Devlet Başkanı’nın aynı zamanda fiilen Başbakanlık görevini de üstüne alması gerektiği tartışmalarının yapıldığı sırada,Atatürk, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a “Şaşarım o efendilerin aklı perişanına. Hep biliyoruz ki ülkemizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca etkenlerinden biri budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola gitmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir.” demiştir.
Halkın desteği ve kendisinin gücü olmasına rağmen “Amerikan sistemini ülkemizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda,Reis-i Cumhurluk ile Başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.” sözleriyle Başkanlık sistemini ve kendisinin Başkan olmasını isteyenleri net biçimde reddetmiştir.
Atatürk için her zaman söylenen, ‘İsteseydi padişah olurdu ama olmadı.’ sözüne, ‘İsteseydi Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı birleştirir tek başına Başkan olurdu.’ sözünü de eklemek gerekir.
600 yıl padişahlar tarafından tek adam otoritesiyle yönetilen ülkede, Atatürk’ün Başkanlık sistemini reddetmesinin en büyük nedeni,devletin bu en üst makamına oturacak olan kişinin yeni bir padişah olmasını engellemektir.
Sonuç olarak tek seçici,tek belirleyici konumuna geçecek bir siyasetçinin,‘Halk beni seçti, ben ne dersem o!’ düşüncesiyle hesap vermeden yönetimi elinde tutması Türkiye Cumhuriyeti için asla kabul edilemez.


