Bu yazı dizimizin çıkış noktası, Hristiyanlığı seçmiş Türklerin asimile olup özlerini kaybettikleri ve hatta aslında hiç Türk olmayıp, Türkçe konuşan Rumlar veya başka milletlerin tebaası oldukları üzerine son zamanlarda ortaya atılan iddialar hakkındaydı.

Hristiyanlığı 5. yüz yıldan itibaren kabul etmeye başlamış Türkler asimile olduysa, neden hala Türkçe konuşan yüz binlerce Hristiyan Türk vardır? Veyahut, Türk uygarlığı ne zaman hakim olduğu topraklarda Türkçe konuşmayı zorunlu kılmıştır?

Türk uygarlığı, binlerce yıldır yayıldığı uçsuz bucaksız topraklarda hiçbir zaman yok edici unsur olmayı seçmemiştir. Bugün, Katolik olan Macarlar hala çocuklarına Türk isimleri koyarken ve birçoğu Türk atalarını unutmuyorken, Türk uygarlığına oryantalist pencereden bakmak tam olarak da Batı emperyalizminin biz Türklere attığı bir kazıktır.

Onlar bizleri bölüp birbirimizden uzaklaştırmaktadır ve biz Türkler de bu hususta onlara yardım etmekten imtina etmemekteyiz…

Şimdi, kısaca yakın tarihimize bir bakalım.

Ümit Doğan’ın Türk Papa kitabında tamamen belgelere dayandırdığı ve Milli Mücadele döneminde Papa Eftim ile Türk Ortodokslarının verdiği desteklerle tarihimize ışık tutması, yakın tarihimizi aydınlatmak hususunda bir hayli önemli bir iştir. Konu hakkında daha fazla bilgilenmek isteyenlerin muhakkak başvurması gereken bir kaynaktır. Aynı zamanda, Fener Rum Patrikhanesi’nin yürüttüğü kirli oyunlar için de Muammer Karabulut’un Kin Kapısı kitabı da topraklarımızda yaşananları tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Ülkü Ocakları İlk Kurucu Genel Başkanı Hakka Yürüdü! Ülkü Ocakları İlk Kurucu Genel Başkanı Hakka Yürüdü!

(Birçok saygıdeğer akademi üyesinin ve araştırmacı yazarların kitaplarını da bu yazı serisinin sonuna ekleyeceğim. Dileyenler, kendi çabalarıyla bu eserlere ulaşabilirler. Lakin, bilgi sahibi olmak adına kat etmemiz gereken yolun uzunluğunu ver zorluğunu asla unutmayın.)

Yakın tarihimize geri dönecek olursak…

Öncelikle, 1903 yılında, iki defa milli kilise kurma isteğiyle Türk Ortodokslar dilekçe göndermişlerdir. Bu dilekçeler Bir Türk ismiyle imzalanmış ve özellikle 1821 Mora İsyanı sonrası Yunanistan’nın bağımsızlığını kazanmasıyla beraber, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan Fener Rum Patrikhanesi’nin Türk Ortodokslara karşı yürüttüğü asimilasyon politikalarından duydukları rahatsızlıkları belirtmişlerdir.

Unutmamakta fayda var ki Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopan Balkan ülkeleri kendi milli kiliselerini kurarak Fener Rum Patrikhanesi’nden kopmuşlardır. Yunanistan da ne denli Fener Rum Patrikhanesi’ni Osmanlı toprakları içerisinde bir Truva Atı misali kullanmaya devam edecek olsa da, evet, onlar da kendi milli kiliselerini kurmuştur!

20. yüz yılın başlangıcında Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı buhranlı günler bu dilekçelerin yakarışlarını sessizliğe gömmüştü ne yazık ki. Ta ki 1918 yılında Papa Eftim, Keskin Beyannamesi ile dünyaya Türk olduğumuzu duyurana dek. İşte bu beyanname ile Papa Eftim yalnızca Anadolu’da Mustafa Kemal’in yaktığı meşaleyi harlamamış aynı zamanda da tüm dünyaya hangi dinden olursak olalım, yüzlerce yıldır Anadolu’da Türklerin olduğunu haykırmıştır.

Bu, hafife alınmaması gereken bir husustur.

Serimizde daha önce belirttiğimiz üzere, Türklerin Anadolu’ya gelmesi kesinlikle 1071 ile başlamamıştır. 1071, Türklerin bir daha Anadolu’dan çıkmayacağının tarihidir!

Keskin Beyannamesi sonrasında Papa Eftim, Milli Mücadeleye elinden her gelen yardımı yapmıştır. Yabancı devletlerin Pontusçulara yardımını engellemekten çetelerin silah bırakmasını sağlamaya; yaralı Türk askerlerimiz için hastane kurmaktan Kuva-yı Milliye’ye erzak ve ihtiyaçlarını toplamaya kadar sayısız alanda çalışmıştır.

Mustafa Kemal’in emri üzerine İnönü Zaferi’nin birinci yıldönümünde Büyük Millet Meclisi önünde o coşku dolu konuşmayla da tarihe geçmiştir.

Bu örnekler, Papa Eftim’in verdiği mücadelenin sadece bir kısmıdır. Lakin, Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, kendisi hakkında “Baba Eftim, bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir!” demiştir.

En başından beri Mustafa Kemal’in ve Ankara Hükümeti’nin yanında olan Papa Eftim, Ankara’dan aldığı izin ile 1922 yılında Türk Ortodokslarını bir araya getirerek milli kilisemizin kurulmasına öncülük etmiştir.

Anadolu ve Trakya’da bulunan, toplamı 80 daire olan ruhanilerin 72 dairesi Papa Eftim’in mücadelesine destek vermiştir. Ankara Hükümeti’nden de yetkililerin bulunduğu kongrenin her oturumu Ortodoksluk Sadası gazetesiyle halka şeffaf bir şekilde duyurulmuştur. Sadece kurulacak olan milli kilisemizin tartışmalarının bulunmadığı bu gazete aynı zamanda milli ruhu harekete geçirmek için de birçok makale kaleme almıştır.

En nihayetinde kurulan Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi, bir an olsun Mustafa Kemal’in ve Ankara Hükümeti’nin yolundan dönmemiştir.

Kongrede alınan kararlardan birkaçına bakacak olursak bunlardan belki de en önemlilerinden bir tanesi 3 Eylül 1922’de alınmış olan, metropolitlerin bundan sonra haberleşme, yazışma ve hesap işlerinde yalnızca Türkçeyi kullanacak olmaları, bu kurala uymayan memurların ise görevden alınacak olmalarıdır.

Kiliselerde düzenlenecek ayinlerde ise yine Türkçenin kullanılması gerektiğine karar veren Kongre, vaizleri Türkçe veremeyecekler için seyyar vaizlerin de sağlanmasına hükmeder.

Ayrıca İncil’in de Türkçeye çevrilmesine karar veren Kongre, aynı zamanda başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere hem Türk Ordusu’nun hem de mücadeleyi yürüten hükümetin de muvaffak olması adına toplantılarda dualar okur.

Peki, Fener Rum Patrikhanesi’nin etkisi altında bulunan 8 ruhani daire dışında kalan 72 dairenin bütün bu kararları kabul etmesi neyin ispatıydı? Uygarlığımızın temeli olan Türkçeye verilen değerin unutulmaması ve yüz yıllarca süren Fener Rum Patrikhanesi’nin dayatmaya çalıştığı kimliği yırtıp atmaktı.

Hatırlamakta fayda olacak bilgilerden bir tanesi de 16. yüz yılda, yabancı seyyahlar bile Karaman bölgesindeki Hristiyanların Türkçe konuştuklarını ve Rumca bilmediklerini tarihi kayıtlara geçirmiştir. Buna rağmen, hem Osmanlı öncesi hem de sonrasında, İmparatorluğun merkez kilisesi olan Fener Rum Patrikhanesi’nin asimilasyonlarını ve bu asimilasyonlara direnen Türk Ortodoksların Türklüklerine duydukları bağlılığı görmezden gelmek yalnızca Batı’nın dayattığı projeyi kabullenmektir.

Yarınki yazımızda, kısaca ekümeniklik olayına değinerek, Cumhuriyet ile beraber kabul edilen kanunlara başkaldırının bir incelemesini yapacağız.

Yazan Selçuk ERENEROL

Editör: Kerim Öztürk