Türk toplumu içeriden ve dışarıdan tekleştirilmek (yalnız yaşama), dinsizleştirilmek, milliyetsizleştirilmek ve cinsiyetsizleştirilmek, aile yapısı çökertilmek istenmektedir. Bu amaçla sözde dost ve müttefikleriniz LGBT adlı bir dernek kurmuşlar, kadına şiddete karşı görünüm altında faaliyet göstermektedirler. 15 Temmuz ABD güdümlü ayaklanma ve darbe kesilip atıldığı yerden itibaren devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Bu defa aile üzerinde oynanmaktadır ve cinsiyetler arası çatışma körüklenmektedir. Güney Kore’yi geleneksel değerlerinin dışına taşıyanlar, seks panayırı açanlar ve ahlak dışılığı yerleştirenlerin hedeflerinden biri de Türkiye’dir. Batı serbest birleşme gibi sapıklıklardan uzaklaşma çabası gösterirken, Türkiye’de kocasız annelik ve boşanma özgürleşme olarak takdim edilmektedir. Batı’da özellikle gençlerin aile içinde kalması ve kendilerine rehberlik yapılabilmesine geçiş için ortak yemek masası tercihleri artarken, Türkiye’de tersi gayretler vardır. Gençler artan uyuşturucu bağımlılığına karşı şiddete esir olmaktan kurtarılmaya çalışılmaktadır.
Muhafazakar, solcu, sağcı, milliyetçi ne olursa olsun; herkes bulunduğu yerde ve çizgide adeta donmuş, dejenere edilmiş, şaşkın birer tavuk gibi olup biteni sadece hayretle seyrediyor, gücünü ve ümidini yitirmiş halde boynu bükük ve acz içinde seyretmektedir. Hemen hemen birçok alanda önemli bozulmalar ve olumsuz değişmeler ve sapmalar ortaya çıkmıştır. Bazı yayınların etkisiyle birçok ülkede moda bile olmamış giyim kuşam ve adetler Türkiye’de genç nüfusa şırıngalanmaktadır. On sene önce hayretle karşılayıp genelde reddedebileceğimiz birçok olumsuz değişmeye adeta alıştırılmış durumdayız.
Türkiye’nin yapı bozukluğuna uğraması, 15 Temmuzda olduğu gibi askeri yönden değil sivil yönden gerçekleştirilmektedir. Bir taraftan PKK ve benzeri terör örgütleri kullanılırken, diğer taraftan yapay alışkanlıklar ortaya çıkarılmaktadır. Seslerini yükseltebileceklere de ne yapalım daha kötü şartlara mı teslim olacaktık savunması yapılmaktadır. Sözde Dünyadaki değişmeler örneklerle verilmektedir. Sorumluluk dolayısıyla iktidar bu gibi sorunlara eğilmekle birlikte, ana muhalefet seçim krizine girmiş,sorunları küçümser haldedir. Miting enflasyonu içinde sesler kısılmakta, sorunlar es geçilmektedir. Tek yol seçim ve seçim krizidir. Siyaset sahnesinde maalesef ittifaklar bile kurulamamaktadır.
Barrack isimli bir büyükelçi dışişleri mesleği dışında olmasına rağmen, Türkiye’ye büyükelçi olarak gönderilir. Suriye’den de sorumlu tutulur. Barrack’ı Türkiye’ye gönderenler ülkeyi ne kadar ciddiye aldıklarını da ortaya koymaktadırlar. Anlaşılan ABD Dışişleri teşkilatında Türkiye’ye uygun sözde bir büyükelçi yoktur. Bu zat yanlış adrese iniş yapmış ve sempatik gözükmesine rağmen, doğrudan geldiği adrese geri giderse daha isabetli olacaktır. Terör örgütlerini doğrudan ve dolaylı olarak koruyan ve yönlendirmeye çalışan bu zat, ABD – Türkiye ilişkilerini de bozabilir. Günümüzde küreselleştirmeyi hızlandırma peşinde olan gayretkeşler ve milli menfaat de ne oluyor diyebilecek cahillerimiz de az değildir. Ülkemizde mensubiyet şuuru zayıflatılmaya çalışılmış, etnik parseller yaratılma gayreti içine girilmiştir. Etnik gruplaşma milli devlet ve üniter yapının ufalanması için bir vasıta olarak görülmüştür.
Meşru ve gayrimeşru arasındaki mesafe kapanmış, herşey maddi menfaatlere göre değer kazanmıştır. Cinayet ve boşanma oranları mensubiyet şuurunun zayıflaması karşısında artmış, sanki yargının görevini fertler üstlenmiştir. Devlet anlayışı zaman zaman parti devleti örtüsüne de bürünmüştür. Örf ve adetler tepki duyularak devre dışı bırakılmak istenmiş,nerede ise bütün değerlere savaş açılmıştır. Maalesef bu gibi davranışlar gericiliğe tepki olarak belirli bir grup altında toplanmıştır. Ne kadar rayından çıkmış sapma davranış varsa; ona şuursuzca kurtarıcı can simidi gözüyle bakılmaktadır. Çatışmacı ve şiddete dayalı davranışlar arttığı için rehbersizleşme ve terk edilmiş olma bu defa topluma dönük protestoya benzemiş, yabancı şekil, fikir ve giyimler zihniyeti bir kanser gibi toplumu sarmıştır. Erkekleri kadın tipli olmaya, kadınları da erkekleştirme yönünde bir eğilim vardır. Söz ile davranış birbirini tutmamaktadır. Toplum genelde dayanışma ruhundan uzaklaşmakta, ben merkezli hareket etmekte; fertler hiçbir şeye karışmama eğilimindedir.
Kuran İslam’ı yerine, ne idüğü belirsiz bir takım çevrelerin ve cemaatleşmelerin etkisi artmaktadır. Bunlar dinle özdeşleştirilmekte ve bunlara karşı çıkmak dinle kavgalı olmak şeklinde zannedilmektedir. TV ekranlarında izlenen dizi ve programlarda eğer bir cinsi sapık yoksa bu adeta bu bir eksiklik sayılmaktadır. Toplum yavaş yavaş Allah’tan korkmak yerine, diğer fertlerden korkar hale yönelmektedir.
Ekonomik bozulma, enflasyon, ay ve yıl sonlarında kapıyı alacaklıya açılamaz hale getirmektedir. Fabrikalar el değiştirmekte, hatta bazıları sahiplerince tek çare olarak satılmaya gidilmektedir. Kentsel dönüşümlerde ev sahiplerinin ve müteahhitlerin karşılaştıkları kurul zorlamaları, aşırı geciken inşaatlar, göçebe veya sığıntı durumuna düşen mal sahiplerinin çözümsüz acıklı manzarası, çocuklarımıza yabancı dillerden dönme isimlerin takılması yanlışı, milli ve dini bayramlarda gerekenlerin yapılmama yanlışı, ekonomik zorluklar dolayısıyla özel okul terklerinin yükselmesi, evlenecek olanların yapılan desteklere rağmen, evlenmekten korkar hale gelmeleri, evli olup çocuk sahibi olmayı sürekli tehir etme, evlenmeyi hep tehir eden nişanlılar, gelir dağılımının bozukluğu dolayısıyla birden fazla çocuk yapma sorununun ortaya çıkışı, büyük şehirlerde kaldırımlardaki insanların ve çalışanların yüz hatlarındaki ümitsizlik ve sert ifade gibi örnekler çözülmeyi bekleyen sorunlarımız arasında yer alan bazı hususlardır.
Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL





