murad ettiği işi başarıyla sonuçlandırandır ve fakat insanların çoğu bunu bilmemektedir (Yusuf 12:21).” 

AÇIKLAMA: Anlaşılıyor ki, Allah Yusuf’u seçmiş ve beğenmiştir. Böylece Yusuf olmanın da ilk belirtileri başlamıştır: “Sağlam bir zeminde olmak ve olayların doğru yolunu öğrenmek.” Artık Rabbi Onu desteklemektedir. 

“Artık erişkinlik çağına ulaşınca ona bir muhakeme yeteneği ve bilgi (yöntemi) bahşettik: Zira Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz (Yusuf 12:4-22).”

YUSUF 71/12 Yusuf ve Züleyha (23-35. Ayetler)

“Derken, evinde bulunduğu kadın arzusunu onunla tatmin etmek için onu baştan çıkarmak istedi. Ve (bir gün) kapıları sıkı sıkıya kapatıp dedi ki: “Hadi, seninim!”

AÇIKLAMA: Orada, iki taraftan birinin istemediği, diğerinin istemesi yüzünden taraflar arasında çekişme çıkmıştır ve bu çekişme sırasında kadın, arzuladığını elde etmek için “her türlü hile, işve, cilve ve tuzağa” başvurmaktadır.  Ayrıca, “muhatabın direnişine rağmen onu kendi aleyhine bir işe razı etmek” istedi. Yani, “kadın, arzusunu tatmin etmek için, onu öz benliğinden uzaklaştırmak istedi”. Aslında her günah, insanı kendi özünden uzaklaştırma özelliğine sahiptir. 

“(Yusuf): “Allah’a sığınırım” dedi, “çünkü O benim Efendim; bana güzel bir konum kazandırdı! Şu da bir gerçektir ki, zalimler asla başarıya ulaşamaz (Yusuf 12:23)”.

Doğrusu kadın onu gözüne kestirmişti; eğer Rabbinin delillerini görmemiş olsaydı, o da kadını gözüne kestirip gitmişti. İşte bunun nedeni, her türlü kötülük ve tutkuya bağlı taşkınlığı ondan uzaklaştırmak istediğimiz içindi; çünkü o bizim seçkin kullarımızdan biriydi (Yusuf 12:24)”.  

Ve kapıya koşuştular… Ve kadın onun gömleğini arkasından yırttı. Tam sırtına sarılacaktı ki, kadının kocasıyla yüz yüze geldiler. Kadın dedi ki: “Senin karına kötülüğe kalkışan bir kişinin cezası hapsedilmekten ya da daha elim bir cezaya çarptırılmaktan başka ne olabilir ki! (Yusuf 12:25)” 

(Yusuf) söze girdi: “Asıl arzusunu benimle tatmin için beni baştan çıkarmaya çalışan odur.” 

Ve kadının yakınlarından olan bir görgü tanığı: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa bu durumda kadın doğru söylüyor; öteki de yalancının teki demektir Yusuf 12:26). Yok, eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, o zaman da kadın yalan söylüyor, beriki dürüst biri demektir (Yusuf 12:27).” 

“Bunun ardından (koca) onun gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce dedi ki: “Öyle anlaşılıyor ki bu da sizin tuzaklarınızdan biridir ey kadınlar taifesi! Doğrusu sizin tuzağınız pek yamandır! (Yusuf 12:28).” Ey) Yusuf, sen bu olayı yaşamadın say! Ve sen (ey) kadın, kabahatinden dolayı özür dile! Çünkü (şu hâl) senin suçunun sabit olduğunu gösteriyor (Yusuf 12: 29).”

AÇIKLAMA: Ey insan, gömleğini önden yırttırmayacaksın. 

“Ve şehirde hanımlar (birbirine) şöyle dedi: “Malum yöneticinin karısı genç hizmetçisini baştan çıkarmaya yeltenip duruyormuş. Belli ki tutku kadının yüreğine işlemiş. Bakın: bizim ona dair düşüncemiz işi iyice azıttığı yönündedir (Yusuf 12:30).” 

AÇIKLAMA: Buradaki tutku, Kur’an’da sadece burada kullanılan “yürek zarı”, ya da “gönül dili” gibi mecazi ifade kalıplarıyla dile getirilen insanın özel bir duygusuna tekabül eder. Ayette yöneticinin karısındaki tutkunun “haddi aşmış bir sevgi” olduğuna atıf yapılmıştır. Bu “tutkulu sevda”, kadının bağrını yakan, aklını tutuklayıp basiretini bağlayan şehvete dayalı bir sevgidir.  Aşk ise Kur’an’da hiç geçmez ve “muhabbetin haddi aşmış şekli” olarak tarif edilir. 

“(Kadın) onların (bu tür) dedikodularını işitince, onları davet ederek kendileri için dayalı döşeli bir ziyafet sofrası hazırladı, her birinin eline de birer bıçak tutuşturdu ve (Yusuf’a) “Çık karşılarına!” dedi. 
Hanımlar onu görünce kendilerinden geçip hayran kaldılar; dahası (bu yüzden) ellerini kestiler ve “Olamaz!” dediler, “Aman Allah’ım! Bu bir insan olamaz, olsa olsa bu yüce bir melektir (Yusuf 12:31)”

“Kadın dedi ki: “Bakın, işte beni kendisinden dolayı kınadığınız kişi bu! Doğrusu ben onu baştan çıkarmaya çalıştım, ne ki o geçit vermedi. Ve eğer (bundan böyle de) arzumu yerine getirmezse, kesinlikle hapsi boylayacak ve sürüm sürüm sürünecektir (Yusuf:12:32).”

AÇIKLAMA: Vahiy tam da burada, şu soruyu sorup yüreğimizde doğru cevaplamamızı istiyor: “Manevi kölelik mi, fizikî kölelik mi: hangisi daha büyük onursuzluktur?” Zımnen: asıl kölelik, aklın duygu tarafından tutuklanıp içgüdülerin insanı esir almasıdır”. 

Sonsöz: Yusuf zindanda özgür, Züleyha sarayda tutsaktır.

“(Yusuf) “Rabbim!” dedi, “Benim için zindan, bunların beni çağırdıkları şeyden daha hayırlıdır! Bununla birlikte Sen onların tuzaklarına karşı beni korumazsan, hilelerine kapılır da kendini bilmezlerden biri olup çıkarım! (Yusuf 12:33)”  

AÇIKLAMA: Yusuf diyor ki: “Günah işleyerek kalbimi imana zindan etmektense, günah işlememek için bedenimin zindana atılmasını tercih ederim”.

“Bunun üzerine Rabbi onun duasına icabet etti ve onların tuzaklarına karşı kendisini (hapse attırarak) korudu: Çünkü O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir (Yusuf 12:34).” 

AÇIKLAMA: Bazen hapishane, dışarıdan daha güvenli olabilir. 

“En sonunda yetkililer, gördükleri belge ve delillerin ardından (olayın sırrına ermelerine rağmen), belli bir süre onu hapsetmenin kesinlikle daha uygun olacağını düşündüler (Yusuf 12:35).”

YUSUF 71/12 Yusuf Zindanda Rüya Yorumluyor (36-49) 

“O arada onunla birlikte iki genç daha hapse girdi. (Bir gün) o iki gençten biri dedi ki: “Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm.” Diğeri ise; “Ben de rüyamda başımın üzerinde ekmek taşıdığımı, kuşların (da) ondan yediğini gördüm” dedi. (Birlikte şunu talep ettiler): “Bize bu (rüyaların) altında yatan anlamı haber ver! Çünkü biz senin (bu işi) iyi bilen biri olduğunu düşünüyoruz (Yusuf 12:36).”  

(Yusuf) dedi ki: “Öğününüz size ulaşmadan, ben her ikinize de rüyanızın altında yatan anlamı, (onun sonucu) başınıza gelmeden haber vereceğim. Zira bunlar Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Ama (önce) şunu bilmeniz şart: Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir toplumun dinini terk ettim (Yusuf 12:37) ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un inancına uydum. Allah’a ait herhangi bir niteliği ondan başkasına yakıştırmak bize yakışmaz. İşte bu (tevhidi iman), Allah’ın bize ve tüm insanlığa olan bir lütfudur: ne var ki insanların çoğu buna şükretmez (Yusuf 12:38).” 

“Ey hapishane arkadaşlarım! Birbirinden farklı birden fazla ilâha (inanmak) mı daha makul, yoksa bütün varlıklar üzerinde otorite olan biricik Allah’a (inanmak) mı? (Yusuf 12:39).” O’nu bırakıp da taptığınız şeyler, başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın (Allah’a ait) nitelikleri kendilerine yakıştırdığınız isimlerdir, Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Varlıkların konumları hakkındaki) nihâî yargı yalnızca ve yalnızca Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir: İşte bu dosdoğru olan tek dindir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler (Yusuf 12:40).”

AÇIKLAMA: Bu cümle kıssanın anahtarıdır. Zımnen: Ey insan, Allah yokmuş gibi davranamazsın! Onlar ve ataları Allah’a ait nitelikleri, gerçekte o niteliklere sahip olmayan varlıklara takmaktaydılar. Dolayısıyla takılan isim, o ismin kendisine takıldığı varlığa uymadığı için ortada kalmakta, varlıksız isim durumuna düşmekteydi. Tanrılık yakıştırılan putlar, gerçekte birer sahte özneydiler. Gerçek özne ise, onlara tanrılık yakıştıranlar, yani kendileriydi. İşte yaman çelişki buydu. Bununla, iki büyük yanlışı birden işliyorlardı: Birincisi Allah’a ait bir niteliği, O’ndan keyiflerince çekip alabilecekleri vehmine kapılmak; ikincisi Allah’a ait bu niteliği istediklerine takma yetkisini kendilerinde görmek. 

“Ey hapishane arkadaşlarım! Birinizin (rüyasının anlamına) gelince: Sonunda o efendisine şarap sunma işini sürdürecek. Diğerine gelince: İşte o asılacak ve kuşlar başını didikleyecek. Akıbetini soruşturduğunuz bu iş hakkındaki ilâhî karar kesinleşmiş bulunuyor (Yusuf 12:41).”  

“Ve o ikisinden, kurtulacağını zannettiği gence şu ricada bulundu: “Efendinin yanında beni an!” Ama şeytan, onu efendisine hatırlatmayı o (gence) unutturdu. Bu yüzden hapiste birkaç yıl daha kaldı (Yusuf 12:42).”

AÇIKLAMA: Hapsin birkaç yıl daha uzaması, Allah’tan bir an gafil kalmanın bedeliydi. Cüneyd’in ünlü sözü tam da bu duruma uyuyor: “İyilerin iyiliği, Allah’a yakın olanların kusurudur”. Unutturma” işinin şeytana nisbet edilmesi, günahın insan için aslî değil arızi bir şey olduğunun, arınmanın her an mümkün olduğunun zımnî ifadesidir.

“Derken, kral (bir rüya gördü ve) şöyle anlattı: “Ben rüyamda, yedi besili ineğin zayıf olan diğer yedisi tarafından yenildiğini gördüm; ayrıca yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru başak gördüm. Siz ey efendiler! Eğer rüya tabirinden anlıyorsanız, rüyada gördüklerim hakkında bana bir görüş bildirin! (Yusuf 12.43)”

“Bir tuhaf, karma karışık düşler bunlar” dediler; “zaten biz, bu tür rüyaların altında yatan gerçek anlamı bilmekten de âciziz (Yusuf 12:44).” 

AÇIKLAMA: Rüya Kur’an’da hep tekil gelir. Tabire lâyık olan sadık rüya budur. Karma karışık olan çoğuldur ve rüya değildir. Mısır Kralının gördüğünün rüya olduğunu vahiy onayladı, fakat görevliler onu “karma karışık düşler” sınıfına sokmuştu.

“İşte o an, iki (zindan arkadaşından) kurtulmuş olan diğeri, aradan geçen bunca vakitten sonra geçmişi hatırlayarak söze girdi: “Ben bunun altında yatan gerçek anlamı öğrenip size bildirebilirim, fakat önce siz beni (Yusuf’a) gönderin (Yusuf 12:45).” 

(Hapishaneye gelerek): “Yusuf, ey özü sözü doğru arkadaşım!” dedi, “Şu rüya hakkındaki görüşünü bana söyle: Yedi besili inek zayıf olan diğer yedisi tarafından yeniliyor; ayrıca yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru başak? Keşke insanların yanına (doğru cevapla) dönebilsem; böylece bakarsın senin (değerini) de anlamış olurlar (Yusuf 12:46).” 

