AFORİZMALAR...
İnsan aklı ve onurunu önemsizleştirerek, "AKIL TOPAL EŞEKTİR, ONUNLA MENZİLE VARILMAZ" diyen akılsızlara AKIL ne gerek, onlar için en yüce değer otoriteye İTAATTİR...

Bu dogmatik anlayış gereği insanlık binlerce yıldır 

"AKIL MI-İTAAT Mİ" paradoksunun içinde çırpınıp duruyor.
ARTIK ANLAMAK ZORUNDAYIZ Kİ; 

Mitolojik düşünüş biçimi olan rivayetler, menkıbeler, efsaneler yerine, bilimsel bilginin kaynağı olarak aklı, gözlemi esas alan "bilimsel düşünüş" biçimi ve metodolojisini kavramamış olmamız en büyük GÜNAHIMIZDIR. 
Bundan ötesi temelsiz tartışmalar sadece kör döğüşüdür...

Bu gerekçelerle adına AYDINLANMA ÇAĞI dediğimiz dönemi bir cümleyle özetle derseniz; dogmatik ve mitolojik kutsallar yerine insanı, insan aklını ve insan onurunu sistematik düşünce faaliyetlerinin merkezine alan paradigma değişimidir derim.

Dünyevi ve dini iktidarın mutlak temsilcisi KİLİSENİN kitlesel veba salgını ve açlığa karşı toplumu koruyamadığını fark eden insanoğlu, çaresizliğini fark edip kendine ve tabiata döndü.
İnsan merkezli hümanizm, akılcılık ve bilimsel düşünüşle birlikte, kaynağını kilisenin kutsallarından almayan "doğal hukuk" anlayışı da böyle doğdu...

Şimdi ise içinde bulunduğumuz döneme İLETİŞİM ÇAĞI diyenler de var. 
Yani sınırsız bilgiye ulaşmak bakımından çok daha eşit ve şanslıyız.

Ancak konu sadece bilgiye ulaşmak değil ki, METODLU VE BİLİMSEL DÜŞÜNÜŞ BİÇİMİNİ öğrenmek ham bilgiye ulaşmaktan çok çok daha önemli. 

Orhan Türkdoğan hocaya sonsuz rahmetle-6 Orhan Türkdoğan hocaya sonsuz rahmetle-6

ÖNCE OKUMAK, BİLMEK; SONRA DA DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK !
ÖĞRENİRSEK ÇIPLAK GERÇEKLİĞİ DAHA İYİ KAVRARIZ !

Köle pazarı gibi ucuz işçiliğe, katma değersiz ve düşük teknolojiye dayalı üretim yapan az gelişmiş ülkeler gibi kalmaya devam ederken, GELİŞMİŞ ÜLKE VATANDAŞLARI gibi daha fazla refah ve konfor talep edemeyeceğimizi önce politikacılar, sonra da herkes anlamak zorundadır.
Neyi, neden anlamak zorundayız ?

Çünkü; katma değersiz ve  düşük teknolojili üretim için, bizden daha düşük kölelik ücretine razı mazlum yığınların yaşadığı ülkeler (Bangladeş, Mısır, Hindistan gibi) sömürü ve fukaralık yarışında rakibimiz oldular.

SOMUT BİR ÖRNEK!
Halı ticareti yapan ve ihracat pazarlarında rekabet şansını kaybeden bir Türk işadamı anlattı; Hindistan'da 675 bin çalışanı bulunan FEODAL BİR İŞ ADAMINDAN(!) 2 bin işçi kiralamış, yapılan üretimle de 10 milyon $'lık ihracat yapmış.
Üretim ve ihracattaki diğer üretim faktörlerini düştüğümüzde, işçilik payı %10 olsa kişi başına yıllık ücret 500 $ oluyor.
Üretim, verimlilik, istihdam, büyüme ve enflasyon gibi olgular sadece teknik meseleler değil, sosyo-kültürel hususlar olarak değerlendirilmelidir.
Olgularda sebep-sonuç ilişkisini, hatta kök sebepleri ıskalayanların ekonomik meseleleri kavramaları ve çözüm üretmeleri de mümkün değildir.
SON ÖZET; DOĞULU GİBİ DÜŞÜNÜP, DOĞULU GİBİ ÜRETİP, 
BATILI GİBİ YAŞAYAMAZSINIZ...
EY AKIL NEREDESİN?

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi

Editör: Kerim Öztürk