Uzun süredir “Ana dille eğitim yapılmalı” diyerek Kürtçe eğitimi savunan DEVA Partisi yöneticileri, son günlerde bu konuda bir adım geri atarak Kürtçenin zorunlu bir ders olarak okutulmasını savunuyorlar. Bunun gerekçesini de şöyle açıklıyorlar: “Kürtçeyi zorunlu bir ders olarak okutmazsanız, seçmeli olsa bile Kürtçenin muhafaza edilmesi çok zor, neredeyse imkansız.” Böylece “yabancı dil eğitimi” tartışılırken, gündeme bir de “ana dil eğitimi veya öğretimi” tartışması girmiş bulunmaktadır.

Dil, millete kimliğini kazandıran ve milli varlığını koruyan en önemli unsurdur. Milli dil, millî birliğin altyapısını oluşturur. Milli duygu ile dil arasında önemli bir bağ vardır. Milli dil, milli kültürü ve bizi biz yapan değerleri geçmişten geleceğe taşıyan en önemli araçtır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vatanı düşman işgalinden kurtarıp bağımsızlığımızı kazandırdıktan sonra en büyük savaşı, dilimizi bağımsızlığına kavuşturma yönünde vermiştir. Bunun için dilimizdeki doğu ve batı kökenli yabancı kelimelerin ve dil kurallarının temizlenmesini istemiştir. Türk Dil Kurumu’nu hayata geçirerek ve Türk Dili Kongreleri toplayarak, bu savaşı bilimsel ve kurumsal bir zemine oturtmaya çalışmıştır. Çünkü, Atatürk, Türk milletinin milli birlik, beraberlik ve bütünlüğünün millî dille sağlanacağını, milli kimlik ve varlığın milli dille korunacağını biliyordu.

İşte Dersim Gerçeği İşte Dersim Gerçeği

Mütareke ve İstiklâl Savaşı yıllarında Millî Mücadele’ye ve Kuvayı Milliye’ye karşı çıkan, kurtuluşu Amerikan ve İngiliz mandasında gören kafalar, bugün de birçok alanda olduğu gibi dil alanında da karşımıza çıkmaktadırlar. Bu zihniyettekiler, “Türkçe bilim yapma yeterliliğine sahip değildir, bunun için yabancı dille eğitim yapmak gerekir” diyorlar. Yabancı dille yapılan eğitimin, bize uluslararası mesleki ve akademik hayatın kapılarını açacağını savunuyorlar. Bazı iyi niyetliler de, “yabancı dil öğretimi” ile “yabancı dil eğitimi”ni birbirine karıştırdıkları için, yabancı dille eğitim yandaşlığı yapıyorlar.

Bu yüzden, toplumumuzda yıllardır “yabancı dil öğretimi mi” “yabancı dille eğitim mi”, “ana dil öğretimi mi” “ana dille eğitim mi” konusu tartışılıyor. Her tartışma konusu gibi bu konu da, siyasi ve ideolojik zemine çekiliyor. Halbuki konu, bilimsel ve pedagojik zeminde ele alınmalı, bilimsel verilerle değerlendirilmelidir. Bir defa bu tartışmayı yapanlar, her şeyden önce buradaki “öğretim” ve “eğitim” kavramlarının işlevlerinin tamamen birbirinden farklı olduğunu göz ardı ediyorlar. Öğretim(talim); belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işidir. Eğitim(terbiye) ise, bir insanın toplum yaşayışına uyumunu sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmeleri ve kişiliklerini geliştirmeleri için yapılan çalışmaların bütünüdür.

Eğitim ve öğretim kavramlarının aralarındaki bu büyük anlam farkına baktığımızda yapılan tartışmanın ne kadar anlamsız olduğu ortaya çıkar. Bizim çocuklarımızı ve gençlerimizi kendi toplum hayatımızın şartlarına göre eğitmemiz, ülkenin ve çağın gereklerine göre öğretmemiz gerekir. Atatürk gibi, Gökalp gibi biz de, “yabancılaşmadan çağdaşlaşma” ilkesini benimsemeliyiz. Bunun da yolu, sağlam bir milli dil eğitiminden geçer.

