Gümüşhane’de yayınlanan Şehrengiz dergisi Kürtün Kırgeriş köyü sakinlerinden ahşap ustası ile yapılan röportajı yayınladı.

Dergideki satırları okudukça gözyaşlarına boğulmamak mümkün değil. İşte Hayri Düzgün amcanın insanı hüzünlendiren ifadeleri, Kırgeriş köylüsünün çilesi ve köyün sınırlarının değişmesi ve topraklarının Trabzon Şalpazarı’na verilmesi tartışmasına son noktayı koymuştur.

Bu ifadelerin ciddiye dikkate alınması bu amcanın çile, emek, alın teri ve köyünü, hakkını, hukukuna saygının gereğidir. Bu ifadeleri dikkate almayanlar iki cihanda çok ağır vebal altında ve hakta kalır.

Siyasi kararlar insanların devletine sadakat adalet ve vefa duygusunu zedelememeli, aşındırmamalı çünkü bu değerler var olma sebebimizdir.

İşte o köyün sınırı, hakkı, hukuku bu insanların çilesi, gözyaşı, anısı ile şekillenmelidir. Hiç kimse hatalı kararlarla bu anılara, yaşanmışlıklara pişmiş aşa su katamaz. Komşusu, komşu köylüsü veya aynı milletin insanlarının huzurunu bozamaz. O insanlar köyü, ülkesi yaşadığı köyün sınırları için herkes her türlü bedeli ödemiştir. İşte gözyaşına boğularak okuyacağınız röportajdan satırları size arz ediyorum:

“Adım Hayri düzgün 1944’te Kürtün’ün Kırgeliş köyünde doğmuşum. Nüfusa 3 yaş küçük yazdırmışlar. Aslında ellerin yıkılmış dünyasına direk olmaya çalışmasaydım bu kadar yaşlanmazdım. Delikanlı gibi görünürdüm.11 çocuğum vardı. 7 tanesi çeşitli sıkıntılardan vefat etti.
Yaklaşık olarak 54-55 seneden beridir yapıyorum. İlkokul 4.sınıftaydım. Babam da bu işi yapıyordu dedem de. Bu işe başlamamın sebebi tabi ki fakirlik bizi çökertti. Buralarda ekin ekmek bulunmuyordu. Beş kara Batman Mısır, bir got kadar da fasulyeyi sırtımda, Şalpazarı’ndan yata yata yarı aç yarı tok 3 günde buraya getirir etrafıma yedirirdim. Böyle fakirlikler gördük, yaşadık. O yüzden bu işi yapmaktan başka çarem yoktu.
Bunun dışında kara duvar ustalığı da yapardım. Üç beş kuruş da oradan kazanıp geçinmeye çalışırdım. Doğru düzgün evim de yoktu. Derme çatma bir kulübe yaptım. Eşimle ve çocuklarımla orada kalıyorduk. 1 ve 2,5 yaşlarında iki oğlum vardı. Yatağımız talaştandı. Üstüne bir çul sererdik. Üstümüze de iki çul örter, çocuklar kucağımızda o şekilde yatardık. Sobayı da yakamazdık kulübe tutuşur diye.

Bir sabah yine uyandık. Yengen buğdaydan helle (un çorbası ) yaptı. Çocukları da kaldıralım dedik ama ikisi de kaskatı donmuştu. Hemen de anlayamadık. İşte kefen bile bulamadık çocuklara. Birinin kefeni eşimin eteği, diğerinin kefeni ise eski şeker çuvallarının beziydi. Böyle kara günler yaşadık. Böyle sefaletler çektik.

Ekmeğimizi kazanmak için dört elle bu mesleğe sarıldık. Başka yolu da yoktu. Başka işler yoktu. Ya ırgat olacaktım ya da uzaklara gidecektim, gidemezdik. Babamın babaannesi zamanında bile varmış, oradan hesap et. Kadın 113 yaşında vefat etmiş. Anlatırdı, biz çocuktuk az çok aklımda o zamanlar buralar işgal altındaymış.1.dünya savaşı varmış. Ruslar buralara kadar gelmiş. Halk çok zulüm görmüş. Onlar çekilip gittikten sonra 1919-1920’li yıllardan itibaren halk geçinmek için bu mesleğe başlamış.”

İnsanların işte kaybettiği o topraklarda acıları, anıları, akıttığı ter, gözyaşı, ödediği ağır bedel oraları kendine köy, ilçe, il ve vatan yaptı.

Ödenen o ağır bedellere saygılı olmak onun gereğini yapmak gerekir. İnsanın yalnızlığını, çaresizliğini, fakirliğini derinden yürekten hissetmek esastır.

Dün cephelerde veya vatan sathında şehadet şerbetini içerek elbisesiyle gömülen şehit askerin kanlı elbisesinin bundan ne farkı var?

1 ve 2,5 yaşındaki iki çocuğun donarak ölmesi sözün bittiği yerdir. İşte o mübarek kanlı elbise ve eşin eteği, şeker torbası kefeniyle kara toprağın bağrında yatanlar vatan, millet ve bizim geleceğimiz için şehit oldular.

Allah hiç kimseye böyle acı vermesin. Bunun siyaseti olmaz. Burada hala parti diyebiliyorsak söz bitmiştir.

Kürtün Kırgeriş, Damlı ve Bağlama köylerinde sınırla ilgili son sözü o iki yavrunun ruhu ve acılı anne babanın yüreği söylemeli. Aksi o yavruları yeniden öldürmek o aileyi ve insanların gözyaşlarına akıtmaktır. Bu yanlışın düzeleceğine inancımız tamdır.

Bu röportajın tamamını ŞEHRENGİZ dergisi 4. sayısı 20 ve 21. sayfasından okuyabilirsiniz.


 

Sabri ŞENEL / 27.12.2021