İyi ki Sayın Cumhurbaşkanı “nasıl bir felâkete sürüklendiğimizi” söyledi.

Milliyetçiler neden iktidar olamaz? Milliyetçiler neden iktidar olamaz?

O söylemeseydi, medyanın büyük kısmının, memleketin istiklâl ve istikbalinin ne kadar yakın bir tehdit altında olduğunu göreceği yoktu.

İyi ki Sayın Cumhurbaşkanı “Tehlikenin farkında mısınız?” mesajını verdi.

Şimdi…

Sayın Cumhurbaşkanı’nın sırtından kariyer yapan, her durumda “Aman, terse düşmeyelim, koltuktan, bu imkânlardan mahrum olmayalım” diyen “bir kısım kanaat önderimsileri” konuya rahatlıkla girebilir.

Biz de, bu “felâkete gidiş” tablosuna seyirci kalmayan bir avuç “gazeteci” olarak, derin yalnızlığımızdan kurtuluruz belki.

Sayın Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu Toplantısı’nın ardından “felâketi” haber verdi, izleyenler izlemiştir.

Duyan duymuştur.

Zirveye çıkan cümleleri şöyle not almışım:

-TÜİK’in 2023 yılı doğum istatistikleri endişe vericidir. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1 seviyesinin altındayız. Bu, açık söylüyorum Türkiye açısından varoluşsal bir tehdittir, bir felâkettir. Mevcut durum ülkemiz için tolere edilebilir olmaktan çıkmıştır.”

-Çocuk sahibi olmak aileler için sürekli ertelenen bir durum haline geliyor. Evlilikler ve doğurganlık hızı azalıyor, tek ebeveynli ya da parçalanmış ailelerin sayısı günden güne çoğalıyor.

x

“Varoluşsal tehdit, felâket!”

Yani…

Böyle giderse…

Memleket evlâdı, “çocuk yapmaktan” kaçınmaya devam ederse…

Günün birinde memleket elden gidebilir!..

Sayın Cumhurbaşkanı’nın işaret ettiği

“Var oluşsal tehdit” bu demek!..

Var oluşun zıddı, yok oluş!..

İstiklâl ve istikbal meselesi.

Bu kadar ciddi.

Karşımızdaki tehlikeye ve felâket tablosuna dikkat çeken de, bu memleketin Başkomutanı.

Şimdi..

“Bir kısım” ya da “bu kısım” medya bu konulara girebilir.

Aile meselesiyle ilgilenebilir!..

Sayın Cumhurbaşkanı ile ters düşme durumu yok yani…

Durum bu kadar sıkıntılı iken, “var oluşsal” bir sorun var iken…

Örtülü-örtüsüz feministlerin tepkilerinden “hâlâ” çekinmek de olmaz.

Onlara uya uya bu hâle geldik zaten!

Şu mevzuata bak, şu kanunlara bak…

Adeta “Sakın evlenmeyin!” diyen..

Evlendiyseniz de…

Bir an evvel boşanın!..

Kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’ni başımıza kimler sarmıştı acaba?

Kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’ni fiilen ayakta tutan 6284’ten murat neydi?

Birçok genci “evlilikten uzak tutan” süresiz nafaka uygulamasına niçin hâlâ son verilmiyor?

Niçin, hem kadının hem erkeğin hukukunu gözeten, Anadolu’muza uygun, inancımıza uygun bir düzenleme yapılmıyor?

Defalarca söz verilmesine rağmen, bu iş niçin uzuyor?

X

Vah efendim, olanlar oldu…

Anadolu doğurmaz oldu!..

Öyle bir “psikolojik şiddet” alanımız var ki…

Eşine, “Yemeklere lezzet veremiyorsun bir türlü!” desen kızgınlıkla…

Psikolojik şiddet olur mu, olur!..

Hemen her gün, en ufak bir “güç kullanımı” olmadığı halde “psikolojik şiddet” mevzuundan dolayı evden uzaklaştırılanları görüyoruz.

Onların başlarına gelenleri görenler de, “Aman aman, evlenip de başımı derde mi sokayım!” diyerek uzak duruyor bu hayırlı girişimden.

Böyle olunca da…

Nüfus nasıl artsın?

Nasıl dibe çakılmasın?

Fren sistemleri çok sağlam olmayanlar, nasıl “haramlara” sürüklenmesin?

Memleket nasıl yaşlanmasın?

Türkiye nasıl, Sayın Cumhurbaşkanı’nın işaret ettiği “felâket tablosu”na sürüklenmesin.

Tek sebep “kanunlar” ve “uygulamalar” değil tabii…

Bir çok sebebi var “felâkete” sürüklenmemizin.

Mesela…

Bazıları, “para yetmezliğinden” evlenemiyor.

Bir evlenmenin maliyeti ne kadar?

Orayı aştın diyelim; bir ev kiralayıp içine yerleşmenin ve hayatı sürdürmenin maliyeti ne kadar?

Bir çocuk, iki çocuk, üç çocuk…

Maliyeti ne kadar?

İki asgari ücret olsa, asla yetmez.

Ev kiraları ne kadar?

Bebek bezinden başlayan masraflar…

X

Hayat pahalılığı, ev sahibi olmanın birçokları için neredeyse imkânsızlığı bir sebep, büyük sebep…

Lâkin, bol paralı olanlarda da evlenmeme, çocuk yapmama eğilimi görüyoruz.

Eskiden beri, zenginler, özellikle “okumuş zenginler” daha az çocuk sahibidir.

Bu şimdilerde büsbütün böyle.

Zenginler, evlenmeyi geciktiriyor ya da çocuk sahipliğini çok sınırlandırıyor.

