1996 yılında İstanbul’da düzenlenen milletlerarası Habitat toplantısına katılmıştık. Oturum aralarında yerli ve yabancı iştirakçilerle temas imkanı doğuyordu. Verilen bir arada ABD Dış İşleri Bakanlı’ğı mensubu aslen Güney Koreli biriyle görüşmüştük. Adam şunları söylemişti: “Ben Güney Koreli’yim; kendi örf ve adetlerimi, geleneklerimi yaşarım ve yaşatırım. Evimde kendi mutfağımı uygular; musikimi dinlerim ama ben ABD vatandaşıyım ve Amerikan’ım. Bundan da son derece mutluyum ve gurur duyuyorum.”
Sözde Ermeni iddialarının savunucusu ve ASALA’nın avukatlığını yapan bir zat vardı; geçenlerde öldü: Patrick Devedjian… Bir değerli yazarımızla (Sayın Banu Avar) bir ara görüşmüşler. Malum avukata 1915 olayları ile ilgili ne düşündüğü sorulmuş. Cevabı ilgi çekici: “Ermeni değilim; Fransız’ım, burası ulus devlet ve ben de Fransız yurttaşıyım. Yani Fransız’ım.”
Görüldüğü gibi kimse milli kimliğini ne dışlıyor; ne de etnik sıfatına rakip gibi görüyor. Bu örnekler çok yaygın ancak bizde biraz farklı düşünmeye insanlarımız zorlanıyor. Türkiye’de milli devletten ve milli kimlikten rahatsız olanlar var. Kendileri hiç de rahatsız edilmemiş olmalarına rağmen… Yapılan ciddi birçok araştırmada Türklüğü yani Türk milletine mensup olmayı reddedenler %5-8 arası çıkıyor. Etnik gurup sayılarını ve oranlarını şişirme hastalığı ise sürüyor. Gurubun sayısından çok o etnik guruba mensup insanların ne ölçüde kendilerini Türk Milletine mensup hissetmeleri önem taşır. Ancak unutulmamalı ki; burası Türkiye’dir, Türklerin ve kendisini Türk olarak hissedenlerin vatanıdır. Kafası karışık veya dıştan kumandalı bazılarına tavsiyemiz T.C. vatandaşlığını kirletmemektir. Kimseyi zorla vatandaşlıkta tutmuyoruz. Bir dosya kağıdını kullanarak bizlerden uzaklaşabilirler. ABD’de va bazı Avrupa ülkelerinde “ya sev, ya terk et” yazısının parklara kadar yazılmış olması sebepsiz değildir.
Süleyman Uluocak
Süleyman Uluocak


