SABRİ ŞENEL

Yetiştiğimiz aile ortamı ve sosyo-otokontrol sisteminin sağlıklı ilişkiler ürettiği, insanların huzur içinde yaşadığı ve sosyal bir mektep işlevi gören köylerin birinde; Gümüşhane Kabaköy’de tam da böyle bir ortamda doğduk. Anadolu’nun birçok köyünde ihtiyaçları karşılayacak gelir elde etmek mümkün olmadığı için bizim büyüklerimiz; babalarımız, dedelerimiz, ağabeylerimiz, dayılarımız ve amcalarımız için gurbette ömür tüketmek kaçınılmaz bir kaderdi. Biz ülkenin birçok yerini, onları dinlerken, o yerleri henüz görmeden gurbet anılarından tanıdık. Gurbet türküleri ve öyküleri ruhumuzu ve bedenimizi adeta şekillendirdi.
İşte bu süreçlerdeki yaşanmışlıklar, ortaya çıkan insani ihtilaflarda birilerine sorunları çözme, dargınları ve küskünleri barıştırma misyonunu doğal bir görev olarak yüklerdi. Sorunlar kangrene dönmeden, istenmeyen vahim ve talihsiz olaylar yaşanmadan; kine, nefrete ve düşmanlıklara müdahale eden, uzlaştıran, barıştıran, toplumsal rol alan akil adamlara, danışılan hakemlik yapan insanlara toplum içinden kanaat önderleri çıkarır ve onlara doğal bir rol verirdi. İşte bu görev; töre, gelenek, ahlak, adap ve edep ölçüsünde insanların üzerinde ittifak ettiği, hayatın sınadığı "emin adam" olma rolüdür. Bu, hemen hemen insanların toplu yaşadığı her yerde hep vardır.
Rus işgalinde esir alınan, ardından kamplardan kaçış öyküsünün sonrasında Kurtuluş Savaşı’na katılan Gazi dedem işte böyle bir misyonu temsil ederdi. Fakirdi ama ağaydı; otoriter, aynı zamanda uzlaştırıcı kişiliğiyle yaşadığımız köyden ve civar köylerden doktora gitme imkanı olmayanların uğrak yeriydi. Dedemle birlikte babaannem de geleneksel alternatif tedaviyle insanların kapısında şifa aradığı diğer bir kişiydi. Gazi dedemin askerde sıhhiye olması ve diş tedavisi konusunda öğrendiği mesleği sayesinde, geceleri uykusuz geçirenlerin uğrak yeri bizim hanemizdi. Bu fakir hanede insanlar yedirilir, içirilir, yatar, kalkar ve şifa bulunca hanelerine geri gönderilirdi. Evde bunun verdiği bir bereket vardı; bütün bunlar karşılıksız yapılırdı. Gelenleri, bazen gece gündüz demeden köylerine ulaştırmak için gurbet emekçisi babam çoğu kez onlara refakat ederdi.
İşte böyle bir şifa ve dua ikliminde çocukluğumuzu yaşadık. Diğer bir asli görev olan, köydeki ve civar köylerdeki ihtilafları sulh ile çözmek, sosyal barışa büyük katkı sağlardı. Hemen yanı başımızda Trabzon’da, Rize’de ya da Doğu’da kan davaları kangren olmuşken, bizim yaşadığımız sosyal iklimde bu olumsuzluklara hiç rastlanmazdı. Fakirin, fukanın diyarında huzur ve mutluluk vardı.
İşte bu sosyal iklimin çoraklaşmaması için bugün yeni kanaat önderlerine, akil adamlarına ihtiyaç duyuluyor. Köylerin boşalması, göçün bütün sosyal dengeleri altüst edip kentlerde yeniden dizayn ettiği sosyal süreçlerde; etnik köken, mezhep ve zenginliklerin yeni tanımlamaları, yeni komşuluk ve akrabalıkları ortaya çıkardı. Adeta yeniden harmanlandık. Bu toplumsal dinamiklerin getirdiği sosyal yaşama, Cumhuriyetin millet inşa etme hamlesi de eklenince sürece çok olumlu bir katkı sağlandı. Sosyal barış; geniş bir hoşgörü ve müsamaha kültürü ile güncellendi. Bu durum, sağlam bir toplumsal taban ve milli direnç iklimi oluşturdu; emperyalist odakların etnik ve mezhep çatışmalarını körükleme çabaları boşa çıktı.
