Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin hedeflerine ulaşmasının önündeki en büyük engelin, darbe ürünü mevcut anayasa olduğunu söyledi.

‘’ 28. Yasama döneminde önceliklerimizin en başında, Meclisimizin de taktiriyle Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak, Milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan bir anayasa hedefliyoruz... ‘’ dedi.

‘’Milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan bir anayasa’’ demek bize göre; Türksüz ve milliyetsiz bir anayasa demektir.

Çeşitlilik ve zenginlik sosu ile sulandırılmış, Türk’ün adının ve varlığının hile ile anayasadan çıkartılmak istenmesinin diğer adıyla eş anlamlıdır.

Bu vatanın adı Türkiye, milletinin adı da Türk milletidir. Anayasadan Türk ve Türkçe giderse, Türkiye de gider.

82 anayasası 12 Eylül’den sonra yıllar içinde mevcut anayasanın yüzde yetmiş beşi zaten değiştirildi. Bazen ihtiyaçlara uygun hale getirilmeye çalışıldı. Bazen de siyasi iradenin baskılarıyla değişimlere uğradı.

Asıl maksat; güya, ‘’Yeni Türkiye’’ için ‘’Yeni Anayasa’’ oluşturmaktır esas olan... Değişiklikler çoğu zaman gerçekten ihtiyaçlar dolayısıyla mı yapılmaktadır?

Hayır!..

Türkiye’yi küresel güçlerin istekleri doğrultusunda ve siyasi iktidarın açıklayamadığı ama zihin arkasında, gizli ajandası doğrultusunda dönüştürmek amacı vardır.

Asıl niyeti görmeden, ilkeler ve maddeler üzerinde tartışma yapmanın bir mantığı yoktur.

Bu asıl konuyu esasından uzaklaştırmaya götürür. Bize uymayan yeni bir elbiseyi giydirmeye çalışmak, Türkiye’yi küresel güçlerin istekleri doğrultusunda dönüştürmek demektir.

Zaten gelinen süreçte, yani 7 Kasım 1982’den sonra 16 kez Anayasa değişikliği yapılmıştır.

Madde 9-75-76-77-87-89-93-98-101-104-105-106-116-142-146-159-161.... gibi bir çok maddeleri değişen maddelerdir.

Şimdi sormak lazım? Bu anayasa ile ne istenildi de yapılmadı? Siyasi iktidar bu anayasanın neresinden rahatsızdır? Bu anayasa kullanılarak ‘’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’’ denilen ve henüz evrensel hukukta da tarifi bulunmayan sistem getirildi.

‘’ Tek Adam’’ yönetimine geçildi. Hem parti başkanı, hem Cumhurbaşkanı olundu. Daha öncesi Anayasa değişikliği için hain emellerini gizleyen, ama ülkesi için endişe duyanlar tarafından niyeti bilinen Fetö haininin, ‘’ Mezardaki ölülere bile oy kullandırılmalı’’ sloganı o zamanlar kanka ve içli dışlı olan siyasi iradenin ‘’ mal bulmuş mağrip’’ gibi çok hoşlandığı bir slogan olmuştu!..

16.4.2017'den 3 gün önce, Hayrettin Karaman’ın yaptığı açıklama tam bir takiyyedir. ‘’...Bizi hedefe yaklaştıracak olan bir hedefi, daha farz olanı tamamlayan veya ona yaklaştıran her şey caizdir...’’ İktidara da akıl hocalığı yapan ve Fetvalar da veren bu kişinin neyine güveneceğiz?!..

En üst fetva makamında olan bu türler, ‘’ ...İktidara zarar verecekse, doğruları söylemek caiz değildir...’’ diyebilmişlerdir.

Neden yazıyoruz bunları? Çünkü; açık, şeffaf değiller. Yapılacak işlerde hep bir gizli ajandaları olmuştur da ondan!

