ABD Savunma Bakanlığı, Irak ve Suriye'de ABD ile koalisyon güçlerine yönelik 17-26 Ekim tarihleri arasında toplam 16 saldırı düzenlendiğini açıkladı ve Orta Doğu'ya 900 asker gönderme kararı aldıklarını duyurdu. ABD, daha önce de uçak gemilerini Doğu Akdeniz’e demirlemişti.

İsrail ise “Hamas’ı yok edeceğim” diye Gazze’de sivil halkı katlederken Suriye’yi de hiçbir gerekçe göstermeden bombalıyor...

ABD, İngiltere ve İsrail’in “Büyük Orta Doğu Projesi”ni hızlandırmaya gayret ettiği görünüyor.

***

Türkiye’de ise iktidar, dışarıda Hamas’ın bir terör örgütü olmadığını savunurken içeride Cumhuriyetin 100’üncü yılını sönük törenlerle geçiştirmeye çalışıyor... Muhalefet, konuyla ilgili cılız tepkiler gösteriyor...

İktidar, 21 yıldır bütün eylem ve söylemleriyle ulus devletin, yani Türk devletinin altını oymaya çalışıyor ve artık bu işin sonuna geldiğine inanıyor. Muhalefet ise böyle bir iktidara karşı, yeterli bir bilinç sergilemedi...

Hamas saldırısı bahanesiyle başlayan süreç, Türkiye’de rejimi değiştirme heveslerini de körükledi! Anlaşılıyor ki Türkiye’ye doldurdukları örgüt elemanlarının kışkırtmasıyla bir kaos çıkarmak ve Türkiye’yi askerî müdahaleye açık bir ülke haline getirmek istiyorlar. Türk Milleti, böyle bir kalkışmayı birkaç saat içinde etkisiz hale getirir ama milletin meşru savunmasını da terör sayarak “yabancı asker” davet edenler çıkabilir!

Bakınız, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu“ABD’nin şu anda bizim müttefikimiz olduğu kanaatinde değilim. Karşı cephelerdeyiz. Kürecik’in kapatılması icap eder bize göre... Eğer NATO bu hüviyeti kazanıyorsa, çıkalım NATO'dan çok daha iyi olur. Her zaman NATO'ya karşı soğuktuk. Yani biz NATO'nun uşağı kölesi olamayız.” diyor...

Tabii bu tür kararlar, öfkenin değil aklın eseri olmalıdır ama NATO, Türkiye’de kurduğu Kürecik üssüyle, İsrail’in hava savunmasına katkıda bulunuyor. İsrail’e İran’dan fırlatılacak füzeler için Patriotlar hazır bekletiliyor. Yani İsrail, Türkiye üzerinden korunuyor. İsrail, NATO üyesi de değil. Türkiye’nin böyle bir korumayı sağlamak için hiçbir mecburiyeti yok...

Öyleyse İsrail’e korumalık yapanların Gazze halkı için ağıtlar yakması, Hamas’ı savunması, samimi olabilir mi?

Çok büyük oyunlar dönüyor, halkın din damarına şerbet verilirken, eş zamanlı olarak Cumhuriyet dönemi, “100 yıllık narkoz dönemi” diye gösteriliyor. Bunlar birbirinden bağımsız süreçler değildir, birbirini tamamlayıcı niteliktedir.

***

Zafer Partisi’nin, “Recep Tayyip Erdoğan’a Çağrı”sında da aynı tespitler var:

“Gazze’de başlayan soykırım-savaşın bir bölgesel ve sonra küresel savaşa dönüşmesi ihtimali gittikçe yükseliyor. Netanyahu’nun savaşı sadece Gazze’de soykırım ile sınırlı tutmayıp Orta Doğu’nun sınırlarını tekrar çizeceklerini açıklaması, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır’ı kışkırtması savaşın her an bölgesel nitelik kazanacağını göstermektedir. Netanyahu’nun, Yeşaya kehanetine dayandırdığı açıklaması İsrail dini fanatizminin dünyamızı yok oluşa sürükleyebilecek bir dünya savaşı çıkarma potansiyeli taşıdığını göstermektedir. Öte yandan ABD Başkanı Biden, ülkemizi Amerikan çıkarları için ağır tehdit olarak nitelendirmekte, Erdoğan ise ABD’nin Türkiye’yi Yunanistan ve Suriye’deki üsleri aracılığı ile kuşattığını haklı olarak söylemektedir. ABD’nin Türk SİHA’sını vurması, ABD ve PKK’nın TSK’ya karşı ilk ortak askerî savunma eylemidir.

Tehdit sadece Orta Doğu’da değildir. Batı Kafkasya’da yenilen Ermenistan'ı tekrar savaşa hazırlamaktadırlar. Özetle, Türkiye, çıkabilecek bölgesel ve küresel savaşın merkez üssündedir. Bölgemiz ve dünya bir savaşın eşiğindedir. Erdoğan, böyle bir durumda millî birliği sağlamak ile öncelikle sorumlu iken Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlamayarak, AK Parti milletvekillerine, aziz Cumhuriyetimize ‘100 yıllık narkoz dönemi’ dedirterek, toplumsal bölünmüşlüğü derinleştirmektedir. Ayrıca ülkemizde yaşayan ve iç savaş travmalı milyonlarca sığınmacı ve kaçağın varlığı, bunların içine sızmış emperyalizmin güdümlediği terör örgütlerinin uyuyan hücreleri ülkemizin karşı karşıya olduğu riski daha da artırmaktadır.”

Milli Kültür’den,  Milli Birliğe Milli Kültür’den, Milli Birliğe

Çağrıda 8 madde halinde öneriler de var.

***

TBMM eski Başkanı ve Millî Merkez Başkanı Hüsamettin Cindoruk, beraber katıldığımız bir programda "Cumhuriyeti geri almalıyız. Bu Cumhuriyet, 1923'te kurduğumuz Cumhuriyet değil..." demişti...

Cumhuriyeti çökertmek isteyenler, daha şimdiden “namus ve şerefinizi çiğneyeceğiz” diye alenen tehditler savuruyor... Bu sebeple Cumhuriyete sahip çıkmak, namus ve şerefine de sahip çıkmak demektir.

Editör: Kerim Öztürk