AÇIKLAMA: Ey doğru sözlü (Sıddık) ifadesi çok önemli. İyiliği iyi de yapar kötü de, fakat kötülüğe karşı sadece Allah’a, fıtrata, hakka, hakikate ve iyiye sadık olan Sıddıklar sabredip direnir. “Rabbim, benim için hapislik bunların beni çağırdıkları (günahtan) hayırlıdır” sözü de işbu dürüstlüğün ifadesidir.

“(Yusuf) cevapladı: “Öteden beri yapageldiğiniz gibi yedi yıl ekip biçeceksiniz, fakat yiyeceğiniz az bir miktar dışında kalanı, daneyi başağından ayırmaksızın muhafaza edeceksiniz (Yusuf 12:47).” 

Ondan sonra, bunların ardından yedi yıllık bir kıtlık dönemi gelecek ve sizin zor zamanlar için ayırdığınız her şeyi, muhafaza ettiğiniz az bir miktarın dışında silip süpürecek (Yusuf 12:48.” 

Daha sonra, bunun da ardından insanların darlıktan kurtulup bolluğa kavuştuğu bir devir gelecek; o zaman insanlar (şıralı ve yağlı bitkileri tekrar) sıkabilecekler (Yusuf 12:49).”

YUSUF 71:12 Hz Yusuf Sarayda (50-57. Ayetler) 

“(Bu yorum kendisine iletilince,) kral “Onu bana getirin!” emrini verdi. Görevli kendisine gelince (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön ve ona sor bakalım, ellerini kesen hanımların derdi neymiş? Şunu da iyi bil ki, benim Rabbim onların tuzaklarını çok iyi bilmektedir (Yusuf 12:50).”  

“(Kral onları toplayıp) sordu: “Sizler, bir zamanlar Yusuf’u baştan çıkarmaya çabalamakla ne elde etmeyi ummuştunuz?” 
Onlar: “Hâşâ!” dediler, “Allah için biz, onun aleyhine olabilecek en küçük bir kötülüğe tanık olmadık.” 
Malum yöneticinin karısı “İşte” diye atıldı, “gerçek olanca çıplaklığıyla şimdi ortaya çıktı! Arzumu tatmin için onu baştan çıkarmaya çalışan bendim; ne ki o, hep (özüne ve sözüne) sadık kaldı (Yusuf 12:51).” 

(Yusuf): İşte şu gerçeği (efendim) bilsin diye (söylüyorum) ki, ben gıyabında ona ihanet etmedim, üstelik Allah da hainlerin tuzağını asla başarıya ulaştırmaz (Yusuf 12:52)”.

AÇIKLAMA: Gerçek en sonunda mutlaka ortaya çıkar. Hakikate galip gelinemez. Aksine, hakikat hep gelip gelecektir. 

“Bununla birlikte, ben kendimin her türlü hatadan beri olduğunu da söylemiyorum; çünkü -Rabbimin merhamet ettiği durumlar dışında- insan benliği daima kötülüğü emreder; Hele ki Rabbim çok bağışlayandır, pek merhametlidir (Yusuf 12:53).” 

AÇIKLAMA: Rabbimizin rahmetiyle (koruması) dışında, şüphesiz insan benliği kötülüğün daniskasını işletebilir.

“Derken, kral “Onu bana getirin!” diye emretti, “Onu kendime seçkin bir yardımcı olarak atayayım.” 
Onunla konuşmasının ardından dedi ki: “İyi bil ki bundan böyle sen, bizim nezdimizde saygın bir konuma sahipsin, güvenilir birisin (Yusuf 12:54).” 

“(Yusuf) şu talepte bulundu: “Beni ülkenin hazinelerine/ambarlarına bakmakla görevlendir! Benim onu çok iyi koruyacağıma, bu konudaki bilgi ve birikimime güvenebilirsiniz (Yusuf 12:55).” 

İşte bu şekilde Biz, Yusuf’a ülkede sağlam bir iktidar zemini hazırladık. O orada istediği gibi hareket ediyordu. 
Biz de rahmetimizi tercih edene/tercih ettiğimize bahşederiz; fakat iyilik yapanların karşılığını da asla zayi etmeyiz (Yusuf 12:56). Hele bir de öte dünyadaki karşılığı var ki, daha hayırlı olan bu karşılık iman eden ve onu korumakta titizlik gösterenler içindir (Yusuf 12:57).

