Önemine binaen pazar yazıları-2
Haftalardır Türkiye'nin gündemini meşgul eden fon krizini yalnızca finansal işlemler, denetim zaafları ve yatırımcı mağduriyetleri üzerinden değerlendirmek, meselenin arkasındaki zihniyeti gözden kaçırmamıza neden olabilir. Çünkü ekonomik krizlerin görünen sonuçları kadar, onları hazırlayan siyasi tercihler ve düşünce kalıpları da önemlidir.
16 Ekim 2026 tarihinde TİM toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sermaye piyasalarına ilişkin açıklamaları, bu bakımdan dikkat çekiciydi.
Sayın Erdoğan, sermaye piyasalarının tasarruf sahipleriyle reel sektör arasında bir finansman köprüsü kurduğunu belirterek bu köprünün “borç oluşturmadan, ortaklığa dayalı ve FAİZSİZ bir şekilde” kurulabilmesini ayrıca değerli bulduğunu ifade etti.
Peki, bu yaklaşım bize ne anlatıyor?
Bana göre bu açıklama, fon krizinin arkasındaki zihniyeti sorgulamamız için önemli bir ipucu sunuyor.
NASS'tan fon krizine uzanan ekonomik mekanizma
Hatırlayalım: Cumhurbaşkanı, 2021 yılında “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” yaklaşımını savunmuş, “Nas ortada iken sana bana ne oluyor” diyerek faiz karşıtlığını ekonomi politikasının gerekçelerinden biri hâline getirmişti.
Oysa ekonomik gerçeklikler, siyasi iradenin dini veya ideolojik temennilerinden bağımsız işleyen mekanizmalara sahiptir. Faiz oranlarını düşürmek, tek başına enflasyonu düşürmediği gibi tasarrufların satın alma gücünü korumaya da yetmez.
Yüksek enflasyonun ve Türk lirasındaki değer kaybının yaşandığı bir ortamda tasarruf sahipleri, birikimlerini koruyabilmek için daha yüksek getiri arayışına girebilir. Bu arayış, yüksek getiri vaat eden finansal ürünlere yönelimi ve risk alma eğilimini artırabilir.
İşte NASS politikası ile fon krizi arasındaki olası dolaylı bağlantı burada ortaya çıkıyor: Ekonomik gerçeklikleri ideolojik kabullerle yönetme ısrarı, tasarruf sahibini daha yüksek getiri arayışına iten koşulları ağırlaştırmış olabilir.
Elbette bu tespit, fon krizinin tek nedeninin faiz politikası olduğu anlamına gelmez. Faizsiz finansman modelleri de kendi başlarına kriz nedeni değildir. Asıl sorun, hangi finansman modeli uygulanırsa uygulansın, risklerin doğru fiyatlandırılmaması, denetimin yetersiz kalması ve sorumluların hesap vermemesidir.
Faizsiz olmak, güvenli olmak demek değildir!
Cumhurbaşkanı'nın 16 Ekim tarihli açıklaması, faizsiz finansman idealinin sermaye piyasalarına ilişkin siyasi söylemdeki önemini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak bir finansal aracın faizsiz olması, onu risksiz hâle getirmez. Ortaklığa dayalı finansman da yatırımcıyı manipülasyondan, kötüye kullanımdan veya yetersiz denetimden kendiliğinden korumaz.
Kamuoyuna yansıyan fon tasfiyeleri ve 455.768 yatırımcıya ilişkin mağduriyet rakamı, artık şu soruların cevabını aramamızı gerektiriyor: Teşvik edilen finansal piyasalar hangi risklerle büyüdü? Denetim mekanizmaları neden yeterince etkili olamadı? Şüpheli işlemler karşısında neden zamanında ve etkili önlemler alınamadı?
20 Eylül 2026 tarihli “BELKİ DE BAŞKA BİR SENARYO VARDI!” başlıklı yazımda bu çelişkiye sadece ben dikkat çekmiştim. Cumhurbaşkanı'nın son açıklaması, faizsiz finansman anlayışının sermaye piyasalarına verilen önemdeki yerini teyit ediyor. Ancak krizin doğrudan bu politikadan kaynaklandığını kanıtlamıyor. Bunun için somut işlemlerin, kararların ve denetim süreçlerinin ayrıca incelenmesi gerekiyor.
İyi niyet, sorumluluğu ortadan kaldırmaz!
Ekonomik yönetimde inanç, ideolojik tercih ve iyi niyet; maddi gerçekliklerin yerine geçirilemez. Bir politikanın ahlaki bakımdan doğru olduğuna inanmak, onun ekonomik bakımdan doğru sonuçlar vereceğini garanti etmez.
Cumhurbaşkanı'nın enflasyon ve finansal istikrar gibi somut sorunlar karşısında aynı NASS yaklaşımını sürdürmesi, bu nedenle ciddi bir sorgulamayı gerektiriyor.
Devlet yönetiminde temenniler değil sonuçlar, niyet beyanları değil hesap verebilirlik esastır.
Fon krizinin bütün yönleri aydınlatılmalı; yatırımcıların hakları korunmalı, denetim zaaflarının ve varsa ihlallerin sorumluları hukuk çerçevesinde hesap vermelidir.
Çünkü kaybedilen yalnızca para değildir. Toplumun ekonomik sisteme duyduğu güven de zarar görmektedir.
Ekonomik gerçeklikleri ideolojik kabullerle değiştiremezsiniz. NASS politikasıyla enflasyonu yönetemediğiniz gibi, faizsiz finansman söylemiyle de yüzbinlerce insanın dolandırılmasına sebep olan finansal riskleri ortadan kaldıramazsınız. İyi niyet, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; siyasi irade de bu vahim sonuçların hesabından kaçamaz!
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü



