✍ | Abdullah ALAGÖZ yazdı ... - 25.07.2026

Siyasetin Matematiği, "Aile Partisi" Konforu ve Zımni Statüko

Sosyal medyada bizim milliyetçi-ülkücü arkadaşların paylaşımlarını, yazıp çizdiklerini takip ediyorum. Her satırda ülkeye dair derin bir kaygı, her cümlede ise ideolojik bir iddia var. Ancak dışarı çıkıp reel siyasetin soğuk duvarına çarptığımızda acı bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Türkiye'de milliyetçi sosyoloji belki de tarihinin en güçlü dönemini yaşarken, bu irade neden ülke gündemini belirleyen asli bir güce dönüşemiyor?

Mazlumların Kanı Petrolden, Altından Daha Değerlidir!
Mazlumların Kanı Petrolden, Altından Daha Değerlidir!
İçeriği Görüntüle

Bu sorunun cevabı ne yazık ki duygusal ezberlerde değil, siyasetin matematiğinde saklı.

Yüzde 50+1 Sisteminde "Sandalye" Konforu

Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, oy kuralını yüzde 50+1 olarak belirleyerek münferit çıkışların ve küçük hesapların hareket alanını daralttı. Oyunun kuralı açık: Yürütmeyi etkileyecek çoğunluğa ulaşamayan hiçbir yapının tek başına karar mekanizmalarını dönüştürme şansı yok.

Diyelim ki mahalledeki her yapı ayrı seçime girdi ve yüzde 10 oy alarak Meclise onlarca milletvekili gönderdi. Mevcut sistemde yürütme erki tamamen tek merkezde toplandığı için parlamentoda bulunmanın; maaş ve temsil konforu dışında ülkenin gidişatına somut bir etkisi olduğunu iddia edebilir miyiz? Bu soruya mantık çerçevesinde "evet" yanıtı vermek imkânsızdır.

"Siyasette niyetler değil, sonuçlar belirleyicidir. Mevcut sistemi değiştirecek ya da yürütmeyi zorlayacak bir çoğunluğun parçası olunmuyorsa, gerekçe ne olursa olsun ortaya çıkan pratik sonuç, statükonun ömrünü uzatmaktan ibarettir."

Geçmişin Dersleri ve Statüko Değirmeni

Geçtiğimiz günlerde Özgür Özel'in liderliğindeki yeni siyasi alan açma hamlesi üzerine de bir yazı kaleme almıştım. O hareketi çok önemsediğim için bu uyarıyı yapma gereği hissettim: Yakın siyasi tarihimizde değişim iddiasıyla ortaya çıkan pek çok hareketin zamanla statüko tarafından nasıl emilip dönüştürüldüğüne, sistemin dişlileri arasında nasıl eritildiğine defalarca şahit olduk. Aynı hataya düşmemeleri, sistemi dönüştürmek isterken sistemin nesnesi hâline gelmemeleri için dikkat çekmiştim. İktidarı dönüştürecek stratejik bir kitle iddiası olmayan hiçbir hareket, zamanın ruhuna ve statükonun baskısına direnemez.

Biz Bu Mahalleyi Sevdiğimiz İçin Konuşuyoruz

Şunu açıkça söylemek gerekir: Biz bu mahalleyi, bu insanları sevmesek zaten bu eleştirileri yapmayız. Derdimiz bağcıyı dövmek değil, bağın kurumasını engellemektir.

Toplum statik bir yapı değildir; canlıdır, dinamiktir ve hızla değişmektedir. Bu değişimi görmek için uzaklara gitmeye, karmaşık sosyoloji kitapları okumaya da gerek yok. Başımızı kaldırıp kendi çocuklarımıza, kendi torunlarımıza bakmamız; onların dünyayı okuma biçimlerindeki değişimi fark etmemiz kâfidir. Gençliğin ve sokağın gerçekliğini görmek bu kadar mı zor?

İdeoloji ve inanç, toplumu dönüştürmenin yakıtıdır; kendi içine kapanıp konforlu alanlar yaratmanın aracı değildir. Ne geçmişten ders alan ne de kendi evindeki değişimi gören yankı odasındaki arkadaşlar, günün sonunda başkalarının kurduğu denklemde edilgen bir aktör olarak kalmaya mahkûmdur.