O gün beni 13.30’dan gece 00.30’a kadar devamlı sorgulamaya tuttu. Tam 11 saat... Düşünün bir kere, 11 saat yemek yemeden aç, susuz olarak, kuru bir sandalye üzerinde beni sorgulamaya tuttu.

Zihnimizi Kurtarmadan Geleceği Kuramayız!
Zihnimizi Kurtarmadan Geleceği Kuramayız!
İçeriği Görüntüle

Ben 16 sene milletvekilliği yapmış insanım. Genel seçimlere girdim, oy aldım ve milletvekili oldum. Bir partinin uzun seneler genel başkanlığında bulundum. Türkiye Cumhuriyetinin başbakan yardımcılığını yaptım. Ondan önce de Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kurmay Albaylık rütbesine kadar çıktım. Senelerce hizmetlerim oldu. Yaşım da bir hayli ileri, yâni yaşlı bir insan durumundayım. Böyle bir insanın 11 saat aç, susuz bir şekilde sorguya çekilmesi ne demektir?

Sorgulama da, altı üstünü tutmayan sözler… Şimdi onları anlatacağım misâllerle. Zor durumda kaldığım zaman, yâni tuvalet ihtiyacım olduğu zaman, nöbetçilerle beni şeye götürürlerdi. İhtiyacımı gördükten sonra yine gelirdim ve beni yine o kuru sandalyenin üzerine oturttururdu. 11 saat onun saçmalıklarını dinledim, durdum. Saçmalıklarda bulundu.

Kanunsuzluk yaptı 11 saat boyunca. Güyâ beni sorguya çekiyordu. MHP, anayasaya göre kurulmuş, meşru bir siyasî parti. Ben de o siyasî partinin genel başkanlığını yaptım. Tabii bu parti, siyasî görüşlerini bildiri hâlinde yayınlamıştır. Teşkilâtlarına genelgeler göndermiştir. Partinin bütün dosyalarını elde etmiş. Şimdi alıyor genelgelerden birisini eline, yazının baş tarafını açık bırakıyor. Aşağı kısmını başka bir kâğıtla kapalı tutuyor. Başındaki başlığı gösteriyor bana, “ Bunu siz mi yazdınız?” ., diye soruyor. Halbûki usûl kanununda böyle bir şey yok. Usûl kanununda, soruşturmada, eğer bir belge hakkında bir bilgi alınmak isteniyorsa, belge, olduğu gibi sanığa verilir. Sanık onu okur, bakar, inceler ve ona göre sorgulama yapılır. Sanığa sorulur, bu belgeyi siz mi yazdınız, denilir meselâ. Sanık da, ben yazdım veya ben yazmadım, der. Ondan sonra sorgulama derinleştirilir.

Şimdi bir kere usûle aykırı olarak, altını kapatıyor. Üstte bir yazı var, el yazısı falan. Bunu gösteriyor, bu yazı sizin mi?, diyor. Yâhut bu belgeyi siz mi yazdınız?, diye soruyor. Veyahut belgenin üstünü kapatıyor, alt tarafta imza yerini açıyor, bu imza sizin imzanız mı?, diyor. Gene belgenin orta yerinde herhangi bir paragrafı gösteriyor. Okumamı, ne demek istediğimi, o belgeyi yazıp yazmadığımı soruyor. Yani bilmece çözer gibi... Bunlar, sorgu tutanakları okunduğu zaman, incelendiği zaman kolayca görülür, anlaşılır yaptığı usûlsüzlükler. Kendisi işlediği bu usûlsüzlükleri aynen tutanaklara işletmiştir.

Yardımcısı gelince durumu farketmiş ve yaptığının usülsüz olduğunu, eğilip kulağına söylemiştir. Onun üzerine ikinci defa, tekrar o belgeleri açık bir şekilde elime vererek, gerçek bir şekilde sorgulamasına gitmiştir. Ama sorgu tutanaklarına bunlar geçti. Hepsi belli bunların, ilk yaptığı sorgu belli, ikincisi de belli. Karşımdaki adam bu! Güyâ beni sorguya çekiyor!”

Alparslan Türkeş, anlatmaya devam ediyor. Sanki o günleri tekrar yaşıyormuş gibi., Yaşı yetmişe ulaşmasına rağmen hâlâ dinç, hâlâ gür sesli. Arada sırada yerinden doğruluyor, sesini yükseltiyor, sorgulamayı anlatıyor...


(Kaynak: 1 Ekim 1987 tarihli Türkiye gazetesinde Yavuz Selim röportajı)