Siyasal İslamcılığın ülkeyi getirdiği nokta, ülkeyi Dar’ül- Harp görüyorlar. Bir Belediye başkanı çıkıp, "Esenyurt’u kaybetmek, Mekkeyi kaybetmektir...’’ diyebilmiştir.

Bu anlayışta; takiyye, yalan, kendilerini ve kafasındakileri gizlemek meşrudur. Yeter ki amaçlarına hizmet etsin.

Dini siyasallaştırarak, kendilerine göre fetva verip, ahlaklı, dürüst, gerçek dindar, vatansever insanların manipüle ederek, iradelerini sakatlamaktır!..

Anayasa referandumu öncesinde , Föte de aynı şekilde, ‘’...Ölüleri kaldırsak da evet deseler demişti...’’

Din istismarı ile hedef yanıltmak sadece ülkemize özgü bir özellik değildir. İslam dünyasında dört halife döneminin sonlarından itibaren din istismarı Emeviler döneminden artarak devam etmiştir.

Kendilerini, ‘’ Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, halifesi’’ diye adlandıran nice krallar, sultanlar, halifeler olmuştur.

Kobani kararları sonrasında Meclis’te ortalık karıştı Kobani kararları sonrasında Meclis’te ortalık karıştı

Hepsi de, Doğuda ve Batıda meşruiyetlerini dine dayandırmışlardır.

Bilhassa Cumhuriyetin Demokrat Parti iktidarından sonra en önemli sorunlarından biri de yüce İslam’ın siyasete alet edilmesi olmuştur. Bu istismar halen de devam etmektedir...

Ülkede her şeyin, bir kişinin iki dudağı arasına bağlanması, yasama –yürütme - yargı- medya hepsinin bir kişinin elinde olması, bu anayasa ile olmadı mı?

Dileriz ki, değiştirilmesi teklif bile edilemez olan ilk 4 madde ile, 66.maddesinde vücut bulan, ‘’ Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür’’ ifadelerinden rahatsızlık duyulmamış olsun. Ama bu maddelerden rahatsız olunduğuna ilişkin çok ciddi endişelerimiz var...

Beklentimiz Sayın Cumhurbaşkanının bu endişelerimize geçit vermemesidir.

Türklüğe ve Türk milletine vurgu yapan bu maddelerden rahatsız olanlar, Cumhuriyetle ve kuruluş felsefesiyle sorunlu olan kişilerdir. Hedefleri ise, Cumhuriyetin kuruluş kodlarının ortadan kaldırılmasını istemektir.

***

YENİ ANAYASA İSTEYENLERİN REFERANS NOKTASI NEDEN 1921 ANAYASASIDIR?

Hararetle ve istekle yeni anayasayı kimler istemektedir? Önce buna bakmak lazım. Pkk terörist başı sürekli olarak dilinden düşürmediği, ‘’ Demokratik Cumhuriyet ve buna bağlı bir anayasa’’ söylemi vardı.

BU zihniyetin legal temsilcileri görünümünde olan HÜDA PAR gibi din devleti kurma hayali içinde olanlar ve tüm etnik bölücülerin özlemindeki yeni anayasaya atıf yaptıkları ve istismar ettikleri konu 1921 anayasasıdır.

Tamamının Cumhuriyetle, onun kuruluş felsefesiyle, üniter devlet yapısıyla, laiklikle sorunları vardır.

Türk sıfatlı devletin yapısını ortadan kaldırmak, hatta başkenti İstanbul olan dört parçalı federasyon devlet isteyenlerin dillerine doladıkları referans noktası 21 anayasasıdır.

II. Cumhuriyetçiler, Yeni Osmanlıcılar ve Yeni Türkiyecilerin hayalini süslemektedir bu duygular...

Neden 21 Anayasasıdır? Çünkü 21 anayasası zamanın olağanüstü bir dönemin, kurtuluş savaşının yani Türk’ün var olma , yok olma mücadelesini verildiği bir geçiş döneminin zorunlu kıldığı anayasa metnidir.

