KENDİ İFADESİYLE; 
“ASIRLAR GEÇSE DE TÜRK MİLLETİNİN HER BİR FERDİNİN BİR TARİH MUHASEBESİ OLARAK, BİR VİCDAN MUHASEBESİ OLARAK DAİMA PEŞİNDEN GİDECEKTİR.”

Egemen Millet , Kutlu Hayal! Kutlu Dava!..

Milletimin Şerefli Evlatları,  Kardeşlerim,  Arkadaşlarım 
Egemen Millet  bir yüce hedeftir, idealdir, özlemdir.
Haline, geleceğine hakim ve karar veren millet Egemen Millet’tir.
Açıkça belirtmeliyiz ki, ‘Egemen Millet’, kendi inancına, ideallerine, hayatî  hak ve çıkarlarına uygun bir heyeti iş başına geçirebilen ve bu heyetin millet  namına almış olduğu kararları ve bu heyeti denetleyebilen halka  Egemen Millet denir. 
Millet tarihî ve sosyal bir gerçektir.

Sosyal bir gerçektir ama iradesi fert gibi tezahür etmez. 
İradesini, isteğini ancak organlar eliyle ve diliyle kullanır ve o organlar da millet irade, istek ve hayatî menfaatlerini dürüst, adil ve âkil bir şekilde temsil ettiği takdirde bir Egemen Milletten bahsetmek mümkün olur.
Egemen Millet  yüce Türk milletinin şerefli mücadelesinde yepyeni bir safhayı açanlardır.
Egemen Millet  büyük Türk milletinin engin gönlünde yaşayan, muhteşem tarihine, tertemiz inancına, güzel ahlakına ve mücadele ruhuna bağlı bir şanlı hareketin büyük Türk milletine ve insanlığa yönelttiği dost sesidir.
Egemen Millet inanç, umut ve gerçek dolu bir çağrıdır. 
Egemen Millet tarih  boyu Türk milletinin ızdıraplarından kurtulmaya, karanlık akibetlerden sakındırmaya,  muhteşem tarihimize layık olmaya çağıran sestir.
Büyük Türk milleti!
Egemen millet yunus gibi ızdırabınla ağlayan, inancını ilahi yapan,  derdini ateşten bir gömlek kılan, muhteşem zaferlerini sancak yapan, inancını ve umudunu bayrak yapan, çileni ocak yapan, emellerini irade kılan, otağ kılan sestir.

