Son günlerde sosyal medyada yaşanan tartışmalara bakıyorum.
Bir sanatçı için edilen geçmiş olsun veya rahmet dileği...
Bir komedyenin sahnede yaptığı bir mizah...
Bir gazetecinin cümlesi...
Bir futbolcunun paylaşımı...
Bazen tek bir fotoğraf...
Bazen tek bir kelime...
Henüz olayın ne olduğu bile anlaşılmadan milyonlarca insan safını belirliyor.
Sorular sorulmuyor.
Bilgi araştırılmıyor.
Bağlamı merak edilmiyor.
Sadece "bizden mi, onlardan mı?" sorusu soruluyor.
Muhakeme yerini kabile refleksine bırakıyor.
İnsan zihni hızlı karar vermeyi sever.
Bu biyolojik bir korunma içgüdüsünün gerçekliğidir.
Fakat medeniyet dediğimiz şey, ilk refleksimizi doğru kabul etmek değil; onu denetleyebilmektir.
Çünkü ilk öfkemiz her zaman doğru değildir.
İlk alkışımız da...
İlk nefretimiz de...
İlk coşkumuz da...
İlk yargımız da...
Doğru nedir diye soruyor ve fikir namusuyla gerçekliği arıyorsak;
Hoşumuza gitmeyen bilgiyi peşinen reddetmemek demektir.
Kendi mahalleni de eleştirebilmek demektir.
Karşı mahalleyi anlamaya çalışabilmek demektir.
Delille, bilgiyle kanaati birbirine karıştırmamaktır.
Kanaatini, kimliğinin esiri hâline getirmemektir.
Belki de en önemlisi...
Yanılıyor olabileceğini hiçbir zaman unutmamaktır.
Bugün toplum olarak en büyük problemimiz kötü niyet değildir.
İnsanlar çoğu zaman kötülük yapmak için değil, doğru olduğuna inandıkları yanlışlar uğruna birbirlerine acımasızca zarar verirler.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Biz çocuklarımıza iyi insan olmayı öğretiyoruz.
Doğru sözlü olmayı...
Yardımsever olmayı...
Adaletli olmayı...
Bunların hepsi kıymetlidir.
Ama bir şeyi ihmal ediyoruz.
Doğru düşünmeyi öğretmiyoruz.
Oysa düşünmeyi bilmeyen bir insan, iyi niyetini bile yanlış yerde kullanabilir.
Çünkü sağlam karakter, sağlam muhakemeyle birleşmediğinde kolayca manipüle edilir.
Belki de yeni yüzyılın en büyük vatandaşlık görevi budur:
Düşünmeyi öğrenmek ve muhakeme ahlakı.
Bir haberi paylaşmadan önce durabilmek...
Bir videoyu izlerken bağlamını merak edebilmek...
Hoşumuza giden iddiaları bile sorgulayabilmek...
Karşı tarafın söylediği doğruyu teslim edebilmek...
Kendi tarafımızın yaptığı yanlışı da cesaretle dile getirebilmek...
İşte gerçek entelektüel dürüstlük budur.
Çünkü hakikatin bir mahallesi yoktur.
Gerçeğin bir partisi yoktur.
Aklın kör taraftarlığı olmaz.
Düşünmeyi öğrenmek ve muhakeme ahlakı, insanın önce kendi zihnine karşı dürüst olabilmesidir.
Belki de bütün ahlakların başlangıç noktası tam burasıdır.
Çünkü iyi insan olmadan önce, iyi düşünen insan olmak gerekir.
Zira kötü muhakeme, en iyi niyetleri bile yanlış sonuçlara götürebilir; sağlam muhakeme ise, farklı görüşlere sahip insanları ortak bir hakikat arayışında buluşturabilir.
Düşünmeyi öğrenmek, yalnızca daha zeki olmak değildir.
Daha adil, daha mütevazı ve daha vicdanlı bir insan olmayı öğrenmektir.
İlkel dürtülerimizin yansıması olarak her türlü kötülük ve zulmün yaşandığı bir dünyada insanlığın bugün çıkış yolu için en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur; DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK VE MUHAKEME AHLAKI...
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü


