“Sakarya Savaşı henüz başlamıştı. Anadolu’yu dolaşmak gerekti. Tekerleklerinde, Türk tarihinin yüz yıllarını taşıyan ve Anadolu mücadelesinin en değerli unsuru olan kağnıyla yola çıktık. Ankara-Çankırı arasında, yüksek bir dağ üzerine konmuş bir kuşa benzeyen, Kızılkaya adını taşıyan küçük bir dağ köyüne gelmiştik. Çevremizi hemen küçük çocuklar sardı. Bura halkının bu kadar güzel olduğunu hiç bilmiyordum. Açlık ve yoksulluk renklerini soldurmuş, küçük vücutları, üzerlerindeki paçavraların binbir deliğinden bize bakıyordu. Fakat kumral saçları, beyaz yüzleri o kadar güzeldi ki.

Bir kız çocuğuna soruyoruz: Kızım adın nedir? ‘Ayşe’. Baban var mı? ‘Babam Çanakkale’de şehit oldu’. Şimdi kim bakıyor sana? ‘Annem’. Şimdi annen nerede? ‘Tarlaya gitti ekin zamanıdır’. Bir diğerine: Oğlum senin adın ne? ‘Durmuş’. Baban var mı? ‘Babam İnönü’de şehit oldu.’ Annen var mı? ‘Yok efendim. Bize dayım bakıyordu, o da askere gitti Şimdi ablam bakıyor’. Ablan nerede? ‘Ankara’ya cephane götürdü.’

İnsan ne zaman yaşlanır? İnsan ne zaman yaşlanır?

Çevremizi saran on altı çocuktan hepsinin babası şehitti. Anneleri ya da ablaları, ya tarlayı işliyor ya da orduya yiyecek ve cephane taşıyordu. Biz çocuklarla konuşurken köyden yana, bastonuna dayana dayana yaşlı bir kadın geldi: ‘Nereden geliyorsunuz evladım?’ Ankara’dan. ‘Aman ordudan ne haber?’ Ordumuz çelik gibi anne. Yakında inşallah düşmanı yeneceğiz. ‘Şükürler olsun. Aman burada bazı şeyler söylediler. Allah bizi kahretti diye düşünüyorduk. Kalbime sular serptiniz. Allah sizden razı olsun’. Evladın var mı anne? Yaşlı kadın derin bir ah çekti. ‘Dört oğlum vardı. İkisi Çanakkale’de, biri İnönü’de şehit oldu. Dördüncüsü ordudadır. Yolunu bekliyorum’. İnşallah gazi olur, mutlu olursunuz. Yaşlı kadın derin acı taşıyan bir bakışla : ‘Ben oğlumu düşünmüyorum evladım. Ben (eliyle çocukları göstererek) bu yetimleri ve yaşayacakları bu vatanı düşünüyorum. Allah bunları gavur ayakları altında çiğnetmesin.’ Hepimiz çok etkilenmiş ve üzülmüştük. Çay kahve vermek istediysek de kabul etmedi ve köye doğru yürüyerek, orada kendisini bekleyen ve Ankara’dan bir haber bekledikleri belli olan genç kadınlara doğru gitti...”.

“Kuvayı Milliye Ruhu” Samet Ağaoğlu, Kül.Bak. Yay., 1981, sf.118

Resim : Mermi taşıyan kadınlar tablosu Halil Dikmen 1934

Editör: Kerim Öztürk