Türkiye’deki parçalanmış, kokuşmuş ve çatışmacı siyasi ortamından kurtuluşun yolu, başarılı olması için en önemli unsur, ‘’evvela Türk milletine sarsılan ortak değerlerini ve zayıflayan birlik ve beraberlik ruhunu kazandırmak, sonra da çöken, güven vermeyen devlet ve hukuk düzenini kurmaktır. İdeolojik körlükten kurtulup Türkiye’nin ulusal çıkarlarının yönünü tayin etmek ve sorunlara akılcı çözümler üretmek yeteneğine kavuşmaktır. Umutsuzluğa kapılmadan ‘’Atatürk’ün dediği gibi, Milletin istiklalini, yine milletin az-mü kararı kurtaracaktır’’sözünü eyleme geçirmektir. Türkiye’ye karşı yürütülen fiili saldırılara karşı akılcı hareket tarzı ‘’çözüm’’ inisiyatifinden vazgeçmemek, fakat bunu aktif bir terörle mücadele stratejisiyle birlikte yürütmektir.
Türkiye’nin, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanındaki eksikliklerini gidererek, hiçbir ayrımcılığın olmayacağı ve tüm vatandaşların eşit hukuku paylaşacağı bir demokratik sistem inşa etmek olmalıdır. Yönetimlerde ‘’adalet ruhu’’ kutsiyet kazanmalıdır.
Durum endişe vericidir. Çünkü terörden siyasi ikbal bekleyen siyasetçiler var… Siyasete, demokrasiye, ekonomiye, adalete güvensizlikten beslenenler var…
Kandan beslenen, ancak barış ve kardeşlik sözünü dillerinden düşürmeyen odaklar, devletimizin tüm kurumlarına ve teşkilatımızın kılcallarına giren örgütle de kol kola girerek ihanetle buluşan paralelcilerden söz ediliyor…
Öyle ki, küresel ölçekte fitne, fesat ve çıkar amaçlı sergilenen büyük bir savaştan ülkemiz de etkilenmektedir ve malum terörün ortasındadır. Asırlardır kardeş olmuş, komşu olmuş, dost olmuş, elleri birbirine kavuşmuş Türk Milleti birbirine düşürülmek istenmektedir. Buna karşılık bize düşen güzel yurdumuza fitne ve fesat tohumları ekmeye çalışan odaklara hiçbir zaman fırsat tanımamaktır. Bu büyük ve insafsız oyuna karşı her daim basiretli olmaktır. Kararlı davranmaktır. Gün, birbirimize kenetlenme günüdür. Gün, kardeşliğimizi perçinleme günüdür. Gün, birbirimizin gözyaşına ortak olma günüdür. Gün, vahşete ve teröre karşı uyanık olma günüdür. Gün dayanışma günüdür, dirlik günüdür. Türk Milleti geçmişte olduğu gibi bugün de bütün bu badireleri sebatla, metanetle, sağduyu ile aşacak güçtedir. Biliyor ve inanıyoruz ki tarih boyunca yaşattığımız yüce değerler etrafında kenetlendiğimiz müddetçe hiçbir güç birliğimizi, dirliğimizi ve huzurumuzu bozamayacaktır. Daha güçlü ve huzurlu bir geleceğe bu birlik ve beraberliğimizle ulaşabileceğimizi unutmamalıyız.
Ülkemizde yaşanan müessif hadiseler sebebiyle, kardeşlik duygularımızın ve gönüllerimizin onulmaz yaralar almasına izin vermemeliyiz. Yüzlerce yıl gönülleri bir, zihinleri bir, gayeleri bir kardeşlerin arasına ayrılık- gayrilik tohumları atılmasına asla müsaade etmemeliyiz. Birbirine ülfet, muhabbet, samimiyet, ünsiyet beslemesi gereken gönüller, hırs, menfaat, bencillik, kin ve intikam ateşiyle kavrulmamalıdır. Yüreklerimizi dağlayacak, birlik ve dirliğimizi bozacak fitne ve fesat ateşleri körüklenmemelidir.
Türkler ve Kürtler hep iç içe yaşadılar, kız aldılar/ verdiler, akrabadırlar, aynı dinin mensuplarıdırlar. Türk Milleti adı altında tarihte var oldular. Türkler bu toprakları ne Kürtlerden aldı, ne de Kürtlerle aldı. Türk Milleti adıyla aldı. Tarihi vesikalar ortada. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir Türk İmparatorluğu olan Osmanlının devamı olduğu tarihi bir gerçek ortada iken yönetim kadrolarına diyeceğimiz sözümüz olmalı:
‘’Devlet adabı ve yönetiminden, içinde bulunduğu tarih ve kültürden habersiz, her şeye ticari kafa ile bakmanın sonucudur bu yaşananlar’’ dersek. Hayır diyebilir misiniz?
Ve unutmayalım ki 6 asır süren ecdadımız Osmanlı imparatorluğunun mevcudiyetindeki asıl unsur, farklılıkları kaşıyan değil birleştiren, ayrılıkları kışkırtan değil bütünleştiren, kimlikleri tahrik eden değil millet kimliğinde barındıran, dirliği ve düzeni bozmaya kalkışana dersini veren bir yönetim tarzı anlayışının bozulmaya başlaması gerileme devrinin de başlangıcı oldu.
Kendine yabancılaşmamış, milli değerlerini içselleştirmiş (dindar ya da değil, gerçek kimliğini gizleyerek ırkçılıkla suçlama şovuna soyunanların değil ) varoluş ıstırabıyla yoğrulan ‘’can’’lara ne kadar da ihtiyacımız var. Millet olarak bu netameli ve yaşlı coğrafyada güçlü kalmanın, ebedi kalmanın reçetesi, bir bilgenin ifadesiyle ‘’Birleyerek Oluşalım’’ ifadesinde billurlaşır, gerçek yerini alır.
Bu reçete,’’Türk Ulusal Kimliğinin’’ reçetesidir.

A. Kemal GÜL (06.08.2022)