Türkiye üzerine oyunlar stratejik merkezlerde planlanarak sürdürülüyor. Bunların en başında geleni PKK terörü, son proje de "nüfus göçü" politikalarıdır.

Kim ABD yanlısı kim değil anlamak için elimizde belirleyici ölçütler var: Suriyeli, Afganlı göç sorunu.

Kafadan atmıyoruz, laf olsun, sırf iktidara muhalefet olsun diye de söylemiyoruz. 2004 yılında ABD'de yayınlanan bir rapor var. Dr. Ramazan Kurtoğlu televizyon ekranlarında o tarihte açıkladı. Dedi ki gelecekte (bugünleri kast ediyor) "Türkiye'ye büyük bir göç akını olacak. Bunu ABD planladı."

Vallahi yüzde yüz doğru söylemiş.

Hakikaten Büyük Orta Doğu Projesi bağlamında bir alt proje olarak Türkiye'nin nasıl nüfus yapısının bozulacağına ilişkin planlar ta o tarihlerde yapılmış. Ramazan Hoca'nın öngörüsü doğru çıktı. Suriye'de iç çatışmadan kaçan milyonlarca insan Türkiye'ye yönlendirildi ve halen Türkiye'de bunu tartışıyoruz.

ABD'nin Türkiye üzerinde operasyonları bitmek bilmiyor. En başta geleni ve en çok zarar vereni PKK projesidir. 1984'te yer altından yer üstüne çıkarak Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ortaya çıktı ve halen daha sürüyor.

İkinci en büyük projesi, Türkiye'yi 12 Eylül sürecine iten sağ-sol olaylarıdır.

Bu mübarek ülke ve onun evlatları, gereksiz rejim tartışmaları sebebiyle birbirini öldürdü. Türkiye binlerce evladını bu çatışmalarda kayıp etti.

Ülke enerjisini tüketti.

Gençler, ülkeleri için tasarım yaparak, iş üreterek, faaliyet göstererek kalkındıracakken, tüm enerjisini ideolojiler üzerinden birbirine boşalttı.

İnsan kaybı verdik.

Okumuş, yetişmiş yahut yetişmekte olan mühendis, doktor, avukat, öğretmen gibi yüzlerce, binlerce, genç iş gücü toprağın altına girdi.

Aynı durum PKK terörü için de geçerli.

Diğer çok büyük kaybımız ise tarikat ve cemaatler eliyle, özellikle de Fetö tarafından yapıldı. Manas Destanı'nda anlatılan "Mankurtlaşma"nın ta kendisini ideolojiler savaşıyla, cemaatleşme yoluyla yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Köleleştirilen ve zihinsel olarak sürüleştirilen insanlar, aklını kayıp etmiş gibi, gerçeği görmüyor. Akıl ve zihin dünyasını bu girdaptan kurtarıp özgürleşemiyor.

İşte bakın, milyonlarca insan göç yoluyla ülkemize gelmiş, ülkesi elinden alınmak istenen insanlar halen daha sürü mantığı ile onları "Ensar" sanıyor.

Her göçen Ensar olmaz, olamaz. Ensar denilen kimselerin göçünü Allah istedi. Ve inançlarını yaşayamadıkları için göçmek zorunda kaldılar. Suriyelilere vahiy mi geldi de Ensar oluyor? Yoksa dinlerini mi yaşayamadılar?

Her ikisi de değil.

Göçün nedeni başka?

Alpaslan'ın fethiyle birlikte Anadolu'ya çok büyük nüfus gücü aktı. O kadar büyük bir güçtü ki, Bizans, Anadolu'nun hâkiminin Türkler olduğunu kabullendi. İşte o gün bugündür Hristiyan dünyanın aklından da çıkarmadı.

Bizans yıkıldı ama takipçileri Ön Asya'nın bir gün geri alınacağına inandı. Bu inancını nesilden nesile aktardı. Sevr bunun pratiğe dönüştürülen, bir anlaşma metnine dökülen ve Türklere imzalatılmak üzere sunulan en son örneği idi. Tam da "işte oldu" diyecekken Mustafa Kemal bu asırlık hayali çöpe attı.

Lakin Batı, asla amacından vaz geçmedi. Sürekli plan yaptı ve bıkmadan usanmadan uyguladı, uygulamaya ve yenilirse yenisini yapmaya devam edecek.

Türk milletine huzur olmayacak politikası bu.

PKK biterse, cemaat-tarikat, o biterse göç…

Silahla yenemediği, PKK ile bitiremediği, darbelerle örseleyip dövdüğü ve böylece enerjisini yıllarca tükettiği Türkiye'yi, şimdi göç yoluyla nüfus yapısını bozarak, tabir yerinde ise "kendi vatanında boğarak, ezerek, sayıca azaltarak" hâkim ve aynı zamanda kurucu nüfusu etkisizleştirecek ve kurucu toplumun esamisi okunmaz hale getirecek. Bütün mesele budur.

Şimdi birkaç vatansever; "Suriyeliler geri gitsin, ya da gidecek" dedi mi, birileri zıplıyor. Soruyoruz: Suriyelilere işkence edelim demiyoruz, dövelim demiyoruz. Soyalım da demiyoruz. Kendi vatanlarına, baba ocağına gönderelim diyoruz. Siz niye zıplıyorsunuz. Yoksa Amerika'nın adamları mısınız?

Eğer illa Suriyeliler Türkiye'ye geleceklerse, vatanlarını da alıp gelsinler. O zaman düşünürüz.