Bir de…

“Ayakları üzerinde durabilme” güzelliği, bir çirkinliğe dönüşüyor ve “evlenmemenin, boşanmanın” bahanesi haline geliyor!

Telkinler hep bu yönde; bazı sözde kadın programlarında mutlaka, en az beş on kere “boşanma”dan bahsedilir!..

En ufak bir sürtüşmede hemen “boşanma” yoluna gidilmesi tavsiye edilir.

“Anlaşmalı boşanma” en kestirme ve en “güzel” yol olarak gösterilir!..

Birine kırk kere deli derseniz, deli edersiniz…

Her gün, “boşanmadan” bahsederseniz…

Toplumdaki en “uç” misalleri öne çıkartır ve herkesi “Acaba benimki de yapıyor mudur?” şüpheciliğine sürüklerseniz…

Sonuç kesindir!..

Sayın Cumhurbaşkanı’nın işaret ettiği “Felâkete gidiş” tablosuna katkı ceptedir!..

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “felâket tablosunu” ortaya koyarken kullandığı

“Kitle iletişim araçlarının ailevi değerleri göz ardı eden yayınları, ahlaki ve kültürel yozlaşma sürecini beraberinde getiriyor.” cümlesi, elbette çok önemlidir.

Yetkililerden beklenen, bu tür “yayınların” mümkün olduğunca önüne geçmektir.

Bunun için gerekli adımları atmaktır.

X

Eğitimimizin hâlleri…

Bu meselede, evlenip çoğalabilmenin önündeki engel…

Otuzuna kadar evlenememenin sebeplerinden biri…

Allah aşkına, 85 milyonluk bir ülke için 9 milyondan fazla üniversite öğrencisi çok değil mi?

Her yıl 1.5 milyon çoğu yaşı geçkin mesleksiz mezun vermek, çok değil mi?

Sınavdan “yarım net” çıkartan üniversiteli olabiliyor!..

Ne bedava iş!..

Aileler, 12 yıl mecburi eğitimden geçmiş ve mesleksiz olarak mezun edilmiş gençlerini, üniversiteye gönderiyor.

Çoğunluk dört yıllık bölümde “okuyor”..

Yani, kantinlerde vakit geçiriyor…

Hayatı öteliyor…

Kayıtlara “işsiz” olarak geçmeyen gizli işsizler…

Milyonlarca gizli işsiz!..

Yıllar böyle geçiyor…

Sonra?

Dört, bir sene de kaybedince beş yılda mezun oluyor.

Neredeyse orta yaşta bir mesleksiz olarak piyasaya çıkıyor.

Devlete kapak atabilirse, ne alâ…

Atamazsa, o yaştan sonra ne yapacak?

Hele hele koca koca unvanları varken, cebinde babalar gibi “üniversite diploması” taşıyorken…

Asgari ücrete razı olur mu?

Oldu diyelim..

Asgari ücretle iş bulabilir mi?

Asgari ücretin işverene maliyeti ne kadar?

Mesleksiz ve cebindeki diplomadan aldığı güçle hayli “tahammülsüz” birini alan, ne yapacak?

O yaştaki ve haldeki kişiye nasıl meslek öğretecek?

Ağaç yaşken düzelir, öyle değil mi?

X

Biz okumak istemeyeni, 12 yıl mecburi eğitime tabi tutuyoruz.

Üç sınıfı birden atlayabilecek bir çocuğu bile aynı sistem içinde, köreltiyoruz!..

Çocukları mesleğe yönlendirmiyoruz…

Meslek eğitim sistemimiz pek işe yaramıyor, zira meslek okullarına gidenlerin kahir ekseriyeti yarım yamalak eğitimini gördükleri mesleği yapmıyor.

Meslek eğitimi çok pahalı eğitim, Devlet’e, millete dünya kadar paraya patlıyor ama ayrılan kaynakların çoğu, mezunlarının mesleğe devam etmemelerinden, başka alanlara yönelmelerinden dolayı boşa gidiyor…

Eğitimde 12 yıl mecburiyetine takılanlar, “normal lise” denilen yerlerden çıktıklarında büsbütün sıfır durumunda oluyorlar.

Az sayıdaki “talebe”, yani “ilme talip olan” derslerine asılıyor, üniversite sınavında da gerçekten “işe yarar” yerleri kazanıyor…

Çoğunluk, diplomasının neye yarayacağı belirsiz yerlerde vakit öldürüyor…

Sonra…

İşte yaşlanma…

Otuzunda evleneceksin de, evlenebilirsen…

Çocuk sahibi olacaksın da…

Zor dostum zor!..

Bizler, “kamuda tasarruf kamuda tasarruf” derken, nesillerimizi israf ediyoruz!

X

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “felâkete gidiş” tablosuna dikkat çekmesi çok iyi oldu, çok…

Yalnızlıktan kurtulduk galiba…

“Bir kısım” medya, ya da “bu kısım medya” bu “felâkete gidiş” tablosuyla ilgilenir belki artık…

Aslında yazılması gereken çok şey var.

Mesela, cinsiyetsizleştirme projesinde başı çeken “örgütler” niçin kapatılmıyor?

Bu da başka mesele!..

Her vesileyle okullarda bile neler yapılıyor, neler!..

Sayın Cumhurbaşkanı yerden göğe haklı..

Bu “felâkete gidişe” artık “dur” demenin vakti geldi de, geçiyor bile…

“Geçti bile” demek, içimden gelmiyor.

Ümitsizlik bize yakışmaz zira!..

Serdar ARSEVEN -Milat 

Editör: Kerim Öztürk