Atatürk’ün de içinde olduğu Türk milliyetçileri XX. yüzyılın başında Avrasya çağını tayin ettiler. Türk milliyetçiliğinin partili tarihi 135. yılına ulaşmıştır. (İlk parti ITC=İttihat ve Terakki Cemiyeti 1889’dur.) Bu cümleden olmak üzere, Müsavat Partisi öncülüğünde Kafkasya’da Mehmet Emin Resulzade önderliğinde örgütlenen Türk milliyetçileri 28 Mayıs 1918’da laik, demokratik esaslara bağlı olarak Doğu İslam ve Türk dünyasında ilk bağımsız Cumhuriyetini kurmuş oldular. 1912 Batı Trakya Türk Cumhuriyeti (kısa süreli bir diğer deneyimdir, Meral Akşener’in büyük amcası Hasan Tahsin Angun Bey de bu Cumhuriyetin kurucularındadır), 1923 Türkiye Cumhuriyeti keza aynı fikri entelektüel siyasi geleneğin, bu büyük tecrübe silsilesinin bir birikimidir. Bu fikri ve siyasi gelenek, 1905 yılında Türkistan’da başlayan Alaş Orda hareketi ve 1917-1920 yılları arasında eski Kazak cüzleri bir araya gelerek bağımsız “Alaş Orda Devleti”ni kurdular.
Bu gelenek ihtilal-i kebir dedikleri Fransız ihtilalinin kurucu ilkelerine hürriyet, adalet, eşitlik, ilkelerine dayanır.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN EKONOMİ POLİTİK ZEMİNİ

Türk milliyetçiliği politik ve fikri entelektüel hareketi bütün dönemlerinde ekonomi politik olarak kamucudur. (Solidarist korporatizm de denebilir). iktisatçı Friedrich List ekolüne mensup milli iktisat hareketini savunan bir görüşe mensupturlar.

Gökalp’ın tabiriyle “Türk harsına en uygun olan sistem (solidarizm) yani tesanütçülüktür. Ferdi mülkiyet, içtimai tesanüde hadim bulunmak şartıyla meşrudur.” Ona göre; “Adam Smith ekonomi politik’i kurarken, insanî bir ilim kurduğunu sandı. Yani bulduğu doğruları, her zaman ve her mekân için doğru varsaydı. Halbuki farkında olmaksızın, İngiliz ekonomisinin dayandığı esasları ve onun gelişme şartlarını yazıyordu. Amerikalı John Ray ile Alman Fredrich List, bu düşüncenin kendi memleketleri için yanlış olduğunu belirtti. Şimdi Almanya sanayide çok ilerlediği için, bu defa Adam Smith’in (Manchester okulu-liberal iktisat) kaideleri burada canlanıyor. Şüpheniz olmasın ki, Amerika sanayide çok ilerlediği, İngiltere ve Almanya rekabetinden korkmadığı zaman, Adam Smith’in fikirlerini müdafaa edecek ve her millete zorla kabul ettirmeye çalışacağı uzak bir ihtimal değildir. Her ne zaman olursa olsun, endüstride ileri gitmiş milletlerin ekonomi kitaplarını, değişmez kutsal kitap kaideleri gibi aynen okutmaya ve hayatımızda böyle bir devlet ekonomisinin peşinden gitmeye kalktıkça, iktisaden çökmeye doğru gideceğimizden şüphe etmeyiniz”

100 yıl önce Gökalp’ın iktisadi doktrinlere bu eleştirel yaklaşımına bakarken bir amentü gibi neoliberalizmi kutsayan ve bilimsel diye putlaştıran günümüz iktisatçı ve entelektüellerine şaşıyoruz.
Bilim! diye putlaştırılan siyasi ve felsefi saplantıların bizi nereye getirdiği açıktır.

Akçura “Eğer, Türkler kendi içlerinde, Avrupa sermayesinden de istifade
ederek bir sermayedar burjuva sınıfı çıkaramayacak olursa, yalnız memur ve
köylüden ibaret Osmanlı heyet-i içtima’iyyesi’nin muasır bir devlet halinde
yaşayabilmesi zorlaşacaktı”. Diye bu çizgiyi teyit eder. 
Akyiğitzade Musa Bey hakeza kamucudur.
Türkiye Cumhuriyetinin ekonomi politik anlayışı bu birikim üzerine kurulmuş ve Türk iktisat tarihinin açık ara en büyük başarıları yakalanmıştır. 2 trilyon dolara yakın dış borç ödenmiş bir o kadar da kamulaştırma yapılmıştır (bugünkü alım gücüyle).

Bu gelenek Alparslan Türkeş MHP’sinde 1980 yılına kadar temsil edilmiştir. Paris planlama ve science polique ekolünden kalkınma iktisatçısı Dr. Agah Oktay Güner’in eserleri bugün için bile ışık tutacak nitelikler içerir.

12 EYLÜL VE NEOLİBERAL SAVRULMA
12 Eylül 1980’den sonra kamuculuk Türk milliyetçiliği siyasi geleneği içerisinde tıpkı solda olduğu gibi yasaklanmış tabu bir kavram gibidir. Hızla zamanın ruhuna intibak edilerek neoliberal güzellemeler başlamıştır. Bu Türk milliyetçiliği fikri ve siyasi geleneği içerisinde büyük bir kırılmayı ve savrulmayı temsil eder. Hal böyleyken milletten yana olması gereken milliyetçilerin küresel sermayenin ideolojisi neoliberalizmi savunarak nasıl milliyetçi olabileceği? hiç sorgulanmamıştır. MHP ve İYİP’li arkadaşlarımız bu sorgulamadan münezzehtir. Sorunca ya kurt yapıyorlar ya da beddua ediyorlar! Bugüne kadar bunları benim dışımda mesele eden de çıkmamıştır. Sert şiirler ve menkıbeler duygusal ifadeler ve fotoğraf çektirmeyle milliyetçiliğin tekamül

12 EYLÜL VE NEOLİBERAL SAVRULMA
12 Eylül 1980’den sonra kamuculuk Türk milliyetçiliği siyasi geleneği içerisinde tıpkı solda olduğu gibi yasaklanmış tabu bir kavram gibidir. Hızla zamanın ruhuna intibak edilerek neoliberal güzellemeler başlamıştır. Bu Türk milliyetçiliği fikri ve siyasi geleneği içerisinde büyük bir kırılmayı ve savrulmayı temsil eder. Hal böyleyken milletten yana olması gereken milliyetçilerin küresel sermayenin ideolojisi neoliberalizmi savunarak nasıl milliyetçi olabileceği? hiç sorgulanmamıştır. MHP ve İYİP’li arkadaşlarımız bu sorgulamadan münezzehtir. Sorunca ya kurt yapıyorlar ya da beddua ediyorlar! Bugüne kadar bunları benim dışımda mesele eden de çıkmamıştır. Sert şiirler ve menkıbeler duygusal ifadeler ve fotoğraf çektirmeyle milliyetçiliğin tekamül edeceği farz edilmiştir. Böyle bir milliyetçilik aslında her partide yapılabilir. İdeolojik ve felsefi bir çizgiye gerek yok. Uzun günlerde iki defa siyasi kulvar değiştiren liderlerimiz de bu yanılgıya kapılıyor. Ekonomi politik zemini olmayan bir milliyetçilik veya herhangi bir görüş siyasallaşamaz. Mugalata olarak kalır.

Bugün neoliberal politikalara sonuna kadar destek veren TBMM partileri özellikle MHP ve AKP diğer yandan emperyalizm ve neoliberalizme söylemsel eleştiri getirirken ne kadar tutarsızlar.

Tarihe geçmesi ve milliyetçi, Atatürkçü gençlerin bilmesi adına bazı şahitliklerimi okuyucularımla paylaşmak durumundayım. Bize kasaba okullarından profesörlüğe yükselme imkanı tanıyan cumhuriyete bir nebze de olsa şükran duygularımızı ifade etmek adına bir vicdani yükümlülüktür.
Anayasa referandumu sonrası süreçte MHP içerisindeki ayrışma derinleştiğinde Sayın Dr. Meral Akşener, Dr. Sinan Ogan ve Prof Dr. Ümit Özdağ MHP genel başkanlığı için aday olmuşlardır. Sayın Devlet Bahçeli ile beraber 3 doktor bir profesör adaydır.

AŞENER GÖRÜŞMEYE DAVET ETTİ
Bu görüşmeler ve tartışmalar sürecinde Sayın Meral Akşener tarafından görüşmeye davet edildim. Taksim Point oteldeki görüşmeler esnasında bütün arkadaşların delege hesabı yaptıklarını gördüm. Herkes delege konuşuyor. Sayın Akşener’e ironiyle sahi siz “MHP’den hangi gerekçeyle ayrılıyorsunuz?” Bunu ifade edebilecek bir sayfa da olsa bir görüş ve izahat var mı dedim. Bozuldu, bana kızdığını anladım ve ben kendisine meslektaşım olarak hep hocam diye hitap ederim. Hocalık bakidir zira. 6 ay geçti tekrar davetiyle program çalışması için buluştuk.6 ay önce söylediklerimin doğruluğunu beyan ettiler. Bu arada Özdağ Bey de kendileriyle ortak hareket etmeye başladı. Kendilerine milli, kamucu, plancı milli bir kitle partisinin önemini anlatmaya çalıştım. Programın kamucu ve plancı olacağını izah ettim. 3 ay sonunda ortaya 100 ulusal ve uluslararası uzmanın katılımıyla rahmetli Kadir Cangızbay hocanın, Nihat Genç’in bile beğendiği ve desteklenir bulduğu bir program çıktı. Hanımefendi bu programı üstlenemedi. Belli ki Türk milliyetçilerinin siyaset yapabilmesi için çizilen bir alan vardı onun dışına çıkılamazdı. Biz her zamanki gibi güce saygı duymaz fütursuzluğumuzla duvarları ve haddimizi aşmıştık! Hakkını yemeyelim bu süreçte sadece Meral Hanım değil kalın oğuz beylerinden de ciddi homurdanmalar işittik. Ankara’da program çap ettiği mavrası atan Vali Beylerden, kerameti kendinden menkul garip üç isimli adamlar peydah oldu. Biz bu pazarda olanlar yıllardır ismen de olsa birbirini tanırız, onların bir kısmıyla hiç tanışık değildik. Anladım ki müesse nizam ve küresel sistem tabandan gelen kentli, eğitimli yeni genç dalgayı kafeslemek ve enerjisini boşa yönlendirmek gibi bir misyonu kovalıyor.

Bu arkadaşların bu huyunu hiç beğenmem. İğne deliğinden Hindistan görmüş dümenine yatarlar. Kimdir sizleri icbar eden mahfeller? Gelsinler maslahatın bu olduğuna biz ikna edelim. Bu da söylenemez tabi doktorların ve gardaşların hayal dünyasına. Anlamsız gerekçeler öne sürmeye başlayınca biz ömür boyu “ceketi omuzunda “ olanlar olarak programı alıp kalktık. Sonra içlerinde tanıdığınız bütün kalın oğuz beylerinin olduğu millüğ ve yerlü heyet Bursa kaplıca otelinde cem oldular. Şen şadman suğrak sürdüler, Oğuzname tabiriyle. Kaba dizleri üstüne kalkıp her haliyle tercüme kokan neoliberal, NATOCU programı onayladılar. Görelim hanum kimler onayladı.

Velhasıl 100 yılda bir gelecek kapsayıcı milli bir kitle partisi fırsatı kalın oğuz beylerinin çapsızlığı veya başarılı! hamlesiyle heba edildi. Bunlar mı dövlet şeysi yapacak. Gülerim sadece. Ekonomi politik olmadan siyasal olan teşekkül etmez.

"12 EYLÜLDEN SONRA MİLLİYETÇİLİĞİN EKONOMİ POLİTİK PROGRAMI DİLSİZDİR"
Milliyetçi siyasi kurumlar ve fertler arasındaki ayrışmalar bir teorik tartışma esasına dayanmaz. Keşke böyle olsa, çok arzu ederdim. Kariyer, yufka, mevki, eski arkadaşlarda ham demir var her soruna saplarlardı onlar niye yok, şu şiirin vurgusu böyle olmalı, biraz kalabalık yapalım sonra üçe beşe okuturuz tarzı çocukça sebeplerdir. 12 Eylülden sonra milliyetçiliğin kendine özgü bir ekonomi politik programı olmadığı için dilsizdir. Siyasi herhangi bir şey söylememektedir.
Türkiye’nin yaşadığı bu derin siyasal ve sosyal kaos sırasında Türk milliyetçiliğinin bu denli itibarsızlaştırılması ve seçenek olarak dışarı atılması bilinçli bir hesaba dayanır. Siyasi geleneğimizdeki üç doktoru (Dr Devlet Bahçeli, Dr. Meral Akşener’i ve Dr.Sina Ogan’ı Türk milliyetçiliği partili tarihinin 135 yılındaki camiayı en çok rencide eden, bu düşünce mirasına kelime katmamış üç doktor olarak tarihe not düşüyorum. (Devlet Bey’in insani boyutu, fazilet ve erdemleri saymakla bitmez, üstündür, ağabeydir bu ayrı bir husus diğerleri onunla aynı cümle içinde kullanmak bile hatadır.)

Gümüşhane’yi Bekleyen Çevre Felaketi Korkutuyor! Gümüşhane’yi Bekleyen Çevre Felaketi Korkutuyor!

Milliyetçiliği savruluşu ve doğrultu tutarlılığının kalmayışını bu konumlanma eksikliğinde aramalıyız. Sayın Cumhurbaşkanına bu kadar ağır eleştiriler getirdikten sonra hiç sıkılmadan “dövlet şeysi” ayağına yatmanın sefaletini inanın onlar adına “ben ve biz” daha ağır hissediyoruz.

ÜMİT ÖZDAĞ'IN ÇETİN SINAVI
Statükonun ve küresel nizamın Türk milliyetçiliğine çizdiği alanın dışında siyaset yapma konusunda Zafer partisi ve Ümit Özdağ Hoca çetin bir sınavla karşı karşıyadır. Listenin neresinde yer alacağına bu süreçteki tavrı belirleyici olacaktır. Müesses nizamın sığınmacılar kartını elde tutan bir aktör mü? yoksa milli demokratik, kamucu, halkçı bir programla düzen değiştirici bir siyasi role mi talip? Kimden alıp kime vereceğini açıklıkla söyleyebiliyor mu? Bana gelen değerlendirmeler bu yönde aktarmakla mükellefim.

İkinci yönünde tavır aldığı yönünde ciddi emareler mevcut. Olağanüstü bir enerji sarfediyor, şahidim. Küçük siyasi manevra hatalarına hoşgörülü olalım. Önyargıyla hareket etmeyelim. Yanlış olduğu anda hep birlikte en ağır şekilde eleştireceğiz. Biz yokuz diyeceğiz.

Bu girdabı suhuletle aşmak için milli güçlerin dayanışması kaçınılmazdır. Raydan çıkmış treni yeniden rayına oturtma göreviyle karşı karşıyayız.
Böylesi bir siyaseti ben ve arkadaşlarım bütün varlığımızla destekliyoruz. Ama bu saatten sonra müesses nizamın polisçilik oyunlarında Türk milliyetçiliğinin meze yapılmasına gücümüz nispetinde uyararak engel olacağız. Üç doktorun çizgisi “dövlet şeysi dümeni” yakışık almaz. Gladyo eskilerinden ve devlet memurlarından Türk milliyetçilerinin dinleyeceği  devlet maslahatı ve öğüdü yoktur. Türk milliyetçileri 150 yıldır 3 kıtada bu stratejiyi çizip, tayin edip uygulayan bir siyasal entelektüel gelenektir.

Herkes haddini bilsin. Sorulması ve danışılması gereken bizleriz. Kadim bilgi ve irfan bizlerdedir. Akademideki bizimle yaşıt ve büyüğümüz abilerimiz siperden çıkarak bu gidişata bir ses vermeli. Ya şimdi konuş, ya da ebediyen sus noktasındayız.

Türk akademiyası bir bütün olarak toplumsal ve siyasal meselelerden konfor alanına kaçarak saklanıyor. Puan toplayıp zerzevat alma duygusu galip. İkinci dünya savaşı şartlarında dahi akademi daha cesurdu. Tarih hesabı bakkaldan, seyyar satıcıdan değil sizden soracaktır. Sizleri sahnenin dışındakiler olarak mahkum edecektir. Bütün bunlar olurken siz neredeydiniz dendiğinde verecek cevabınız olsun en azından.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE TARİHİ BİR ÇAĞRI YAPIYORUM;
Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran düşünce Türk milliyetçiliğidir. Çeşitli oyunlarla bu kurucu irade anayasa değişikliği ile devre dışı bırakılmak istenmektedir. Küresel hegemonya da bunu dayatmaktadır. Kimseye kefil değiliz. Biz birbirimize kefiliz. Bu değişikliğe onay veren herkes Türk milletinin siyasal egemenliğine düşmandır, dolayısıyla Türk milletinin de düşmanıdır. Değerlendirmeyi bu ölçüte göre yapacağız. Müesses nizam ve iktidar çeşitli vesilelerle MHP’yi zorlayabileceği araçlara sahip olduğu ona vahim değişiklikler yaptırabileceği zehabına kapılmış olabilir. Zira neredeydiniz dendiğinde verecek cevabınız olsun en azından.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE TARİHİ BİR ÇAĞRI YAPIYORUM;
Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran düşünce Türk milliyetçiliğidir. Çeşitli oyunlarla bu kurucu irade anayasa değişikliği ile devre dışı bırakılmak istenmektedir. Küresel hegemonya da bunu dayatmaktadır. Kimseye kefil değiliz. Biz birbirimize kefiliz. Bu değişikliğe onay veren herkes Türk milletinin siyasal egemenliğine düşmandır, dolayısıyla Türk milletinin de düşmanıdır. Değerlendirmeyi bu ölçüte göre yapacağız. Müesses nizam ve iktidar çeşitli vesilelerle MHP’yi zorlayabileceği araçlara sahip olduğu ona vahim değişiklikler yaptırabileceği zehabına kapılmış olabilir. Zira bu değişiklik Türk milliyetçileri onay vermeden yapılamaz. O yüzden o veya bu ad altında içimizden devşirilenlere karşı uyanık olmalıyız. Atatürk’ün sınırlarını çizdiği anayasal düzene karşı kimsenin şerh ve açıklama, düzeltme yapma hakkı ve haddi yoktur. Anayasanın 134 maddesini değişenlerin yeni anayasa diyerek neyi kastettiklerine anlayacak kadar irfan sahibidir Türk milliyetçileri. Yeni anayasacılara “mevcut anayasada hangi madde? hangi icraatı? yapmanızı engelliyor” önce bunu sorun. 

Asla ümitsizliğe yer yoktur. Türk milliyetçileri her zaman her yerde al bayrak altında, Atatürk çizgisinde birleşerek egemenliğini savunabilecek iradeye sahiptir. Bir kısım insanlar güvece soğan doğrarken bizler devlet kurup üç kıtada istiklal mücadeleleri veren bir geleneğin mensuplarıyız.

Çözümümüz hazırdır, açlık ve yoksulluk bizim için bir mecburiyet değil ahmakça saplandığımız neoliberal programların bir sonucudur.10 yıl üst üste asgari 150 milyar dolar planlı yatırım yapacağız ve açlığı, geri kalmışlığı yeneceğiz. Kaynak gocuklu belediyecilerin konduğu yıllık 100 milyar dolarlık imar rantı, millet adına el koyacağız. Borsa işlem hacmi geçen yıl 2 trilyon dolar % 5 işlem vergisi alacağız – bu küresel finans kuruluşlarının servet vergisi olarak önerdiği şeydir-100 milyar dolar kaynak buradadır.

Küserler, darılırlar gibi dinerci sözlerine aldırmayın. Kahveci bile umardan parti başına pay alır en büyük kumarı devlet oynatıyor payımızı alacağız. Bu kaynak doğrudan planlı üretime gidecek. Burada şamar sesi de icap edecek o yüzden Türk milletinin kurucu iradesi milletinin yoksulluğuna aşarken onunla birlikte olacaktır.
Neoiberal erketecilik Türk milliyetçisinin onuruna yaraşmaz.

Dürüm ve güveç için yer yer minzi yufka hayali için el kapılarında soteye yatmak hiç yakışmaz. Biz mutfağın sahibiyiz.

Lanet olsun kantin otopark ekonomisine
“Kapansın el kapıları bir daha açılmasın”.
Yok edelim insanın insana kulluğunu/bu davet bizim olsun.
Milli demokratik, hukuk devletine bağlı, kurucu felsefeye sadık kamucu, halkçı bir programla düzen değiştirici bir siyasi role talibiz diyeceğiz.
Yoksa birbirini yormayalım, havalar çok sıcak.
Varlığımız Türk varlığına armağan olsun derken bizler ciddiyiz.

Prof. Dr. Kemal Üçüncü

Editör: Kerim Öztürk