Büyük Türk milleti  Egemen Millet has evlatlarının sana seslenişidir.
Seni uyaran, seni yüceleceğin aydınlık bir yola çağıran sestir. 
Bu ses seni her türlü kötülüklerden sakındırmakta,  gerçeğe iyiye ve güzele çağırmaktadır.
Yüce milletim dinle, düşün ve kararını ver!
Büyük Türk milletinin seçkinleri bizi işitin.
Ey Malazgirt, Konstantaniyye, Niğbolu, Çaldıran, Mercidabık, Ridaniye, Mohaç, Otranto, Preveze zaferlerini hasretle ananlar!
Ey Özi, Kalas, İbrail, Pasarofça, Kaynarça, Ayastefanos denince  çiğeri yananlar! 
Ey Plevnelerin, Balkanların, Kafkasların, Sakaryaların çileli yetimleri!
Benim kutlu cihan devletim vardı hani?
Benim zalimlere baş eğdirir,  mazlumlara yüz güldürür, taçsızlara taç giydirir gücüm vardı hani? 
Benim cihanı düzene sokan  yedi deniz, üç kıta ve yedi iklime yayılan adım vardı. Adım şanım hani?
Cihan sözümü dinler, krallar buyruğuma bakar, ülkeler medeniyetime, adaletime can atardı hani?
Diyenler bizi siz anlarsınız. Siz Egemen Millet evlatlarısınız.
Ey millet evladı! Izdıraplarımızdan bahsediyoruz. 
Geçici başarıların, günlük kavgaların, kuruntuların ve yersiz hayallerin unutturduğu ızdıraplarımızdan bahsediyoruz.
Kanayan bir yürekse feryad eden, bir tarihse, 
Bahis konusu olan şey milyonlarca şehidin mübarek emanetiyse, 
Bahis konusu olan şey insanlığı da beraberinde insanlık doruklarına  yücelten bir milletin asırlara sığmayan düşüşü ise,
Bu tüyler ürpertici bir çığlıkla duyurulacak  bir büyük ızdıraptır. 
Izdıraplarımızdan bahsediyoruz . 
Türk milletinin muhteşem, onurlu fakat acıklı düşüşünden.  
Daha dündü, dün kadar yakın emperyalist haçlı ve moğol sürülerinin yakıp yıktığı Anadolu’mda Söğüt ve Domaniç’in sarp dağlarında şahlanan iman bizdik.
Kulak kabartın. 
Osman Gazi’nin set komutunu, Rumeli gazilerinin tehlil ve tekbir seslerini duyarız.
Malazgirt  ovasına bakın, kim o?
Beyazlar içindeki,  kefenini eliyle sarmış at üstündeki. 
Gaziler ordusunun önünde son namazını kılan ve seslenen ulu Allah’a
Ya Rab!  Ya Rab!  Ya Rab!...  
Bu senin ordundur,  bu senin ordundur onu muzaffer kıl.  
Şehirler kraliçesi,  imparatorluklar başkenti, cihanın başkenti İstanbul’a bakın.
Kontantiniyye’yi nasıl İstanbul yapıyorduk.  
O mübarek fethin o sessiz gecesinde dağları aşan gemilerimizin gıcırtısını duymuyor musunuz?
Kudurgan haçlı ateşini söndürmek için Prevezeye uğurladığımız amiraller amirali Barbaros’u ve derya gazilerini o büyük Türk asrında Muhteşem Süleyman’la Kanuni Sultan Süleyman’la beraber uğurlamadık mı?
Donanmayı hümayunu, yer gök inleten top seslerini, saltanatlar yıkan tekbir seslerini  duyuyor musunuz?
Zafer toplarımızın gümbürtülerini, serhat türkülerimizi, kös seslerini ve şükür dualarını duyuyoruz.
Ey millet evladı “Egemen Millet” size karanlık bir tarihten meçhul bir maziden bahsetmiyor.  Kendimizden, kökümüzden, şanlı tarihimizden bahsediyor.
Türk asrına bakalım yani 16.yüzyıla.
Devletlerin devleti  o yüce devletle birlikte dört büyük devlet cihana hakimdik o zamanlar. İran’da Safavi Devleti,  İkte Babur İmparatorluğu  ve Adilşahlar Beldesi, Türkistan’da Şeybaniler.
İşte 16.yüzyıl işte insanlığın onur yılları. İşte insanlığın gerçek yükseliş çağlarının en sonuncusu.
Bu asırda büyük Türk hakanlarının hakimiyet alanı  Endonezya’dan Kanarya adalarına uzanır.  Moskova ile Girne Körfezi  kuzey ve güney sınırlarını belirler.
Toprak genişliğimizin büyüdükçe büyüdüğü bu çağda devletimizin buyruğunun geçtiği vatan topraklarının yüz ölçümü tam olarak 19 902 000 km karedir. Nüfusumuz 100 milyon dur. Yani bugünkü topraklarımızın tam 25 katıdır. 
Ancak 3 asırda emperyalist batı tarafından tasfiye edilebilen bu devletin toprakları çöküş eşiğinde yani 1876 yılında 13 milyon km karedir. 
Yani bugünkü  topraklarımızın yaklaşık olarak 19 katıdır. 
İmparatorluğun parçalanma günlerinde ise tam 9 milyon km kare toprak Osmanlı mülkü sayılmaktadır. 
Cihan devletimizin maddi büyüklüğü hakkında bir fikir vermek için bu asırda Osmanlı eyaletlerinden bahsetmek gerekir. 
Eyaletlerimiz ve eyalet derecesindeki tabi devletlerin isimleri şunlardır.
Sofya, Mora, Budin Tameşvar , Eğri, Kanije, Uyvar, Bosna-Saray, Azar, Girit, Gelibolu, Eflak, Bükreş, Kırım, İstanbul, Kütahya, Karaman, Sivas, Maraş, Adana, Kıbrıs, Diyarbekir, Van, Erzurum, Trabzon, Kars, Çıldır, Rakka, Musul, Kerkük, Bağdat, Basra, Umman, Yemen, Hicaz, Sayda, Şam, Trablusgarb, Halep, Gemze,Irak-ı acem, Hemedal, Geydal, Musasa, Kirman, Revan, Tebriz, Şirvan, Şemahlı, Abazistan, Tiflis, Gori, Humenist, Açe, Doğu Türkistan, Kaçkar, Podolya, Dağıstan, Astırhan, Kasım, Kazan, Polonya, Mısır, Habeş, Trablusgarb, Tunus, Cezayir, Fas, Bornu, Doğu afrika.
Tarihimizin doruk noktasında sadece kendimizi değil insanlığı da yükseltmiştik. 
Biz çökerken insanlıkta birlikte çöktü.
İşte 3 asırlık kapkara dünya tarihi.  Kanlı harpler karanlık ihtilaller son 3 asrın sefaleti değil midir? 
Yığınla medeniyet söndü, ülkeler yağma edildi, talan edildi, insanlar esir edildi. 
İnsanlık hayal edemeyeceği kadar korkunç, zalim harplerin, sömürücülüğün, emperyalizmin kurbanı oldu.
Demek ki biz evet biz asırlar boyu insanlığın emperyalist, zalim, kudurgan, maddeci, egoist eğilimlerini dizginleyen nurdan bir sestik.
Demek ki yüce devletimizin düşüşü  sadece bizi ilgilendiren milli bir mesele değil aynı zamanda beşeri bir meseledir. 
Eğer biz yeniden yükselirsek ki inşaallah yükseleceğiz sadece kendimizi yükseltmiş olmayacağız aynı zamanda insanlığı da yükseltmiş olacağız. 
O halde bizi insanlığın zirvesine yükselten sebepleri, bizi muhteşem fakat ızdıraplı bir düşüşe iten sebepleri aramak, bilmek mecburiyetindeyiz. 
Ey Millet Evladı! 
3 kıta, 7 deniz ve 7 iklim hükümranı yüce devletimizin  hristiyan batı tarafından 3 asır boyu çevirile çevirile aşınmış, zaafa sürüklenmiş  ve bizi büyük kılan, yüce yapan değerlere sırt çevirdiğimiz için yıkılmışızdır.

