Türkiye'nin AB hayali ve hedefi ile yaptığı düzenlemeler bir bir meyvelerini vermekte işin içinden çıkılmaz hal almaya devam etmektedir.

Bir milletin ahlaki ve manevi değerlerini yok ederseniz o milletin yok olması için engel kalmamış demektir. 
Aliya İzzet Begoviç'in veciz ifadesi ile "savaş cephede değil düşmana benzeyince kaybedilir.”

Batıyı saran ahlaki çöküş bizim kapımızı zorlamaya başlamıştır.

LGBT faaliyetleri alenileşmiş, özgürlük adı altında insanlığı tehdit eder duruma gelmiştir.

LGBT’li oluşumların alenileşmesi ve “bireyin kendi cinsini belirleme özgürlüğüne sahip olmalı" saçmalığının özgürlük olarak dayatılması sonucu ile karşı karşıyayız.

Eşcinsellerin önümüzdeki günlerde Türkiye'de çeşitli etkinlikler yapmaya hazırlandıkları yolunda haberler duymaktayız.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim.

Devlet fiziksel ve ruhsal sağlığa zararlı olan şeylerden vatandaşını korumak zorundadır.
Dolayısı ile çocuklara gelişimleri sırasında milli manevi değerleri  vermek, ruhen ve bedenen sağlıklı toplum oluşturmak gerekmektedir. Eşcinsel lobilerin telefon, tablet ve bilgisayar üzerlerinden çizgi filmler oyunlar ile çocuklar üzerindeki menfi etkilerini ortadan kaldırmak için yasal tedbirler de dahil her türlü önlem alınmalıdır.

Ayrıca eşcinsellik empoze edilmeye çalışıldığı gibi genetik değildir.

Türk halkının manevi değerlere sahip olduğunu düşündüğü ve onun için desteklediği bir iktidar tarafından yönetildiği son yirmi yılın sonunda, eskilerin deyimi ile "başımıza taş yağmadığına şükredelime” gelindiği günleri yaşamaktayız.

Antalya Serik’te bir öğrencinin Kur'an’la top oynamasıyla cahiliye dönemi müşriklerini sollayan durumunu görünce bize ne oldu böyle demeden yapamıyoruz.

Durum vahimdir!

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen pek çok batılı ülkenin bile imzalamadığı, imzalayan ülkelerin de şerh düşerek imzaladığı fakat ne hazindir ki bu iktidar tarafından getirilen ve toplumun büyük tepkisi sonucu kaldırılan sözleşmeyi iktidara alternatif olduklarını iddia eden CHP ve İP başkanlarının kaldırmayacaklarını, tekrar getireceklerini her vesile ile ifade etmekte oldukları işte o sözleşmenin imzalanmasından sonra AB ilerleme raporları ve talepleri doğrultusunda yapılan yasal düzenlemeler halen yürürlüktedir.

Zinanın yasak olmaması, erken evlilik denilerek binlerce ailenin perişan edilmesi, domuz etinin kasaplık sayılması, cinsiyet eşitliği (insanların eşitliği değil) gibi.

Yeri gelmişken ifade etmek isterim, ekonomik alanda da, özelleştirmeler furyası ile; Yem, et, süt, çimento, demir, kağıt ve şeker fabrikaları ibret alınacaksa şayet ülkemizde sadece şeker üzerinden ne operasyonlar çekmek istediler. Yapılan özelleştirmelerin ne kadar tehlikeli sonuçlara gebe olduğunu göstermesi bakımından ilginç değil mi?

Elektrik dağıtımının özelleşmesinin sonuçlarından en basit görüneni ise vatandaşa maliyetinin yüzde otuzlar civarında bir yük getirdiği enerji fiyatlarının anormal yükselişi sırasında derinden hissettirmiştir. Petrol rafinerisi, demir, çelik, çimento, yem vs gibi alanlarda yapılan özelleştirmeler bugün ülkenin ayağına dolanmış prangalardır. Ve halkın özelleştirme sonuçlarından doğan ekonomik kıskaç altında inim inim inlemesi sonucunu doğurmuştur. Hatta şayet iktidar seçimleri kaybederse AB muktesebatı ilerleme görüşmelerinde maddi manevi alanlarda yapılan düzenlemelerin sonuçlarının olacağına kimsenin şüphesi olmasın.

Hatadan dönmek erdemdir.

Bu yanlışlardan derhal dönülmeli ve tedbirler alınmalıdır. AB ülkeleri İstanbul Sözleşmesi, özelleştirme gibi dayatmaları kendileri yapmamışlardır.

Sorumlu mevkilerde bulunanlar, eğitimciler, yazarlar, çizerler toplumu şekillendiren basın yayın gibi alanlarda bulunanlar sorumlulukla hareket etmelidir.

Zaman hızla geçmekte insan için yolun sonu görünmektedir. İnsan fanidir. Makamlar geçicidir.
Baki olan gök kubbede hoş bir sada bırakabilmektir. 
Bütün bunlar olurken insanın kendi şahsi meseleri ile gününü gün etmesi sonucunda  dünyevileşmek ile karşı karşıya kalmıştır.

Son zamanlarda hekimlerimizin bir bölümü tası tarağı toplayıp daha fazla maaş veren ülkelerin yolunu tutmuşlardır. Tıp eğitimi devlete en yüksek maliyeti olan eğitim alanlarından birisidir. Devlet kendi evlatlarını yıllarca eğitmiş, milletin vergilerini hekim yetişsinler diye öğrencilere vermiş, o öğrencilerden bazıları kendi milletine hizmet etmek yerine üç beş kuruşa tenezzül edip ülkeyi terketmekteler. Ülkemiz ve dünya zor zamanlardan geçmektedir. Böyle bir zamanda fedakarlık yapılmayacak da ne zaman yapılacak? Bu hekimlerin maddi külfetini bu millet çekmiştir.

Dünyevileşmek! Kendi çıkarını millete hizmetin çıkarından önüne  almak ne derece doğrudur?
Öte yandan böyle davrananları haklı bulmak da ayrı bir garabettir.
Kimse demiyor ki yahu oturun oturduğunuz yerde sizi bu millet hekim yaptı millete borcunuz var!

Dünyevileşmek! 

Maddi çıkarları ön plana çıkarmak, hayatımızı hem yaşanmaz hem de yaşadıklarımızdan şimdi değilse(!) de hesap günü utanmamıza sebep olur.

Geldiğimiz noktada ise; sekülerizm/ dünyevileşmek ile bir ömür mücadele ettiğimizi sanmışız! Maalesef bir de bakmışız ki sekülerizm her yanımızı sarmış.
Ne söyleyeyim bilemedim.
Nutkum tutuldu. 
Sözün bittiği yere doğru hızla yol almaktayız.

Müslüman Türk milletinin çocukları LGBT tehlikesinde olması, bir öğrencinin Kur'an'ı kerim ile top oynaması gerçekten hüzün vericidir.

Allah idrakimizi artırsın.
Sonumuzu hayreylesin

Vesselam

Halis Özdemir