Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi, soğuk savaş döneminde Moskova’nın kontrolünde olan Doğu Avrupa ülkelerinin yanısıra ,  uzun yıllardır  kararlı  bir tarafsızlık politikası izleyen İsveç ve Finlandiya’yı da tedirgin etti. AB üyesi bu iki ülke kısa süren  tereddüt döneminden sonra, Putin’in komşusu ülkelere  tehdit içeren tavrının sürmesininin de etkisiyle NATO ‘ ya katılmaya karar verdiler . Bu kararın Parlamentolarında kabulünün ardından resmî başvuruyu yaptılar. Ancak Ankara’dan yapılan açıklamalar kabul işlemlerinin kısa zamanda sonuçlanmayacağını, çözülmesi gereken sorunlar bulunduğunu ortaya koydu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsveç PKK-PYD, FETÖ, DHKP-C gibi terör örgütlerinin sığındığı bir yer. Yunanistanla ilgili NATO kararında bizden önceki yöneticiler yanlış yaptı. Yunanistan’ın NATO’yu arkasına alarak Türkiye’ye karşı tavrını biliyoruz" diyerek bu ülkelerin örgüte katılmalarına izin vermeyeceğimizi açıkladı . Erdoğan’ın sözleri terör ve teröristler konusunda ciddi görüş farklılıklarının varlığını işaret ediyor. Başta NATO Genel Sekreteri Stoltenberg olmak üzere örgüte üye ülkelerin yetkilileri sorunun tırmanmasını önlemek ve Ankara’nın endişelerini gidermek maksadıyla son derece dikkatli konuşuyorlar, soruna diplomatik kanallardan çözüm bulmak istiyorlar. İsveç ve  Finlandiya Dışişleri bakanlarının acilen Ankara’ya gelme  girişimlerine Cumhurbaşkanı Erdoğan “Boşuna gelmesinler” diyerek izin vermedi .Aslında Finlandiya ile aramızda ne terör konusunda ne de başka meselelerde şimdiye kadar  bir sıkıntı yaşanmadı. 1999 Helsinki Zirvesi’nden bu yana Finlandiya AB konusunda sürekli yanımızda oldu. Oysa İsveç’in pozisyonu çok farklı . 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinden  bu yana  ideolojik nedenlerden ötürü Türkiye dışına çıkan çeşiti kesimlerden , örgütlerden insanlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi İsveç’te barınıyor; her türlü örgütsel çalışmalarını serbestçe sürdürüyor . Dernekler kuruyorlar , bağış topluyorlar , ideolojik yakınlıkları bulunan İsveç ‘in sivil toplum kuruluşlarından maddi destek de sağlıyorlar . 

İsveç Başbakanı Sosyal Demokrat Magdelana Andersson geçen yıl Parlamento’dan güven oyu alabilmek için İran Kürt kökenli bağımsız vekil Ameniah Kakabaveh ile anlaşarak desteğini sağladı. Bunu kamuoyuna duyuran bidirisinde  “YPG/ YPJ  veya PYD bünyesinde savaşan veya bunlara sempati duyan özgürlük savaşçılarının  bazı devlet aktörleri tarafından terörist olarak sınıflandırılması kabul edilemez” ifadesinin yanı sıra “Sosyal Demokratlar PYD ile ilişkilerini derinleştirmekte kararlıdırlar ; milletvekilimiz Kakabaveh bu konuda çalışma yapıyor.Bunu Kuzey Suriye’deki özerk yönetimin demokrasi ve insan hakları konusundaki çalışmalarını desteklediğimiz için yapıyoruz Rojava’ya desteğimiz sürecektir."diyerek terör örgütüyle işbirliği yaptıklarını açıkladı 
 (24 -10-2021)

Başbakan Andersson ve Dışişleri Bakanı Ann Linde PYD/ YOG ve SDG temsilcileriyle Stokholm’de son aylarda defalarca görüştüler, onlara resmî  protokol uyguladılar.  Kuzeydoğu Suriye’de  yoğun bir nüfus arındırması yapıldığını ,baskılar sonucunda  Arapların ve Türkmenlerin  topraklarını terketmek zorunda kaldıklarını görmezlikten gelerek PyD / YPG’yi alkışlıyorlar. 

İsveç Türkiye’nin terör örgütüne yönelik operasyonlarını gerekçe göstererek ülkemize silah ambargosu uygularken, PKK’nın uzantısı olduğunu herkesin gördüğü PYD/YPG’ye 376 milyon dolar destek veriyor. Başbakan  Andersson PKK’yı terör örgütü ilan eden ilk ülke olduklarını söylüyor ama bir şeyi unutuyor. Bu kararı otuzaltı yıl önce 1984’den itibaren PKK’dan kaçarak İsveç’ e gelen  birçok örgüt üyesini art arda infaz etmesine tepki gösteren Başbakan Palm almıştı. Fakat 1988 yılında hala aydınlanmayan bir suikast sonucu hayatını kaybetti. İsveç’in terör örgütüne yönelik tutumu O’ndan sonra tümüyle değişti. 

 Batı’lı devletler , ABD başta olmak üzere  Suriye’de  on yıldır sürdürdükleri  vekalet savaşlarında , eylem kapasitesini çoktan kaybetmiş olan DEAŞ ile mücadele  görüntüsü altında PYD/ YPG ‘yi etkili bir araç olarak kullanıyorlar. Türkiye  İsveç’in NATO üyeliğine itiraz ederek Batı’lı müttefiklerinin ikiyüzlülüğünü teşhir etmiş oluyor; bizim meselemiz Finlandiya değil NATO bir güvenlik örgütüyse bütün üyelerinin güvenliğine hiçbir ayrıcalık yapmadan azami desteği vermesi gerekiyor . ABD , Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin başarısızlığı ortadayken Avrupa’nın güvenliği adına NATO’ yu seferber ediyor ama Türkiye’nin güvenliğini, bekasını, toprak bütünlüğünü umursamadan Suriye’de PKK’nın uzantısı terör örgütüne silah, mühimmat ve para desteğini sürdürüyor. Bir taraftan Türkiye’nin NATO’nun değerli bir üyesi olduğunu söylerken diğer taraftan silah ambargosu dahil yaptırımları hızını kesmeden sürdürüyor . 

Türkiye tepkisinde haklıdır . ABD İsveç ‘in NATO üyeliğini Avrupa ‘nın güvenliği açısından gerekli  görüyorsa ve Türkiye’nin örgüt içerisindeki varlığını samimi olarak önemsiyorsa Ankara’nın hassasiyetlerini dikkate almak zorundadır. Türkiye bir NATO üyesi olarak Avrupa’nın güvenliği konusunda sorumluluklarını  70 yıldır özenle yerine getiriyor ;  oysa ABD ve bazı müttefiklerimiz güvenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü tehdit oluşturan PKK ve uzantısı terör örgütüyle açıkça işbirliği yapıyorlar .İsveç’in neler yaptığı da ortada ABD Ankara’nın tutumunu değiştirmesini istiyorsa bunu evvela kendisi yapmalı, Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları, silah ve savaş uçakları gibi konulardaki düşmanca tavrını normalleştirmeli, güvenilir bir müttefik olduğunu fiilen göstermelidir .

Nuri Gürgür 
ALINTI