Ey millet evladı! 
Sana devletler kazandıran, cihanın efendisi olmanı sağlayan idealleri canla başla savunmak yaşamak ve yaşatmak düşüyor. 
Ey millet evladı! 
Seni saltanatlar yıkan, medeniyetler kuran kutsal inancına, temiz ahlakına, yüce kültürüne sahip olmaya çağırıyoruz. 

Ey millet evladı!
Seni emperyalist kültürleri kovacak,  gayri insanî ahlakı yok edecek,  milli kültürün, milli ahlakın,  milli ideallerin kutsal koruyucusu devletimizi demokratik yoldan millileştirmeye çağırıyoruz.
Hedefimiz milli devlettir.

Büyük Türk milleti sana sesleniyoruz. Egemen Millet’in yüceliş hareketinin programının temelleri şunlardır:

1. Türkiye’de partilerin ve sosyal grupların milli birliği sağlayacak temel değerler ve politikalar üzerinde anlaşmaları şarttır.
Üniversite, yargı, silahlı kuvvetler, siyasi partiler, basın, trt ve sendikalarımızı yüce tarihimizden alınmış temel ölçüler etrafında yeni bir Misak-ı Milli’de birleşmeye çağırıyoruz.

2. Sokak ve gençlik hareketleri politika vasıtası yapılmaktan artık çıkarılmalıdır. Demokrasiyi baskı gruplarının aristokrasisi olmaktan çıkartmak için zaman geçmektedir.

3. Türk Milletinin kendi ekonomik kalkınma model ve stratejisini bulması şarttır. Amerikan, Latin, İskandinav, Rus, Çin, Japon modelleri gibi bunlardan çok daha insani ve başarılı bir Türk Kalkınma Modelinin derhal uygulamaya konması şarttır.

4. Tam bir fikir ve ifade hürriyeti mutlaka sağlanmalıdır.

5. Türk milletinin kendi sosyal sistemini arama hakkı hiç bir kayıtla sınırlandırılmamalıdır. Her türlü fikrin ifade hürriyeti sağlanmalıdır.

6. Hiçbir siyasal, sosyal tabu tanınmamalıdır. Yeryüzünde ilerleme saadet ve yücelme hareketini sınırlandıracak hiç bir tabu ve yasağa mahal yoktur. Münakaşasız tenkitsiz hiç bir fikri kabul etmiyoruz. Beşeriyetin bütün kültür mirasını münakaşa edilmeye değer buluruz.
 İlmin klavuzluğuna çok ciddi şekilde gerek vardır. 

7. İlmin otoritesi kesin şekilde sağlanmalıdır.