İşte bu sosyal sürecin yeni kentleşme safhasında eğitim gördük, ilişkileri analiz ettik ve durumdan vazife çıkardık. Hem mesleğimiz hem de sosyal statümüz bize ata-dede misyonunu yeniden yükledi. Farklı sosyal kesimlerden pek çok insanı; ihtilaflı birçok çifti ve ortağı barıştırdık. Birçok kardeşi kan dökme noktasından geri çevirdik. Gümüşhane’ye gittiğimde Nizam amcanın beni bir kucaklaması var ki, tüm ödüllerden kıymetlidir: *"Evlatlarım arasına kan davası girecekti, buna engel oldun"* diyerek boynuma sarılıp hüngür hüngür ağladı, bize dualar etti. Bu konuda o kadar çok örnek var ki... Nimetlerin düne göre (bütün ağır sorunlara rağmen) çok olduğu bir ortamda; sevgi, saygı ve muhabbet iklimine o kadar çok ihtiyaç var ki... Unutulan, yok olmaya yüz tutan bu iklim geri gelmeli, hazan mevsimindeki bu çoraklaşma durmalı ve umutlar yeniden yeşermelidir.
Aslında insani ihtilafları çözecek hem kültür ve töre değerlerimiz var hem de vahiy çizgisinde doğru yorumlanan İslam dini zaten bir barış dinidir. Modern çağın seküler hayat tarzı bireyselciliği dayatsa da insanımız orta yolu bulup geleneksel değerlerini terk etmedi. İşte bu misyonu köyden kente sürdürmeyi kendimize bir görev biçtik. Artık kim hangi köyden, ilden veya etnik kökenden gelirse gelsin; hepimiz oyuz, oralıyız, hep birlikte Türk’üz ve bir milletiz.
Kiracısını yeni aldığı daireden çıkarıp oğlunu evlendirmek isteyen bir ev sahibinin ve kiracının rızasına dayalı, orta yolu bulmaya yönelik arabuluculuğumuz oldu. Sorunların yargıya taşınmadan, karşılıklı rıza ile uzlaşmaya varmasını sağlamak; insana, millete ve devlete hizmettir. Bu sosyal sorumluluk toplumsal hayatımızı kolaylaştırır. Buna gönüllü olmak, risk almak ve zaman ayırmak erdemli insanların işidir. Gönül coğrafyamız sınır tanımıyor; kentin sorunlarına, sosyal barışına ve huzuruna katkı sunmak için varız. Doğduğumuz topraklara, milletimize ve insana olan vefa borcumuz, içinde yaşadığımız topluma karşı görevimiz son nefesimize kadar sürecektir. İşte yaşadığımız bu süreci takip eden kıymetli bir dostumuzun hakkımdaki yorumu, bizim en büyük madalyamız olmuştur.
Değerli dostum ve hemşerim Selami Üçüncüoğlu’nun hakkımızdaki yorumunu sizlere arz etmek istiyorum:
### MEMLEKETİMİN KIYMETLİSİ, OMBUDSMANI SABRİ ŞENEL
Bazı insanlar vardır…
Bir şehrin sokaklarında sadece yürümez;
O şehrin vicdanı gibi dolaşır.
İşte **Sabri Şenel** böyle bir yürektir Gümüşhane’de…
Kırılmış gönüllerin sessiz çığlığını duyan,
Mazlumun omzuna gölgesiyle merhem olan,
İyiliği gösterişsiz yaşayan güzel insanlardan biridir.
Ne makamların soğuk duvarlarında kayboldu,
Ne de kalabalıkların alkışına sığındı.
O; haklının yanında duran,
Adaleti bir teraziden önce vicdanında taşıyan adamlardandır.
Bilgisiyle yol gösteren,
Birikimiyle insan yetiştiren,
Tevazusuyla gönüllerde yer eden ender insanlardan biri oldu hep…
Gümüşhane onu yalnızca bir isim olarak değil,
Bir güven duygusu olarak tanıdı.
Çünkü insanlar bilir ki;
Bir haksızlık olduğunda **Sabri Şenel’in yüreğinde mutlaka bir sızı olur.**
Bu yüzden kimi ona *“şehir hafızası”* dedi, kimi *“gönül adamı”*…
Ama onu en güzel anlatan söz belki de şudur:
> *“Bazı insanlar konuşunca sadece ses duyulur,*
> *Bazı insanlar susunca bile vicdan…”*
>
İyi ki varsın güzel insan…
İyi ki bu kentin taşına, toprağına, insanına dürüstlüğünü, merhametini ve adalet duygunu bırakmışsın.
Değerli can kardeşim, dostum **Sabri Şenel** başkanımın nezdinde, selam olsun yüreği güzel tüm insanlarımıza…

İlk Kurşun Savaşı Ve Yarbay Kel Ali
İlk Kurşun Savaşı Ve Yarbay Kel Ali
İçeriği Görüntüle

SABRİ ŞENEL