Bugün köşemi meslek büyüğümüz merhum Yılmaz Çetiner ağabeyimize bırakıyorum. Alparslan Türkeş’in 4 Nisan 1997’de vefatı üzerine yazdığı bir yazıdır. Merhum Türkeş’in farklı dönemlerde nasıl farklı politikalar uyguladığı konusunda maalesef akademik araştırmalar yapılmamıştır. Yılmaz Çetiner’in “Türkeş ve Merkez sağın birleşmesi” başlıklı yazısı araştırmalar için kaynak olacak değerdedir. Aynen buraya alıyorum:

“Türkeş ve merkez sağın birleşmesi

Milliyet, 9 Nisan 1997

ALPARSLAN Türkeş’in ardından yapılan açıklamalar hiç bilinmeyen, gizli şeyler değil!.. Türkeş’in, merkez sağı birleştirme, güçlendirme ve sağlam bir iktidar kurma arzusu çok yerde konuşuluyor, olay kırık bir vazo gibi masanın üzerinde duruyordu ama nedense bir el çıkıp da bu dağılmış parçaları bir araya getiremiyordu!.. Şimdi yakınlarından ve araştırmacı yazar arkadaşımız Hulusi Turgut’un açıklamalarından öğreniyoruz... Türkeş önümüzdeki günler, inatçı, iki partinin inatçı iki lideri ile görüşüp kendisiyle beraber aynı şemsiye altında toplanma eylemini teklife hazırlanıyormuş!

Çok yazık böyle bir fırsat kaçtığı için!.. Yılmaz - Çiller çatışması bu ülkeye çok pahalıya mal oldu, bundan sonra da çıkacak faturanın bedeli meçhul!.. Evet, nasılsa bir süreç içerisinde işler yoluna girecek, huzura ve istikrara kavuşacağız ama dileriz milletçe bunun için çok yüksek bir fiyat ödemeyelim!..

Bu bakımdan, deneyimli ve en yaşlı parti lideri olan; dürüst, ülkesini ve milletini çok seven Alparslan Türkeş’in ölümü demokrasimiz için büyük şanssızlık olmuştur...

***

TÜRKEŞ Almanya’dan bir gün önce geliyor, Amasya’ya gidiyor partilileri ziyaret için... Akşam da bir dostunun çocuklarının nişanına. 80 yaşında Türkeş’in kafası hep politika ve memleket meseleleriyle dolu...

Masada yakınında oturan Köksal Toptan ile sohbet ederken görüşlerini açıklamak gereğini duyuyor, zira Toptan’ın söylediğine göre daha önce de bir dost meclisinde bir araya gelmişler, 3 saat aynı şeyleri konuşmuşlardır...

- Eğer diyor Türkeş DYP ile MHP ve ANAP bir araya gelirse güçlü bir iktidar çıkar ortaya... İstikrarlı bir 10 yıl Türkiye’nin sorunlarını halleder!..

- Efendim, bu buyurduğunuz kompozisyon Adalet Partisi demektir... Oyların yüzde 51’i demektir...

Köksal Toptan’ın bu sözlerine karşı Türkeş gülüyor...

- Elbette diyor ben de bunu söylemek istiyorum!..

Yine bir başka örnek; Edirne milletvekillerinden biri, DYP’liymiş ANAP’a geçmiş... Türkeş bu zatı soruyor... Köksal Toptan durumu tekrarlayınca, Türkeş tebessüm ediyor.

- Onun babası da bizim partinin ilçe başkanıydı.. Şu dağınıklığı görüyorsunuz ya, diyor... Baba, oğul, kardeş merkez sağ partiler nasıl dağılmış... Onları toparlamak lazım...

***

ALPARSLAN Türkeş’in koyduğu teşhisle, parti programında yaptığı değişiklikler, yumuşamalar MHP’yi gittikçe merkez sağa doğru yaklaştırıyordu... Üstelik, MHP’li kitleler sandık başlarında oylarına sahip çıkan sağlam vatandaşlardı... Refahçıların en çok çekindikleri, bu devlete sadık, bilinçli milliyetçi ve muhafazakar MHP’liler olmuştur...

Gayet mantıklı, yumuşak ve yapıcı konuşmalarıyla göze çarpan oğlu Tuğrul Türkeş’in geçenlerde söylediği gibi, “MHP’lileri artık, bıyıkları dudaklarından aşağı sarkan vatandaşlar olarak görmemek lazımdı... Onlara partinin bir rengi, havası denilebilirdi...

Türkeş’ten sonra bugün açık ve seçik olarak durum çıktı ortaya... Merkez sağda iki milyondan fazla (oyların yüzde 8’i) oyları olmasına rağmen Meclis’e giremeyen MHP kadroları ve temsil edilemeyen vatandaşlar gayet olgun ve yapıcı davrandılar...

Yapılacak ilk seçimlerde, DYP’nin veya ANAP’ın MHP’ye el uzatacağı muhakkak!.. Daha önce oyların yüzde 8’ini alan MHP’nin bu kez en az yüzde 10 oy alarak barajı aşmak ihtimali çok yüksek!.. Çünkü; sağı birleştirici ve akılcı gayretleriyle istikrar arayışları ve yapıcı tutumuyla Alparslan Türkeş, fevkalade olumlu bir Meclis dışı muhalefet sınavını verdi... Kazandı ama sonucunu göremeden gözlerini yumdu...

Merkez sağ kadroların inşallah akılları başlarına gelir, MHP’yi de aralarına alarak aynı çatı altında buluşur, ülkeye huzur ve istikrar getirirler...”

NOT: Bu yazıyı okurken, 1990’lı yılların yelpazedeki aşırı parçalanma yüzünden nasıl “kayıp yıllar” olduğunu, Türkiye’nin neler kaybettiğini hatırlamak gerekir.