8. Türk insanını asrımızın sosyal, felsefi, ekonomik puta taparlığına karşı uyarıyoruz. Kula kul olmaya zorlayan insanlık onuruna aykırı inanç düşünce ve sosyal sistemleri reddediyoruz.

9. Mübarek dinimiz başta olmak üzere Türk milleti tarafından kutsal kabul edilmiş değerlerin, kavramların istismar edilmesine şiddetle karşıyız

10. Tam ve kamil anlamda bir din , fikir ve eğitim hürriyetinin sağlanmasının mutlak zaruret olduğuna inanıyoruz. 

11. Türkiye jeopolitik jeostratejik konumu itibariyle iki büyük kültür, toplum ve ekonomi sisteminin nüfuz alanı halindedir, kontak ucundadır . Milli kültürümüzün yabancı kültürler  tarafından tahribi olayı ile karşı karşıyayız. Bu durum mutlaka önlenmelidir.

12. Partilere göre değişen değil partilerin uyacağı uzun vadeli bir milli devlet politikası şarttır.

13. Türkiyenin problemlerinin anlaşılması ve doğru çözümlere gidilebilmesi için problemlerin temel dinamiği kavranmalıdır. İki asırdır devam eden Batı-Rus, Türk- İslam kavgası bir hayale değil zarurete dayanmaktadır. Tarihi izah eden faktör kültürlerin,  medeniyetlerin kavgası ve ilişkilerinden ibarettir. Bu temel kavranmadığı sürece ne problemlerimizi çözmek ne de doğru çözüm yolları getirmek kabil değildir. Türk milletine karşı yöneltilmiş saldırıyı kabul ve tesbit etmedikten sonra hiç bir problem doğru bir çözüm yoluna kavuşturulamaz. Ekonomik politik ve kültürel bir kavga halindeyiz batıyla. Bir stratejinin temel konusu amacın tarihi kadar bu amaca bizi götürecek güç kabiliyet ve vasıtaların isabetle seçilmesine bağlıdır. Amaca ulaşmakta vasıtaların ne gibi engellerle karşılaşacağı, düşman hedefi, maksat ve gücü hakkında dürüst bir teşhis şarttır. Düşmanı yok sayan hatta düşmanlarımızın iyilik dileyen niyetlerinden bahsetmenin son derece zararlı bir gaflet olduğu kanaatindeyiz. 
Bu teşhiste birleşmemiz Türk politikasını yabancı etkilerden arındırabilecek  tek yoldur. Gene bu teşhis Türk politikasını çoğulcu demokrasinin makul itilaflarını taşıyan ama kesin bir birliktelik sağlamasına imkan veren  temel şarttır. Emperyalist düşman amaçlarını inkar etmek ikiyüz senelik başarısızlık damgasını Türk milletinin alnına vurmak demektir ki bu en büyük bühtandır.  Türk milletinin mağlubiyet ve başarısızlığı cehalet geri kalmışlık ve bu gibi utandırıcı özelliklere bağlanamaz.

14. Batıcılık türk milleti  için bir talihsizlik olmuştur. Batı kurumlarının iktibası hiç bir ciddi etüdün sonucu değildir ve bunların iktibasının teklif ve telkin edenler sosyal ve ekonomik bilgi disiplinlerinden habersiz kişilerdir ve çok defa bu iktibas olayı bir oldu bitti halinde olmuştur. Tanzimatçılar ve ittahatçılar gibi bir iktidar partisinin iktidara geçişi bir antidemokratik davranıştır. İşte bu antidemokratik iktidara geçişi maskeleyebilmek için batıcılık hedefi ortaya sürülmüştür. Böylece şiddet Türk politikasında iki asırdan beri meşru sayılmıştır. Ve bugünkü şiddet bu günkü anarşi iki asırdan beri içine sürüklendiğimiz kavramlar değerler kültürler karmaşasının meydana getirdiği anarşi zemininden fışkırmıştır. İlerletmek, birleştirmek ki İttihat ve Terakki’nin medeniliştirmek gayeleri her türlü zorun, diktanın meşru sayılmasına yetmiştir. Böylece parti, şahıs ve zümre diktaları oluşmuştur. Türkiyede bir koloni kültürü oluşmuştur. Baş vasfı tarih, şahsiyet, millet ve kültür değerlerine saldırmak alaya almak olmuştur. Ekonomik teknik bakımdan Türkiye’nin sömürgeleşmesi ve milli sanayimizin yıkılmasını hızlandıran başlıca etken batılılaşmak olayı olmuştur. Batı kurumlarının üstün körü ve ancak bir parti, cemiyet hegomanyasını yaşatacak biçimde iktibas edildiği bir vakıadır. Zamanımız sosyal ekonomik sistemlerinin ne mutlak ne de evrensel olduğu yalanına inanmıyoruz. Zamanımız ne kapitalizm ne sosyalizm ne de başka izmler insanlığın nihai amacı olamazlar. Ne parti devletinin ne de şirketlerin köleliğine evet demiyoruz. 

