AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında "Belki biraz öne çekerek tarihini güncelleyeceğimiz seçimin önemini elbette biliyorsunuz" dedi.

Öne çekilecek seçim öncesinde Ekrem İmamoğlu hakkındaki ahmak davası onu görevden almaya yetmeyeceği için hakkında bir de terör soruşturması açılmasının ve bunun zamanlamasının önemini de elbette herkes biliyordur.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, soruşturmanın, seçim öncesinde İstanbul'un rantına el konulmasıyla ilgili olduğunu söyledi ama konunun sadece bu amaçla sınırlı olmadığı çok net...

***

Peki, gerçekte ne yapılmak isteniyor?

Tayyip Erdoğan, uzun süre Türk kimliği yerine Türkiye kimliğini getirmek için mücadele etti. Bu hedefin açıkça zikredilmesi, "çözüm süreci" denilen "çözülme süreci" sırasında daha iyi anlaşıldı ve AKP, 7 Haziran 2015 seçimini kaybetti. Bunun üzerine erken seçim kararıyla birlikte terörle mücadele başlatan Erdoğan, yeniden iktidar oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişimini de "Allah'ın lütfu" olarak değerlendirerek, tek adam sistemi demek olan Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesini sağladı.

Erdoğan, ana hedefinden kopmuş değildi... Fakat Türk kimliği ile doğrudan uğraşmak yerine dolaylı bir yol tercih etti. "21. Yüzyıl Türk yüzyılı olacaktır" sloganından bozma bir "Türkiye yüzyılı" kavramı icat etti.

Nasıl olsa, Türkiye kavramına kimse karşı çıkamazdı! Devletin ve ülkenin adına karşı çıkılabilir mi?

***

Peki Türkiye yüzyılı nasıl olacaktı?

Suriye'nin kuzeyinin boşaltılması, buradan gelen insanlara kapıların açılması ve boşaltılan topraklarda bir PKK devleti kurulması, AKP iktidarının takip ettiği dış politikanın sonucudur.

"Suriye'de Amerikan projesinin desteklenmesi"ni kastediyorum. ABD, bir taşla birkaç kuş vurmuş, AKP iktidarını kullanarak hem Türkiye'nin nüfus yapısını değiştirmiş hem de Suriye'nin kuzeyinde bir PYD/PKK devletinin alt yapısını hazırlamaya koyulmuştur...

AKP, Afganistan'ı Taliban'a teslim eden ABD'nin "rica"sını kırmamış, bu ülkenin eski ordusuna mensup askerlerin neredeyse tamamının İran sınırına kadar otobüslerle getirilip yürüyerek Türkiye'ye girmesini sağlamıştır.

Nüfusu değiştirilmekte olan Türkiye'nin Türk devlet olmaktan çıkarılmasına dayalı projenin aktif sözcülüğü görevi ise Ali Babacan ve partisine verilmiştir.

Seçimler öncesinde alandaki mayınları temizleme görevini, kendi partisini imha etmek pahasına Ali Babacan yapıyor.

Bu arada, seçimlerde Erdoğan'ın karşısına çıkabilecek ve kazanabilecek kişinin de önünün kesilmesi gerekiyordu.

***

Burada ilgin olan durum şudur: 18 Kasım 2022 tarihli yazımda belirttiğim gibi PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın "1921 Anayasası'na dönelim" görüşü, her iki ittifak tarafından benimsenmiştir! İki kanatta da bu görüş savunuluyor! Abdullah Öcalan'ın "eşit yurttaşlık" söylemi de iki tarafta da kabul görüyor... Yani seçimi kim kazanırsa kazansın, Türkiye'nin bütünlüğü, doğrudan siyasi partiler üzerinden tehdit edilecektir.

"Öyleyse, Ekrem İmamoğlu'ndan neden bu kadar korkuyorlar?" diye sorulabilir... İktidardan giderlerse, Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, her iki kanattaki "1921 Anayasası'na dönelim" düşüncesi, yeni iklimde hâkim kılınamaz. Üstelik işlenen suçların hesabı da sorulabilir. Bu sebeple Ekrem İmamoğlu'nun kazanma azmi, onları korkutuyor...

Siyasi tehditlerin, saldırıların adam öldürmeye kadar varmasının asıl sebebi de budur. Liderlik kapasitesine sahip kimseye şans tanımak istemiyorlar.

Öyle ki "Türkiye Yüzyılı" hedefinin de bu işlerle ilgili olduğunu ağızlarından kaçırıyorlar...

Arslan BULUT - Yeniçağ