Kurtuluş mücadelesi verilirken, bu anayasal metin yeni Türk Devletinin hukuki yönden meşrulaştırılmasını hedef almış bir metindir.

Ulusal Egemenlik anlayışı benimsenmiştir. Zamanın olumsuz şartlarına ve ihtilal özelliği taşımasına rağmen demokratik esaslar benimsenmiştir.

Tarihçiler tekrar gündeme gelen 1921 anayasasını çoğulcu ve halkçı bir anayasa olarak tanımlamaktadırlar.

Eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, "Cumhuriyeti 1921 anayasası ile taçlandıracağız...’’ demesinin altındaki mana ve öneme çok dikkat edilmelidir.

21 anayasası zamanın olağanüstü şartları neticesinde 23 maddeden oluşmuştur. Hatta tam bir anayasa bile değildir, ileride yapılması ve düzeltilmesi düşünülen bir anayasal taslaktır da denilebilir.

Konuya kısaca değinmek gerekir. 20. Ocak 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen bu anayasa , Osmanlı’nın yıkılışı, yeni devletin ise sancılı doğumu sırasında yani Meclisin meşruiyet arayışla ortaya çıkmıştır. Yani en dikkat çekici maddesi tüm üyeler tarafından hemfikir olunmasıdır.

‘’ Hakimiyet bila kaydü şart milletindir’’ Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Bu madde zamanın şartlarında, bir imparatorluğun bakiyesinden kalan en etkili en devrimci ve en uygun olan ve daha adı konulmamış bir Cumhuriyet idaresine giden yolun yapı taşlarıdır...

Yıkılmış, dağıtılmış bir imparatorlukta kurtuluş mücadelesi veren bir halkın, bugünkü bölgeli devletlere benzer türde yerel yönetimler arasında bir oto kontrol mekanızmasını sağlayan ve çok da bağımsız hareket edebilen birimler olmaktan uzaktı.

Daha açık ifadeyle ülkenin feodal yapısı içinde ayrılığa değil, birliğe önem veren bir ittifaktır.

Bu günkü manada bir özerklik anlayışı gözetilmemiştir ve talep te olmamıştır. Kürt kökenli ve temsilcisi olan Diyap Ağa her daim Atatürk’ün yanında rol almıştır.

Yerel idarelerin özerklik tesisi milli bünyeden kopuşu sağlayan bağımsızlık değildir. O zamanki şartlarda ki feodal yapılaşmadan, milletleşme yapısına kapı açan zorunlu bir geçiş dönemidir...

21 Anayasası’nın olağanüstü bir dönemin geçiş metni olması bir yana, daha Türkiye adındaki bir devletin Cumhuriyet olduğu, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik, dilinin Türkçe olduğu, başkentinin Ankara olduğu gibi hükümler dahi yoktur.

Dediğimiz gibi bu bir olağanüstü SAVAŞ Anayasasıdır. Cumhuriyetin asıl anayasası 1924 anayasasıdır.

Bu anayasanın atlanıp görmezlikten gelinerek, 100 yıl önceki 21 anayasasının referans alınmasının ve gündeme gelmesinin sebebi budur. Ülkenin otonom, özerk ve federal bölgelere ayrılması özlemidir asıl amaç.

Sayın Cumhurbaşkanının eski başdanışmanı Şükrü Karatepe’nin, ‘’...Yeni anayasa da, başlangıç hükümleri kaldırılsın, değiştirilemez maddeler tartışılsın’’ demiştir. Bu zata göre, anayasanın başlangıç bölümü bir darbe manifestosuymuş, bu maddeler hiç olmamalıymış!..

Okuyucuları sıkmamak için anayasal tartışmaları bir tarafa bırakarak şunu diyebiliriz. 1921 anayasası bir SAVAŞ anayasasıdır. 1924 anayasası ise Türk ulus devletini kurmaya yönelik bir anayasadır. 29.09.202. Devam edecek

AV. Faruk Ülker

Editör: Kerim Öztürk