Yahu biz Türk’üz. Ne diye orasından burasından çekiştirip duruyorsunuz? Yok değiştirilemez madde olmazmış, yok Türk değil Türkiyeli imiş filan. Biz Türk’üz kardeşim. Anamız Türk, babamız Türk. Dilimiz Türk, tarihimiz Türk. İktidardakiler ve ortakları! Ne diye orasından burasından çekiştiriyorsunuz? Muhalefettekiler! Ne diye susuyorsunuz? 

Bir tek Ümit Özdağ mı konuşacak? Sadece Arslan Bulut mu yazacak? Arabı marabı ne diye dolduruyorsunuz ülkemize? Suriyeli gitsin, ülkesinde yaşasın! Orada güzel güzel Arapça da konuşur, Arap kızlarıyla da, Arap oğlanlarıyla da evlenir. 

Onlar muhacir, biz ensarmışız. En büyük bühtanı 622 yılının o şanlı muhacirlerine yapıyorsunuz. 
*Onların içinde Hazreti Muhammed var, Ebubekir var, Ömer var. Hazreti Ali var. Şu kaçıp gelenleri onlara benzetmek en büyük bühtan değil mi? Hem onlar, başka dil konuşulan bir yere göç etmediler ki. Mekke’den Medine’ye göçmüşler, analarının dilini de konuşmaya devam etmişlerdi. 

Yahu biz Türk’üz. Tarihimiz de, dilimiz de, şarkılarımız da, türkülerimiz de Türk. Şu Selanik türküsüne bakar mısınız?

Selanik içinde sela okunur / Selanın sedası cana dokunur. 

Bu Bir Anma Değil Yaşayan Çınara Vefa Günüdür Bu Bir Anma Değil Yaşayan Çınara Vefa Günüdür

Sedanın cana dokunması. Benim dilimde, Türk’ün dilinde yanık ve hüzünlü sesler cana dokunur, kalbi titretir. Bu türküyü söyleyen Selanikli de, Aydınlı da, Maraşlı da Türk’tür bre! 

Selanın sedası bre dostlar, cana dokunur / Gümüş kazma ile mezar kazılır / Aman ölüm, zalim ölüm, üç gün ara ver / Al başımdan bu sevdayı, götür yara ver. 

Bu türküyü söyleyenler Türk’tür bre dostlar! İktidardakiler ve ortakları! Andımızdan ne istediniz? Türk’üm, doğruyum, çalışkanım… 
Türk değil misiniz? Doğru değil misiniz? Çalışkan olmak istemiyor musunuz?

Üsküp’ü, Kosova’yı gezdim, Türk’ü gördüm. Azerbaycan’ı gezdim, Türk’ü gördüm. Türkmen’e, Özbek’e, Kazak’a, Kırgız’a, Uygur’a, Tatar’a… baktım, Türk’ü gördüm. Bakü’den döndüm, Azerbaycan Kültür Derneği ile Kırım Derneği’nin düzenlediği “Kuruluşunun 100. Yılında Cumhuriyet Şöleni”ne gittim. Karabağ, Can Karabağ’ı dinledim, Laleler’i dinledim; Kırım Cıyın (topluluk) grubunun rakslarını seyrettim. Çökertme’ye kulak saldım:

Gidelim, gidelim Halil’im Çökertme’ye varalım / Kolcular gelirse Halil’im, nerelere kaçalım / Teslim olmayalım Halil’im, aman kurşun sıkalım // Burası da Aspat değil Halil’im, aman Bitez Yalısı / Ciğerime ateş sardı telli kurşun yarası. 
Türküdeki kolcular memleketimin kolcularıydı. Şimdi Arap’ın, Afgan’ın, Pakistanlının insafına kaldık. Biz de Halil’e seslenip “nerelere kaçalım” mı diyeceğiz? Ya İbram Çavuş, onu kime emanet edeceğiz? 
Muğla da, Yozgat da, Rize de, Urfa da Türk’tür bre, Türk yurdudur. İktidardakiler ve ortakları! Anayasa manayasa, Türkiye vatandaşlığı filan… 
Türk’ün ülkesinde Türk’e meydan okumayı bırakın, biz Türk’üz bre! 

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun
24 Haziran

Editör: Kerim Öztürk