Gençler! Güzel Cümleler Kurmak Yetmez, Düşünmeyi Öğrenmeliyiz!
Gençler! Güzel Cümleler Kurmak Yetmez, Düşünmeyi Öğrenmeliyiz!
İçeriği Görüntüle

Fethi ÇAVDAR yazdı...

Fakat Efendiler, Peygamberin vefatı ile her tarafta İslâm dininden dönme (İrtidad) olayları ve ayaklanmalar başladı. Hz. Ebubekir bunları önledi, duruma hakim oldu. Bir yandan da Müslüman Emirliği'nin sınırlarını genişletme yoluna gitti. Ebubekir son dönemlerine yaklaşınca kendi seçimindeki zorluğu hatırladı ve Hz. Ömer'i vasiyetname ile kendi seçip millete takdim etti.

Hz. Ömer'in halifelik zamanında İslâm memleketleri olağanüstü denecek bir hızla genişledi, zenginlik arttı.

Halbuki bir milletin içinde varlık ve zenginliğin artmasının, insanlar arasında maddiyat düşkünlüğüne ve bunun da ayaklanmalar ve bozgunlar doğmasına sebep olması bu dünyanın gerçeğidir.

İşte bu nokta Hz. Ömer'in kafasını karıştırıyordu. Bir de Hz. Ömer hatırlıyordu ki,

Resulü Ekrem, sırlarını paylaştığı yakın dostlarına şunu demişti: "Ümmetim düşmanlarına galip gelecek ve Mekke, Yemen, Kudüs, Şam'ı fethedecek ve Kısra ile Kayser'in hazinelerini bölüşeceklerdir. Fakat ondan sonra aralarında bozgunculuk, ayaklanma ve gizli düşmanlık doğarak eski durumlarına döneceklerdir."

Hz. Ömer bir gün Huzeyfetulyemani (r.a.) hazretlerine, "Deniz gibi dalgalanacak fitneyi" sorduğu zaman aldığı cevapta,

"Onun sana bir zararı olmaz. Senin zamanınla onun arasında kapalı bir kapı vardır." dedi.

Hz. Ömer sordu: "Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?"

Huzeyfe "Kırılacak" dedi. Hz. Ömer "Öyle ise kapanmaz" dedi ve vahlandı.

Gerçekten kapı kırılacaktı. Çünkü İslâm memleketleri genişlemiş, iş çoğalmıştı. Bu idare ve devlet şekli ile her yerde adaletin tam olarak uygulanması zorlaşmıştı.

Hz. Ömer bunu anlıyor, sıkılıyor ve Allah'ına yalvararak diyordu ki: "Ya Rab! Canımı al."

Ömer Birgün ağlarken sebebi sorulduğunda: "Nasıl ağlamayalım ki; FIRAT KENARIINDA BİR OĞLAK KAYBOLSA, KORKARIM Kİ ÖMER'DEN SORULUR" diye cevap verdi.

Evet, Hz. Ömer (Radiyallahüanh) artık Halifelik adı altındaki emirlik idaresinin bir devlet idaresi için yetersiz kaldığını, bir kişinin kendi faziletinde, kendi kudretinde, hatta kendi büyüklüğünde olsa bile, bir devletin idaresine yetersiz olduğunu en geniş anlamı ile anlamıştı. Hatta bu endişe ile idi ki, Ömer kendinden sonra bir halife düşünemez oldu. Yerine oğlunu bırakmasını öğütledikleri zaman, "Bir evden bir kurban yetişir" dedi.

Abdurrahman bin Avf'ı çağırdı:

"Ben seni yerime geçirmek istiyorum" dedi.

O da; "Bana kabul et diye oy ve nasihat verir misin" deyince

Ömer, "Veremem" dedi. Abdurrahman, "Vallahi ben de sonuna kadar bu işe giremem" dedi.

En sonunda Ömer, en akla yakın noktaya değindi. Emirlik, devlet ve millet işini danışma (Meşveret) yoluna bıraktı. Ömer'den sonra Hz. Peygamber'in meclisinde bulunmuş olanlarla halk, mescidi ağzına kadar doldurdu ve dindaşların yönetimini, seçtikleri bir halifeye verdiler.

Hz.Osman halife oldu. Fakat kırılmaya mahkum olan kapı artık kırılmıştı. İslâm memleketlerinin her yanında bin türlü dedikodu ve hoşnutsuzluklar başladı. Zavallı Osman güçsüz ve naçiz duruma düştü. O kadar ki, Şam Valisi Muaviye, O'nun hayatını korumak için kendi yanına çağırdı. Bunu uygun bulmayan Hz. Osman'ı korumak üzere kendi valiliğinden asker göndermeyi teklif etti. Bunların hiç birine meydan kalmadı. Her yanda ayaklanan türlü bölgelerin halkı Medine'de evinin içinde Hz. Osman'ı kuşattı. Ve muhterem eşinin yanında şehit etti. Birçok gürültülü ve kanlı olaylardan sonra Hazreti Ali (Kerremallahüveche), halifelik makamına getirildi.

Tekrarlayalım ki kapı kırılmıştı. Aynı soydan olmakla beraber Irak başka birşey, Yemen başka birşey, Suriye başka birşey ve Hicaz bölgesi de bambaşka bir şeydi.

Hicazdaki halife, Suriye'de kuvvete dayanan vali ile Sıffında (Fırat) karşı karşıya geldiler. Muaviye Hz. Ali'nin (Kerremallahüveche) halifeliğini tanımıyor ve tersine O'nu Osman'ı ölümünden suçlu görüyordu.

Görülüyor ki, Resulullahın vefatından yirmibeş yıl kadar sonra İslâm dünyasında, İslâmın en büyük kişilerinden ikisi karşı karşıya geldiler ve Halifelik iddiasıyla arkalarından sürükledikleri aynı din ve aynı soydan insanları kanlar içinde bırakmakta bir kötülük görmediler.

En sonunda, hileyi başaran, saf ve temiz olanı yendi, çoluk çocuğunu darmadağınık edip ortadan kaldırdı. Ve böylece halifelik adı altındaki İslâm Emirliği'ni yine halifelik adı ile İslâm Sultanlığına çevirdi.

Emevi saltanatı büyük istilâlar yapmakla birlikte, ancak doksan sene dayanabilmişti. Sonra Arap milleti Emevi saltanatını başından atarak yerine Abbasi devletini getirmiştir. Bu devletin başındakilere de halife derlerdi.

.....

Sultanlıkların da sonunda yıkılmaya mahkum olduklarını tarih bize göstermiştir."

Son paragrafta Atatürk'ün de dediği gibi, tarih boyunca bütün sultanlıklar ve diktatörlükler önünde sonunda yıkılmaya mahkum olmuştur ve bundan sonra da hep öyle olacaktır.