Birey olmak, bağımsız düşünmeye bağlıdır. Bağımsız düşünce, bağımsız dille sağlanabilir. Çünkü, dille düşünce arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Dil, birey olmanın, milli kimlik kazanmanın ilk unsurudur. Ama bu dil, yabancı bir dil veya ana dil değil, resmi/milli dildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili, Türkçe’dir. Bu husus Anayasamızda da belirtilmiş ve değiştirilemeyeceği güvence altına alınmıştır. Sadece yabancı dille veya ana dille düşünmeye çalışmak, o dili konuşan insanların düşünce çerçevesini, tarzını, altyapısını, kültürünü benimseme sonucunu doğurur. Bu da, milli kimlikten uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya yol açar. Bunun için diyoruz ki, bir insan ancak resmi/milli diliyle eğitim yapabilir.

Bilişim, iletişim ve ulaşım alanındaki hızlı gelişmeler, dünyamızda hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecini başlamıştır. Bilginin hızla geliştiği ve yaygınlaştığı bu “Bilgi çağı”nda, bir “Bilgi toplumu” haline gelen küreselleşen dünyada, insanlarımızın uluslararası ilişkiler kurabilmesi, gelişmiş ülkelerin insanları ile rekabet etmesi iyi bir veya birkaç yabancı dil öğrenmelerine bağlıdır. Bunlar da, ilişki kurulacak ülkelere göre değişkendir. Fakat, insanımızın küreselleşme buhranı ve bunalımları arasında millî varlık ve kimliklerini korumaları için, yabancı dilleri, anadilleri, resmi/milli dilin önüne geçirmemeleri gerekir. Yabancı dille eğitim yaparsak, kendi dilimizle bilim yapılamayacağını kabul etmiş ve dilimizin gelişimini de önlemiş oluruz.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde de yabancı dille veya ana dille eğitim yoktur. Yabancı dille eğitim, ancak müstemleke veya işgal altındaki ülkelerde, ana dille eğitim, ancak federasyonlarda geçerli bir eğitim şeklidir. Ana dille öğretim, bir insanlık hakkıdır. Herkes doğal alarak anne babasından ana dilini öğrenecek ve günlük hayatında kullanacaktır. Mevzuatımızda şu anda bu konuda hiçbir engel bulunmamaktadır. Ana dilin öğretimi konusunda da devletimiz, 2000’li yılların başında Kürtçe dershane açılmasına ve Kürtçenin okullarımızda seçmeli ders olarak okutulmasına için verilmiştir. Kürtçe öğretmeni yetiştirmek için Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü’nde Kürdoloji Bölümü açılmıştır. Bu serbestlikten sonra açılan dershaneler ve seçmeli dersler, yeterli talep olmadığı için birer birer kapatılmıştır. Bu durum, bu konuda toplumda geniş bir talep olmadığını, Türkiye’nin milli birliğini bozmak isteyen odaklar tarafından böyle bir talep varmış izleniminin uyandırılmak istendiğini ortaya koymuştur.

Amerika’da eğitim gören ve orada “en genç profesör” unvanını kazanan Oktay Sinanoğlu’nun yıllardır devam eden “Yabancı dille bilim yapılmaz. Türkiye’nin bilim dili Türkçe olmalıdır” yönündeki makale, kitap ve konferanslarla sürdürdüğü mücadelenin yavaş yavaş meyvesini vermekte olduğunu görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Son birkaç Millî Eğitim Şûrasında da bu yönde kararlar alınmıştır. Yapılacak şey, uluslararası anlaşmalarla yabancı dille eğitim yapmasına izin verilen eğitim kurumlarının dışındaki bütün eğitim kurumlarımızda eğitim, Türkçe yapılmalıdır.

Sonuç olarak diyorum ki, bir ülkenin bilim ve eğitim dili, resmi/milli dilidir. “Yabancı dil ve ana dil öğretimi”ne sonuna kadar “Evet!”, “Yabancı dille ve ana dille eğitim”e sonuna kadar “Hayır!” diyoruz. Parolamız “ Yabancı dille, ana dille eğitim değil, resmi/milli dille eğitim” olmalıdır. Unutmayalım, “Türkçe eğitim biterse, Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğü biter.” Bu konuda uyanık olalım ve bu tür taleplere karşı çıkalım. “Ana dille eğitim” isteyenleri de –iyi niyetli iseler- bu yanlıştan dönmelerini bekliyoruz.

Dr. Sakin ÖNER - Aydınlar Ocağı

Editör: Kerim Öztürk