"Açıkça görülüyor ki Yeni Anayasa isteyenler Lozan’a karşı Sevr özlemi içinde olanlardır. Yalnız, iktidar veya muhalefet bünyesinde hangi kılığa bürünürlerse bürünsünler, Türk Milleti’nin iradesini hiçbir güç kıramayacaktır." ifademe "Türk Milleti mi kaldı?" veya "Türk Milleti, bugünkü duruma kendi tercihleri sonucunda geldi" diye cevap verenler oldu.

Bu tür yaklaşımlarda bulunmak kasıtlı değilse, milleti tanımamak demektir...

Çünkü bir milletin kararı, tek tek bireylerin kararı ile oluşur. O bireylerin iradesi güçlü ise milletin iradesi haline gelebilir. Dolayısıyla, kimse kendi gücünü ve potansiyelini küçümsememelidir.

***

Diğer taraftan klasik devlet yöntemleriyle yani yasama, yürütme ve yargı erkleri marifetiyle şimdiki küresel boyutlu projeli saldırıların hakkından gelmek mümkün değildir. Küresel saldırı, ticaret ordularıyla, sermaye ordularıyla, bilgi ordularıyla, kültür ordularıyla, medya ordularıyla yapılıyor. Ulus devletler ise önce polis ve asker marifetiyle bu saldırıları önlemeye çalışıyor, yetmeyince yargı devreye giriyor, yetmeyince yasalar çıkartılıyor.

Ulus devletler yine de aciz kalıyor. Çünkü yasama, yürütme ve yargı kurumları hatta ordular bile kurulan örümcek ağından etkileniyor, hatta ağın bir parçası haline geliyor.

Aslında, milletin varlığına yönelik küresel saldırıya karşı küresel savunma gerekir. Çünkü saldırı, bütün ulus devletlere yöneliktir.

Türkiye'nin yoğun bir küresel baskı altında bulunmasının sebebini ABD’nin eski Başkanı Clinton, TBMM’de yaptığı konuşmada açıklamıştı. Clinton, 20. yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinin belirlediğini gelecek yüzyılın da Türkiye’nin kendi geleceğini, bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına göre şekilleneceğini söylemişti...

Türkiye de Osmanlı gibi içerden teslim alınırsa, Avrasya direnemeyecek ve mazlum milletlerin kaleleri birer birer düşecektir!

***

Türkiye’de asıl sorun, Müslümanlığın ve Milliyetçiliğin bile istikametini kaybetmesi, yani iç cephenin de ele geçirilmesidir.

Atatürk, savaş devam ederken bile "Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği bir cephedir. Görünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir.

Milli egemenliğimiz kaldı mı? Milli egemenliğimiz kaldı mı?

Fakat bu durum hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren iç cephenin çöküşüdür.

Bu gerçeği bizden çok daha iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarı da sağlamışlardır.”

“Gerçekten, ‘kaleyi içinden almak’ dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu maksadı gerçekleştirmek için içimize kadar sokulabilen bozguncu mikropların ve ajanların varlığını iddia etmek yerindedir.

Meclis’in zihniyeti, çalışmaları ve durumu düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına imkân ve ihtimal yoktur. Meclis’te bir veya birkaç üyenin karamsarlık telkin eden sözlerinden bile aleyhimizde yararlanma çareleri aranmakta olduğuna şüphe edilmemelidir." diyordu...

***

Namık Kemal ise milletin zaaf içine düşmesinden umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini söylüyordu:

“Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir

Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

Kaza her feyzini her lütfunu bir vakt için saklar

Fütur etme sakın milletteki za’f u betaetten

Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet

Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten.”

Ve başka bir şiirini de şöyle bitirmiştir:

"Ecdadımızın heybeti maruf-ı cihandır

Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır."

Arslan BULUT - Yeniçağ

Editör: Kerim Öztürk