Aristokrat, soya bağlı ekonomik, toplumsal ve siyasi gücü elinde bulunduran sınıf mensubudur.
Aristokrattaki hayat tarzı maiyetiyle birlikte yaşamaktır.
Maiyetini aile olarak kabul eder ve zenginliği ile gösteriş yapmak yerine, medeni duruşu ile örnek olmayı esas alır.
Yaşadığı topluma karşı sosyolojik ve ekonomik olarak sorumluluk duyar, katkı sunar.
Aristokrasi, Fransız ihtilali ve Sanayi devrimi ile itibar kaybına uğrayınca yerini (tüccar, esnaf ve sanatkardan oluşan)orta sınıf şehirli yapı olan Burjuvaziye bırakmıştır.
Burjuva kâr amacı güdüp pazarlık yaparken
Aristokrat bağışlar.
‘Osmanlı sosyal ve ekonomik yapısında ortaya çıkmaması, iktisadi gelişmeyi ve sanayi ihtilalini yakalayamamızın sebepleri arasında sayılır.’
Nitekim Türkiye cumhuriyeti devleti kurulurken de Osmanlı’dan gelen aristokrat ve burjuvası olamadığı için devlet eliyle yatırım yapılmış olup Atatürk Birinci İktisat kongresinde de mealen
‘her ne kadar bu yatırımları devlet olarak biz yapıyorsak da bu tür yatırımlar özel müteşebbisler tarafından yapılması gerekir’ demiştir.
Şunu da bilmemiz gerekir ki burjuvası olmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir.
Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti burjuva çıkaramadığı için, (Kıbrıs kökenli işadamı Asil Nadir her ne kadar yatırım yapmak istese de İngiltere tarafından çeşitli bahanelerle engellenmiştir) bu gün memur maaşlarını dahi Türkiye Cumhuriyetinden karşılamaktadır.
Peki kapitalist dediğimiz bizim bu düzenimizde bize nasıl yatırımcı lazım? derseniz,
“Bize aristokrat ruhlu burjuva gerekir” derim.



