Eski bir deyim olan bu ifade, bir başarıyı ya da bir mahareti takdir etmek, o başarının sahibini, işini daha büyük bir istek ve şevkle yapmaya sevk etmek demektir.
Ülkemizde kafa karışıklığına neden olmaya devam eden bir “Terörsüz Türkiye Komisyonu” veya yedek adıyla “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” diye herhangi bir yasal dayanağı bulunmayan bir komisyon herkesin malumudur. Komisyonun en dikkat çeken yönü ise, onun bizzat kurucularının dahi içine sinmediği şeklindeki görüntüsüdür. Ne var ki, bu komisyonu fırsat bilen kimi DEM Parti milletvekilleri ülkenin bölünmez bütünlüğünü hedef alan açıklamaları ve yüz yıllık cumhuriyetin bütün uygulamalarını sorgulayıcı konuşmalarıyla ülkeyi germeye, vatandaşın sinir uçlarına dokunmaya devam etmektedirler.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu çeşit konuşma ve açıklamalar sıradan vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğu tarafından hoş karşılanmadığı gibi komisyonun bizzat içinde temsilci bulunduran siyasi kurumlar tarafından da kabul görmediği anlaşılmaktadır. Böyle kaotik bir durumdan kurtulmayı beklemek her Türk vatandaşı gibi bizim de en doğal hakkımız olsa gerektir. Bizi bu durumdan kurtaracak olanlar da öncelikle Türk milleti adına görev yapmakta olan TBMM’ nin bütün üyeleridir. Ama ne yazık ki, gerek TBMM toplantılarında gerekse meclis komisyon toplantılarında yasalarımız tarafından terör örgütü olarak konumlandırılmış ve kurucusuna da müebbet hapis verilmiş PKK ve kurucusu ile ilgili övücü sözler sarf edilip Türk ordusu, Emniyet teşkilatı ve bütünüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti kıyasıya yerilirken, milletvekillerinden sessiz kalanlar -ki, bu sessizlik onaylamak anlamına gelir- ile Türk milleti adına gür bir şekilde sesini çıkaranlar arasındaki farka işaret etmek, bir kesimi övmek gibi bir anlam taşımaz. Çünkü söz konusu olan vatandır ve vatanın söz konusu olduğu durumlarda başka hiçbir şeyin önemi olamaz. Yani vatanın ve milletin lehinde tavır takınanların bu tutumlarından hoşnutluk duymak ve onları takdir etmek her Türk vatandaşının hakkıdır. Bu takdir ve hoşnutluktan pay almak isteyenler olursa, o zaman onlar da çıksın vatanın selameti uğrunda birkaç söz edip milletimizin hislerine tercüman olsun ve ne olduğu belli olmayan bu sürece karşı bir tavır sergilesinler. Belli ki, böyle bir tavır sergilemeyenler milletin takdirine ihtiyaç hissetmemektedirler.
O zaman vatandaş olarak bize, milletvekilleri ya da siyasetçiler arasındaki bu farkı ortaya koyup bütün milletvekillerinin durması gereken yere işaret etmek kalır. Bunu yaparken de hedeflenen tek şey vatanın bölünmez bütünlüğüdür.
Şimdi 2026 yılı bütçe görüşmeleri esnasında bir DEM Parti milletvekilinin, “Türk ordusu kandan beslenir, işgalcidir, tecavüzcüdür” demesine karşılık hiçbir milletvekilinden ses çıkmazken sadece İyi Parti milletvekili Ayyüce Türkeş Taş’ın, Türk ordusunu böyle yaftalayamazsınız” demesi ve toplantıyı yöneten vekilin, “Muhatap sen değilsin” şeklindeki uyarısına da “Türk ordusu söz konusu olduğu her yerde asıl muhatap benim” diye yüksek sesle cevap vermesini görmezden gelmek mümkün mü?
Ya da söz konusu sürece karşı olanları çakal olarak niteleyen Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a İyi Parti Bursa milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, kimin çakal kimin kurt olduğunu meclis kürsüsünden açık açık ortaya koyup milletin hislerine tercüman olmasının önemli olmadığını söylemek doğru olur mu?
Bunun yanında yine aynı parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşçı’nın, PKK terör örgütünün, onca gencecik bayan öğretmen ve yanlarındaki ya küçücük çocukları ya da annesi ve babası ile birlikte şehit edilmesini meclis kürsüsünden beyinlere ve vicdanlara seslenmesini gözardı edebilir miyiz?
Yine İyi Parti Genel Başkan yardımcısı Cenk Özer, grup başkan vekilleri Turhan Çömez ile M. Satuk Buğra Kavuncu’nun sık sık halkın karşısına geçerek süreç konusunda önemli bilgilendirmelerde bulunmaları da görmezden gelinecek hususlardan değildir. Şenol Sunat, Hasan Şeref Olgun’un da bu husustaki basın toplantıları da ayrıca kayda değerdir. Mecliste grubu bulunmayan, ama her vesile ile bu konuya ışık tutan diğer siyasetçileri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Yine bunun gibi süreçle ilgili olarak sık sık yazılar kaleme alan ve halkın bilgilenmesine katkıda bulunan Aslan Bulut’a da teşekkür etmek gerekir.
İşte bizim bu yaptığımız, milletimizin hislerine tercüman olup ümitlerini tazelemeye gayret gösterenlerle görevi olduğu halde onu yerine getirmeyenlerin aynı olmadığını ortaya koymaktan ibarettir.