15. Emperyalist roma hukukunun kalıntıları üzerinde emperyalist batı hukukunun gölgesinde milli bir kalkınma hareketinden bahsetmenin abes olduğu kanaatindeyiz. Nihai olarak bu durum kapitalist bir yolla kalkınmaya evet demek anlamına gelir. kapitalistleşme safhasının halk kitlelerine müslüman halk kitlelerine benimsetilmesi ve modern bir protestanlık hareketi haline dönüşmesi anlamına gelir. Milli inkılabın hedefinden sapması yozlaşması kapitalist düzenin benimsetilmesi anlamına gelir ki milli ve tarihi inançlarımıza ters bir durumdur. İttifakları sadece askeri teknik ekonomik iş birliği zemini olarak kabul ediyoruz. İttifakların politik, kültürel ve ekonomik yayılma vasıtası haline getirilmesine  şiddetle karşıyız ve hali hazırdaki durum ittifakların Türkiye aleyhine çok kere bir yayılma vasıtası olarak kullanıldığını göstermektedir.

16. Ortak pazara siyasi bir organizasyon ve toplum olarak katılmaya diliyorsa Türk milleti karar vermelidir ve bu doğrudan doğruya referandum yoluyla Türk milletine sorulmalıdır. 

17. Kültür çok uzun bir tarih birikimidir. Bir millet eğer milletse kendini var kılan kültürü ile bağlarını kopararak hiç bir maceraya atılamaz. Türkiye’nin bekası bakımından siyasi istiklalleri bulunmayan geniş Türk kesimiyle dil ve kültür birliğinin sağlanması şarttır. Türk diline bugün yapılan suikasttır. Sadece Türkiye’de nesiller arası bir uçurum meydana getirmekle kalmadığı, dünya Türkleri arasında da kapatılması imkansız bir uçurumu meydana getirdiğini tesbit zaruretindeyiz ve  Türk diline suikast sadece bir cehalet eseri değil aynı zamanda Türk kültür birliğini parçalamaya matuf bir saldırıdır. ABD, Fransız, Alman, İngiliz, Rus, Bulgar, Rum etkileri üzerinde Türk milletini yeniden düşünmeye çağırıyoruz.

18. Dilin, ilmin, adaletin, devletin ve dinin saygıdeğerliği muhteremliği korunmalıdır.  Adalet, ilim gündelik politikaya sokulmamalı, araç haline getirilmemelidir. İnsanlığın gelişmesinin son safhasında tarihi müslüman Türk kültür ve medeniyetinin nihai genel ve mutlak bir sistem olarak insanlık tarafından da benimseneceğine inanıyoruz. İnsanlığın gelişmesi ölçüsünde milli ve tarihi kültürümüzün saadet ilerleme ve huzur sağlayan tek sistem olduğu anlaşılacaktır. 

Bu daveti Türk milleti kabul etmeli, ona inanmalı ve benimsemelidir. 
Böylece ancak böylece geleceğin dünyasının mimarı olabilir. 
Bu onun mahalli değil ama cihan şumul yeni hükümranlığı için bir başlangıç olacaktır. Tarih bu misyonu müslüman Türk milletine vermiştir. 
Bir yüceliş hareketi vasıtaların ve gücün mekanik birliği ile sağlanamaz.  Bir yüceliş hareketi önce insanda derin bir değişiklik meydana getirerek  onda tam bir inkılap meydana getirerek sosyal bir enerji hasıl eder. Dağları devirecek bir iman , ulvi hedeflere yönelmek şarttır. Hayatın ulvi gayesi asıl amacı için meşekkatlere, sıkıntılara, imkanlara , imkanszlıklara, zenginliklere, fakirliklere aldırmayan bir inanç inkılabı,  ahlak inkılabı şarttır.

Aykut Edibali
15 Haziran 1978
Ankara