Düşünmek Başka, Akıl Yürütmek Başkadır
"Düşünmeyi Öğrenmek" başlıklı yazı dizisinin beklediğimden daha fazla ilgi görmesi beni sevindirdi. Daha da önemlisi, çok farklı dünya görüşlerinden okuyucuların ortak bazı sorular üzerinde durması, Türkiye'nin zihinsel iklimi açısından umut verici bir gelişmedir.
Okuyuculardan gelen yorumları dikkatle incelediğimde, aslında aynı noktada düğümlenen önemli bir meseleyle karşılaştım:
"Biz zaten düşünüyoruz. O hâlde neden yeniden düşünmeyi öğrenelim ki?"
İşte tam da bu soru, yazı dizisinin çıkış noktasını oluşturuyor.
Çünkü çoğu zaman "düşünmek" dediğimiz faaliyet ile gerçekten düşünmeyi öğrenmek aynı şey değildir.
Bir insan saatlerce konuşabilir.
Yüzlerce kitap okuyabilir.
Siyaset tartışabilir.
Felsefe yapabilir.
Sürekli yorum üretebilir.
Fakat bunların hiçbiri tek başına düşünmenin kanıtı değildir.
Çünkü insan zihni çoğu zaman bilgi üretmez; yalnızca mevcut inançlarını yeniden düzenler.
Bu nedenle gerçek düşünme, kanaat üretmekten önce gerçekliği doğru okuyabilme disiplinidir.
Yazı dizisinde anlatmaya çalıştığım temel ayrım tam da budur.
Soyut akıl yürütme ile bilimsel düşünme aynı şey değildir.
Mantık kurmak ile gerçeği açıklamak da aynı şey değildir.
Bir fikrin kendi içinde tutarlı olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Çünkü hayat yalnızca mantıksal çıkarımlarla işlemez.
Hayat; verilerle, olgularla, tarihsel süreçlerle, sosyolojiyle, psikolojiyle, ekonomiyle, coğrafyayla ve birbirini etkileyen sayısız değişkenle birlikte okunmak zorundadır.
Bilim tam da bunun için vardır.
Bilim, düşüncenin yerine geçmez; düşünceyi denetler.
Veri, kanaatin düşmanı değildir; onun sınayıcısıdır.
Bu nedenle bilimsel verilere, maddi olgulara ve çok faktörlü süreçlere dayanmayan analizler, çoğu zaman gerçek anlamda düşünme değil; soyut akıl yürütme faaliyetidir.
Yorumlarda sıkça atıf yapılan Türk tarihine baktığımızda ise ilginç bir tablo görürüz.
Türk milleti yüzyıllar boyunca son derece hareketli bir coğrafyada yaşamıştır.
Bozkırdan Anadolu'ya uzanan tarih; göçlerin, savaşların, iklim değişimlerinin, ticaret yollarının ve sürekli değişen farklı güç dengelerinin tarihidir.
Böyle bir hayat tarzı, Türk Milletinde yüksek risk algısı geliştirmeyi zorunlu kılmıştır.
Göktürk Yazıtları'nda sıkça karşılaştığımız "düşünmek" vurgusu da büyük ölçüde bu pratiğin ürünüdür.
Oradaki düşünme, soyut felsefi bir düşünme faaliyet değildir.
Devletin geleceğini hesap etmek, tehlikeyi önceden görmek, doğru zamanda doğru ve pratik kararlar verebilmek anlamına gelir.
Başka bir ifadeyle Göktürk Yazıtlarındaki düşünmek faaliyeti; hayatta kalmanın ve devlet yönetmenin vazgeçilmez aracıdır.
Bu yüzden Türk devlet geleneğinde düşünmek, çoğu zaman pragmatik bir aklı ifade eder.
Bu özellik, tarih boyunca Türk toplumuna olağanüstü bir uyum kabiliyeti kazandırmıştır.
Ancak günümüz dünyasının ihtiyacı yalnızca pratik zekâyla varacağımız sonuçlar değildir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz meseleler; yapay zekâdan iklim krizine, küresel ekonomiden biyo-teknolojiye kadar çok katmanlı ve birbirine bağlı süreçlerdir.
Bu nedenle yalnızca pratik ve pragmatik çözümler geliştirmek artık yeterli değildir.
O çözümleri üretecek zihinsel yöntemi de kurmak zorundayız.
İşte "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin temel amacı budur.
Bugün Türkiye'de hemen herkes konuşuyor.
Hemen herkes yorum yapıyor.
Fakat çok az kişi yöntem tartışıyor.
Oysa medeniyetler yalnızca fikir üreterek yükselmez.
Fikir üretme yöntemlerini geliştirerek yükselir.
Bilim devrimlerini mümkün kılan da budur.
Aydınlanma'yı farklılaştıran da budur.
Sanayi Devrimi'nin arkasındaki zihinsel güç de budur.
Sorulması gereken ilk soru şudur:
"Ne düşünüyoruz?" değil,
"Düşünürken hangi yöntemi kullanıyoruz?"
Çünkü yanlış yöntemle doğru sonuca ulaşmak tesadüftür.
Doğru yöntem ise, farklı zamanlarda ve farklı şartlarda da güvenilir sonuçlar üretir.
Kuramsallık tam da burada devreye girer.
Kuram; hayatı basitleştirmek değil, karmaşıklığını anlaşılır hâle getirmektir.
Kuram; olayları tek tek açıklamak değil, onları birbirine bağlayan ilkeleri ortaya koymaktır.
Bu nedenle kuramsal düşünme, gerçek hayattan kopmak değil; tam tersine onu daha derinlikli kavramaktır.
"Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisi, okuyucuya ne düşüneceğini söylemeyi amaçlamıyor.
Nasıl düşünmesi gerektiği üzerine birlikte düşünmeyi teklif ediyor.
Çünkü kanaatler değişebilir.
İdeolojiler değişebilir.
Siyasi tercihler değişebilir.
Fakat doğru düşünme yöntemi, insanın en kalıcı sermayesidir.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de yeni sloganlar değil, yeni bir zihinsel disiplindir.
Belki de Türkiye'nin gerçek meselesi, bilgi eksikliği değil; düşünme yöntemindeki eksikliktir.
Eğer bunu başarabilirsek, yalnızca daha doğru kararlar vermeyeceğiz; birbirimizi daha iyi anlayacak, farklı görüşleri daha sağlıklı tartışacak ve ortak geleceğimizi daha sağlam temeller üzerinde inşa edeceğiz.
Çünkü güçlü toplumlar, aynı fikirde oldukları için değil; aynı düşünme ve muhakeme ahlâkını paylaştıkları için güçlüdürler.
(Yöntem konusuyla devam edeceğiz...)
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü

