TEMA, 15 kenti odağına aldığı iki yıllık çalışmayla, madencilik faaliyetleri için ayrılan alanları tek tek tespit etti. Tablo vahim, 15 kentin yüzde 62’si, maden için ruhsatlandırılmış durumda

 16.07.2021

Türkiye’nin yaklaşık yüzde 60’ı maden alanı olarak ruhsatlandırılmış durumda. Maden ruhsatlarının bir kısmı ormanda, bir kısmı yerleşim yerlerinde bir kısmı meralarda. Bu ruhsatlar faaliyete geçerse bir daha geri dönüşü mümkün olmayan bir tahribata yol açacak. İşte bütün bu veriler TEMA Vakfı’nın yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalıştığı maden alanları araştırmasında yazıyor. Bu çarpıcı tabloyu detaylandırmadan önce olayın vahametinin daha iyi anlaşılması için bazı temel bilgilere hakim olmak şart. Türkiye’de maden ruhsatları 3 aşamayla veriliyor. İhale, arama ve işletme.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından koordinasyonunda önce maden sahaları belirleniyor. Bu aşamaya ihale adı veriliyor çünkü devlet ihale ile şirketlere bu alanların maden haklarını satıyor. Ruhsatlandırmada ikinci aşama ihaleden sonra başlıyor. İhaleyi kazanan şirket söz konusu alanda arama faaliyetine geçebiliyor. Fizibilite çalışma ruhsatı ile bölgede 7 yıl boyunca maden arama faaliyeti gerçekleştirilebiliyor. Hatta bu bile kendi içinde ön arama, genel arama, detay arama diye 3 bölüme ayrılıyor ve arama faaliyetlerinde de işin doğası gereği kazı çalışmaları yapılıyor. Üçüncü ruhsat aşamasının adı işletme. Bu da en fazla 49 yıllığına verilebiliyor. Bu ruhsat ile toprağın altındaki maden, ruhsat sahibine ait. Hatta işletme ruhsatı, kendi içinde büyük ekonomik değeri olduğu için şirketlerden şirketlere büyük rakamlara satılabiliyor.

•••

 ‘Madencilik yapılan alan kurtarılamaz’

Deniz Ataç
TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç ise farklı bir noktaya dikkat çekiyor:
_“TEMA Vakfı olarak biz madenciliğe karşı değiliz, sahip olduğumuz değerleri koruyarak, çevreye, doğaya, hatta geleceğimize zarar vermeden madencilik yapılabilir. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Maden Yönetimi Raporu’nda “madencilik yapılan alan bir daha geri getirilemez” deniyor. Yani karar vermeden önce madencilik yapılan alanın hiçbir restorasyon projesi ile geri dönmeyeceğini, verilen tahribatın giderilemeyeceğini baştan kabul etmek gerekiyor. Burada fayda-zarar hesaplaması çok iyi yapılmalı. Toprağın altındaki madeni çıkarmak için kamu yararı yok sayılmamalı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın beyanına göre 2020 yılında 44 ton altın üretilmiş, bu rakamın 2025’te 100 tona çıkarılması hedefleniyor. Yani üretimin yüzde 127 artırılması planlanıyor. Ya da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2019-2023 Stratejik Planı’na göre 2019-2023 yılları arasında yerli kömürden üretilmesi planlanan enerji miktarının 10 bin 204 megawatt’tan 14 bin 664 megawatt’a çıkarılması hedeflenmiş. Bu da yüzde 43 oranında artış demek.

Bu hedefleri yakalarsın ama sonunda nasıl bir hasar çıkacak?
Bunun geri kazanım maliyeti nedir, hiç tartışılmıyor. Çok ilginç bir durum söz konusu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ruhsatı veriyor, ruhsat sahibi de bunun üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi ilgili kurumlardan izin belgesi topluyor. Alınan ruhsata izin belgesi toplamak sadece prosedürü yerine getirmek oluyor. Oysa bütün bakanlık ve yetkili kurumların görüşüne göre bu işlemlerin yapılması gerekiyor. Bu sürecin bir bakanlığın iradesine bırakılmaması gerekir. İlgili bakanlıklar da yetki ve sorumluluk taşımalı.”_

Hülya Çeşmeci
‘Filipinler bile kısıtladı bizde hiçbir sınır yok’

•••

Fransız olmak Türk olmak... Fransız olmak Türk olmak...

“Her yere izin var”

Çeşmeci bu tabloya maden mevzuatının sebep olduğu sonucuna ulaştıklarını da söyledi:
“Maden kullanım hakları Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletleştirme politikaları dikkat çekiyor. 1950’li yıllarda şahıs ve şirketlere de hak tanınmaya başlıyor. 1985’te ise yabancı sermayenin de yolu açılıyor bu tarihten günümüze kadar da maden kanununda 21 değişiklik yapılıyor. Ama en önemli kırılım 2004’te yaşanıyor. Bu düzenlemeye göre orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, sit alanları, tarım alanları ve su havzaları madenciliğe açılıyor. Kısaca Türkiye’nin her santimetrekaresinde madenciliğe imkan sağlanıyor. Oysa başka ülkelerin kanunlarını da inceledik ve özellikle AB ülkelerinde madencilik yapılamayacak alanlar çok net belirlenmiş. Vahşi madenciliğin en sert uygulamalarının görüldüğü Filipinler’de bile yapılan değişiklikler ile sınırlandırmalar getirmiş durumda. Ama Türkiye’de sınırlama yok. Yönetmelikler ilke kararları ile madencilik faaliyetlerinden azade alanlar yaratılmaya çalışılmış ama tüm yönetmelik ve ilke kararları çok kolay şekilde değiştirilebiliyor.”


https://gazeteoksijen.com/amp/turkiye/turkiyenin-yarisi-madenlere-feda-36612 

Editör: Kerim Öztürk