SONUÇ: 
YUSUF OLMAK İÇİN;

1. Allah Yusuf’u seçmiş ve beğenmiştir. Aynı şekilde Allah seni de seçip beğenecektir. Böylece sen de “Sağlam bir zeminde olacak ve olayların doğru yolunu öğreneceksin”

2. Erişkinlik çağına ulaşınca sana da bir muhakeme yeteneği ve bilgi (yöntemi) bahşedilecektir. “Tevil (yorum)”, bir şeyi hakikatine döndürmektir. “Tevil il ehadis”, “olayların özünü kavramak için onları ilişki ve sebeplerine döndürmek” demektir. 

3. Yusuf iyi bir gözlemciydi. İklim olaylarını çok iyi öğrenmişti. Nil’in taşması, göç hareketleri vb. olaylarla metafiziğin ilişkisini kavradı. Sen de olaylar Kur’an’ını okuyup anlamaya gayret göstereceksin. 
Babası Yakub’un, on dört yıl boyunca öğrendiklerini Yusuf’a öğrettiği ifade edilmektedir. Rivayete göre Yusuf on yedi yaşına kadar okula (Bet Ha-Midraş) devam etmiş ve dinî konularda kardeşlerine yardım edecek kadar bilgi edinmiştir. Bundan dolayı babası Yusuf için, liderliğe ya da asalete işaret eden bir giysi olan uzun ve renkli bir pelerin yapmıştı. 
Onun için insan, bitki ve hayvan topluluklarının yorumlamasını çok iyi biliyorlardı. 
Cezaevinde gördüğü rüyanın yorumunda da bu bilgisini kullandı. Yorum yapmada yaşı, aile yapısı, aldığı eğitim ve yetiştiği çok üst düzey ortam etkili olmuştu. 
Sen de en iyi eğitimi almaya gayret edeceksin. 

4. Rüya kavramının gerçeğini bileceksin. Rüyalar, “hakiki” değil “temsili” bir manaya sahip olduğu için “tasdik” edilmezler, “tabir ve tevil” edilirler. 
İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme konusu, rüya ile amel edilmemesinin izahıdır. Rabbimiz diyor ki, “Ey İbrahim! Sen rüyanı tahkik ettin (gerçekleştirdin), hâlbuki tabir etmen gerekirdi (gerçekleştirmemek)”.
Yusuf’un rüya yorumu ile Süleyman’ın karınca ve kuşlarla konuşması, dini ve mucizevi bir olay değil, tabiata dönük bir olaydır. 
Rüyalar bilinçdışının bir tezahürüdür. Bilinç onları dosyalıyor ve rüyada yeniden yaşıyoruz. 
Hayal uyanıkken görülen rüya, rüya uyurken görülen hayaldir. 
Sevgili Nebi’mizin gece yürüyüşü (İsra) Kur’an’la sabit rüyadır: “Sana onun rüyasını göstermiştik (İsra 17:60)”. Daha sonra İsra’nın yanına bir de miraç uydurdular. 
Rüya yorumu sayesinde cezaevinden çıktı. 
Sonuç: Allah aklını kullan diyor, rüyayı kullan demiyor.
 
5. Karşına çıkan her türlü kötülük ve tutkuya bağlı taşkınlığı (Vezirin karısı gibi) kendinden uzaklaştırmak için “Allah’a sığınırım çünkü zalimler asla başarıya ulaşamaz” diyeceksin ve Felak ve Nas Surelerini hayatına indireceksin. 

6. Züleyha sarayda afet de olsa, sen baştan ayağa iffet olacaksın.

7. Gömleğini önden yırttırmayacaksın

8. Şu soruyu kendine soracaksın: “Manevi kölelik mi, fizikî kölelik mi: hangisi daha büyük onursuzluktur?” Asıl kölelik, aklın duygu tarafından tutuklanıp içgüdülerin insanı esir almasıdır”. 

SONSÖZ: Yusuf zindanda özgür, Züleyha sarayda tutsaktır.

Kişiliğimizin oluşması için bize Yusuf Nebi örneğini veren Rabbimiz! Seni sınırsızca övüyor ve çok seviyoruz.

Hayırlar diliyorum
Ankara, 17 Mart 2023
Prof. Dr. Orhan Arslan

Editör: Kerim Öztürk